Soru

Şiddet-i Zuhurdan Gizlenme

Münacat Risalesi'nde geçen "Ey şiddet-i zuhurundan gizlenmiş ve ey kibriya-yı azametinden tesettür etmiş olan Sâni-i Hakîm ve Hâlık-ı Rahîm" sözünü izah edebilirmisiniz?

Tarih: 9.07.2009 00:00:00
Okunma: 5741

Cevap

Bu cümlede iki cümlecik var.

"Ey şiddet-i zuhurundan gizlenmiş" cümleciğinde kasdedilen mana, zatının gözlerden gizlenmesi değildir. Çünkü zatını gözlerden gizleyen şiddet-i zuhuru değil, hadisin ifadesiyle yetmiş bin nurani perdeleridir. Kasdedilen mana, varlığının ve her yerde onun icraatte olduğunun fark edilememesidir. Bu icraat ve tasarruf o kadar şiddetli ve zahir ki, şiddetinden görünmüyor demektir. Mesela nasıl ki güneşe baktığımıda gözümüzü alıyor ve bundan dolayı gözümüzü güneşten kaçırıyoruz. Eğer güneş, şimdi bize görünen halinden daha büyük ve daha fazla ışığı olsaydı. Güneşe hiç bakamaz ve göremezdik. Buna güneşin şiddetli zuhurundan dolayı gizlenmesi denilebilirdi. 

İmam-ı Gazali (ra) Esma-i Hüsna şerhinde "Zahir" isminin izahında bu konuya mealen şöyle  açıklık getirmektedir:

Zahir görünen demektir. Allahu Teala her yerde sanatları ve icraatleriyle kendini göstermektedir. Öyle ki onun eseri olmayan hiç bir şey, hiç bir mekan yoktur. Böyle olduğu için varlığı çok açık olduğu halde görünmez olup gizlenmiştir. Çünkü;

Eşya zıttıyla bilinebilir. Işığı biliyorsak bunun sebebi karanlığın varlığıdır. Karanlık hiç olmasaydı, ışık olduğu halde insanlar onu anlayamaz, gördüğü halde gördüğünü bilemezdi.

İşte bu sebeble, Allah her yerde varlığını çoklukla gösteren icraatlerde bulunduğu ve onun eseri olmayan şeyler bulunmadığı için insanın zıttıyla kıyaslama yapmasına imkân kalmamıştır.

Yani 'şunlar Allah'ın sanatları, şunlar ise tesadüf eseri' diyerek farkı anlayacağı bir zıtlık kâinatta yoktur. Bu hal sebebiyle, Allah cc. olağanüstü eserleriyle kendi varlığını çok şiddetli bir surette gösterdiği halde insanlar onun varlığından gafil olabilmektedirler.

"Kibriya-yı azametinden tesettür etmiş" cümleciğindeki mana ise nihayetsiz büyüklüğünden dolayı gizlenmiş demektir. Burada kasdedilen,  Allahu Teala'nın zatının sonsuz büyüklük ve yüceliğidir. Malum olduğu üzere, bir şeyin sınırları belli değil ise, biz onun ne olduğunu bilemez, tam olarak anlamlandıramaz ve göremeyiz. Nitekim yüce Allah'ın zatı ve isim ve sıfatları mutlak ve nihayetsiz olduğu için bize gizlenmiştir. Üstad Bediüzzaman hazretleri bu noktada şu izahı yapmıştır:  "mutlak(sınırsız) ve muhît(kuşatıcı) bir şeyin hududu(sınırı) ve nihâyeti olmadığı için, ona bir şekil verilmez. Ve üstüne bir sûret ve bir taayyün vermek için hükmedilmez. Mâhiyeti ne olduğu anlaşılmaz. Meselâ, zulmetsiz(karanlıksız), dâimî bir ziyâ(ışık), bilinmez ve hissedilmez. Ne vakit hakîkî veya vehmî bir karanlık ile bir hat çekilse, o vakit bilinir. İşte Cenâb-ı Hakk’ın ilim ve kudret, Hakîm ve Rahîm gibi sıfât ve esmâsı muhît, hududsuz, şerîksiz olduğu için onlara hükmedilmez ve ne oldukları bilinmez ve hissolunmaz.

Mesela şu anda güneş semada bize görünüyor. Çünkü sınırları belli olarak güneşi görebiliyoruz. Eğer güneş sınırlarını bilemeyeceğimiz şekilde büyük olsa, aynı zamanda baktığımız ve gördüğümüz her yeri kaplasa idi, baktığımız ve gördüğümüz her yer güneş olurdu. Ama biz şiddet-i zuhurundan ve her yeri kaplamasından dolayı güneşi göremezdik. Bunun gibi Yüce Allah ta her yerde ism ve sıfatlarıyla hazır ve nazırdır. Fakat nihayetsiz büyüklüğünden dolayı gizlenmiştir.

Dünya o yüceliğin görünmesini kaldıracak kabiliyetten yoksundur. Bu yüzden Musa as. Allah'tan kendisine görünmesini dilediğinde, Allah dağa tecelli etti ve dağ buna tahammül edemeyip paramparça oldu.

Fakat nur alemi olan Cennet'te Allah müminlere bu kabiliyeti verecek ve orada aradaki perdeler kalktığında müminler Allah'ı görmekle şereflenecekler inşaallah.

 

Ayrıca bakınız.

https://risale.online/soru-cevap/allahi-neden-goremiyoruz


Etiketler

Alâkalı Sorular

Yorum Yap

Yorumlar