HADİSİN SIHHATİ
Bahsedilen hadis şöyledir:
الظَّالِم عدل الله فِي الارض ينْتَقم بِهِ ثمَّ ينْتَقم مِنْهُ
Zâlim, yeryüzünde Allah’ın adâletidir. Allah onunla (başkalarından) intikâm alır. Sonra, ondan da intikâmını alır.1
Zerkeşi bu rivayetin zayıf olduğunu ancak iki farklı sahih hadisin bu manayı desteklediğini söylemektedir. 2 Buna göre manayı destekleyen hadisler şöyledir:
Müslüman kimseden başka hiç kimse cennete giremez. Dolayısıyla Allah, bu dini, fâcir/günahkâr bir adamla da destekler.3
Hiç şüphesiz Allah zâlime mühlet verir. Onu yakalayınca da kaçmasına fırsat vermez.4
Sehâvî de, bu sözün lafız olarak değil mana itibarıyla rivayet edildiğine işaret etmiştir. Suyuti ve Sehâvî Taberânî’nin Câbir’den rivayet ettiği şu manayı nakletmişlerdir:
Allah diyor ki: Ben buğz ettiklerimden yine buğz ettiklerim vâsıtasıyla intikam alır, sonra da her birini cehenneme yollarım.5
Malik b. Dirar Hazretleri ise aşağıdaki âyetin bu hadisin manasını desteklediğini ifade etmektedir.6
İşte böylece kazanmakta oldukları (günahlar) yüzünden, zâlimlerin bazılarını bazılarına dost ederiz. 7
Görüldüğü gibi hadis zayıf olsa da manasını doğrulayan bir çok hadis ve âyet bulunmaktadır. Dikkat edilmesi gerekir ki zayıf hadis uydurma demek değildir. Bir hadisini hükmünün zayıf olması onun doğru olmadığına delil olmaz. Çünkü âlimlerimiz zayıf hadisle itikada temas etmeyen konularda amel edilir denilmiştir.
Bu konuda ayrıntılı bilgi için lütfen bakınız:
Zayıf Hadisler Konusunda Ne Yapmalıyız
HADİSTE ANLATILMAK İSTENEN HAKİKAT NEDİR?
Bu hadis, doğru bir imanî çerçeveye oturtulduğunda Kur’an ve sahih sünnetle çelişmeyen kader–irade dengesini anlatır. Dikkat edilmelidir ki bu sözle kastedilen şey asla zulmün meşrulaştırılması veya zalimin âdil ilan edilmesi değildir. Zira Kur’an açık bir şekilde Allah’ın zulümden münezzeh olduğunu bildirir. Zulüm, hangi şart altında olursa olsun, insan fiili olarak haramdır ve zalim, yaptığı fiilden dolayı sorumludur. Burada “adalet” nispeti, zalimin fiiline değil, kaderin o fiil üzerinden yürüttüğü ilahî hükme yöneliktir.
Bir olayda hem insan iradesinin hem de kaderin birlikte rol alması mümkündür. İnsan, niyet ettiği ve kastettiği fiilden mesuldür; kader ise ortaya çıkan neticeyi, daha geniş bir adalet ve hikmet çerçevesinde değerlendirir. Bu sebeple bir zulüm, insan açısından açık bir haksızlık ve günah iken; kader açısından, kişinin geçmişte işlediği bilinmeyen hatalara karşılık bir ikaz, bir keffaret veya bir imtihan olabilir.
Allah, bazen toplumları veya fertleri, kendi hatalarının bir sonucu olarak zalimlerin eliyle imtihan eder. Zalim, bu noktada ilahî adaletin kendisi değil, ona perde olan bir sebeptir. Yani zulmü yapan kişi, bilerek ve isteyerek suç işler; fakat o zulmün bir netice doğurmasına izin verilmesi, kaderin hikmetli takdiridir. Kur’an’da, zalimlerin birbirine musallat edilmesinin, insanların kendi yaptıklarının bir karşılığı olduğu açıkça ifade edilir. Zalim, başkalarına dokunurken farkında olmadan bir kader hükmüne hizmet edebilir; fakat bu, onu sorumluluktan kurtarmaz. Bilakis, yaptığı zulüm sebebiyle daha ağır bir hesaba muhatap olur. Bediüzzaman Hazretleri bu meseleyi şöyle izah eder:
Hem nasıl kader-i İlâhî, netice ve meyveler i‘tibâriyle şerden ve çirkinlikten münezzehtir. Öyle de, illet ve sebeb i‘tibâriyle dahi, zulümden ve kubuhtan mukaddestir. Çünki kader, hakîkî illetlere bakar, adâlet eder. İnsanlar zâhirî gördükleri illetlere hükümleri binâ ederler, kaderin ayn-ı adâletinde zulme düşerler. Meselâ, hâkim seni sirkatle mahkûm edip hapsetti. Hâlbuki sen sârik değilsin. Fakat kimsenin bilmediği gizli bir katlin var. İşte kader-i İlâhî dahi seni o gizli katlin için mahkûm edip, adâlet etmişdir. Hâkim ise, sen ondan ma‘sûm olduğun sirkate binâen mahkûm ettiği için zulmetmiştir. İşte şey-i vâhidde iki cihetle kader-i İlâhînin adâleti ve insan kesbinin zulmü göründüğü gibi, başka şeyleri buna kıyâs et. Demek kader-i İlâhî ve îcâd-ı İlâhî , mebde’ ve müntehâ, asıl ve fer‘, illet ve netîceler i‘tibâriyle şerden ve kubuhtan ve zulümden münezzehtir.8
Misale göre bir hâkim, herhangi birini hırsızlık suçuyla mahkûm edip hapse atıyor. Hâlbuki o kişi bahsedilen suçu işlemedi; yani hırsızlık açısından masum. Bu noktada hâkimin hükmü, insanî ölçülerle bakıldığında açık bir zulümdür. Çünkü, işlemediği bir suçtan dolayı cezalandırmıştır. Ancak işin bir de kader cephesi vardır. O kimsenin kimsenin bilmediği gizli bir cinayeti bulunmaktadır. İlâhî kader, onu hırsızlık suçundan değil, o gizli cinayetin karşılığı olarak hapishaneye sokmuştur. Bu sebeple kader açısından ortada bir zulüm değil, tam bir adalet vardır.
Zerkeşi, Tezkire fi’l Ehadisi’l Müştehire, Darul Kütüb’l İlmiyye, Beyrut 1986, s. 184
Zerkeşi, Tezkire fi’l Ehadisi’l Müştehire, Darul Kütüb’l İlmiyye, Beyrut 1986, s. 184
Buhârî, Meğâzî 38, Cihad 182, Kader 5; Müslim, İman 177 (111)
Buhârî, Tefsîru sûre (11); Müslim, Birr 61
Necmeddin el-Gazi, İtkan, el- Faruku’l Hadis, Kahire 1995, s. 344
Acluni, Keşful Hafa, Mektebetü’l Asriyye, b.y, 2000, c.1, s. 57
En’am, 6/129
Bediüzzaman Said Nursi, Tılsımlar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 82

