İlgili metin şöyledir:
Eğer sevgili Üstâdımız , iktirân ta‘bîr edilen iki ni‘metin beraber geldiğini daha evvel bize îzâh etmemiş olsa idi, çok minnetdârlıklarımızı kalplerimize tercüman olan kalemlerimizden okuyacaklardı.1
Buradaki ifadeden anlaşıldığı üzere, Bediüzzaman Hazretleri bu iki ni‘meti daha önce başka bir mektupta izah etmiş; aynı yerde “iktirân” tâbirini de açıklamıştır. Evvela iktirânı şöyle tarif eder:
Esbâb-ı zâhiriyeyi perestiş edenleri aldatan, iki şeyin beraber gelmesi veya beraber bulunması ki, buna iktirân ta‘bîr edilir, birbirine illet zannetmeleridir.2
Esbâb-ı zâhiriye: Görünen sebepler, dış dünyada görülen vasıtalar.
Perestiş edenler: Taparcasına bağlananlar, aşırı önem verenler.
İktirân: İki şeyin birlikte bulunması, beraber meydana gelmesi.
İllet: Sebep, bir şeyin meydana gelmesine hakikî tesir eden unsur.
Görünüşteki sebep ve vesilelere fazla ehemmiyet verenler, iki nimetin beraber gelmesini ifade eden iktirânı hakikî sebep zannederek o vesileye lüzumundan fazla kıymet verir ve aldanırlar. Mektubun devamında bu konuyu Üstad Hazretleri şu şekilde izah ediyor:
Risâle-i Nûr şâkirdleri içinde Cenâb-ı Hakk’ın ni‘metlerine mazhar bazı zâtlar Husrev ve Re’fet gibi, iktirânı illetle iltibâs etmişler, Üstâdlarına fazla minnetdârlık gösteriyorlardı. Hâlbuki Cenâb-ı Hak, onlara ders-i Kur’ânîde verdiği ni‘met-i istifâdeyi ve Üstâdlarına ihsân ettiği ni‘met-i ifâdeyi beraber kılmış, mukārenet vermiş. Onlar derler ki: Eğer Üstâdımız buraya gelmese idi, biz bu dersi alamazdık. Öyle ise onun ifâdesi, istifâdemize illettir. Bende derim: Ey kardeşlerim, Cenâb-ı Hakk’ın bana da, sizlere de ettiği ni‘met beraber gelmiş. İki ni‘metin illeti de rahmet-i İlâhiyedir.''3
Hz. Üstad, başta Husrev Efendi ve Re’fet Bey olmak üzere bazı talebelerinin kendisine karşı duydukları muhabbet ve minnettarlığa dikkat çekmektedir. Talebelerde şu his meydana gelmiştir: Kur’ân hakikatlerini Hz. Üstad’dan ders aldık; bu kadar imanî feyze onun vesilesiyle mazhar olduk. Öyleyse ona çok büyük bir minnet borcumuz vardır.
Fakat Hz. Üstad, bu samimî hissi tashih ederek meselenin hakikatini ders verir: Kendisine fazla minnettarlık gösterilmemelidir. Çünkü hem istifade ni‘metini, hem de ifade ni‘metini ihsan eden Cenâb-ı Hak’tır.
Hz. Üstad, benzer bir iltibasın bir vakit kendisinde de bulunduğunu; fakat daha sonra bunun iktirân olduğunu anlayarak tashih edip düzelttiğini şöyle ifade eder:
Ben de sizin gibi iktirânı illetle iltibâs ederek, bir vakit Risâle-i Nûr’un sizler gibi elmas kalemli yüzer şâkirdlerinden çok minnetdârlık hissediyordum ve diyordum ki: Bunlar olmasa idi, benim gibi yarım ümmî bir bîçâre nasıl hizmet edecekti. Sonra anladım ki, sizlere kalem vâsıtasıyla olan kudsî hizmetten sonra, bana da bu hizmete muvaffakıyet ihsân etmiş. Birbirine iktirân etmiş. Birbirinin illeti olamaz. Ben size teşekkür değil, belki sizi tebrîk ediyorum. Siz de bana minnetdârlığa bedel, duâ ve beni tebrîk ediniz.4
Yani bir zamanlar ben de sizin gibi düşündüm. Risale-i Nur'un neşrinde büyük hizmetleri bulunan siz fedakâr talebelere karşı çok minnettarlık duyuyor ve 'Bu kardeşlerim olmasaydı bu hizmet nasıl yapılacaktı?' diyordum. Fakat sonradan anladım ki, sizin kalemle yaptığınız hizmet de, benim bu hizmette başarılı olmam da Allah'ın ayrı ayrı ihsan ettiği nimetlerdir. Bunlar birlikte meydana gelmiştir; fakat biri diğerinin sebebi değildir. Bu sebeple ben size teşekkür etmiyorum, bilakis bu hizmete mazhar olduğunuz için sizi tebrik ediyorum. Siz de bana minnettar olmak yerine dua edin ve Allah'ın beni bu hizmette istihdam etmesinden dolayı tebrik edin.
Bu mektupta zikredilen iki ni‘met kısaca şudur:
Birinci ni‘met, Hz. Üstad’a ihsân edilen "ni‘met-i ifâde"; yani Kur’ân hakikatlerini ders verip îzâh edebilmesidir. İkinci ni‘met ise talebelere ihsân edilen "ni‘met-i istifâde"; yani o derslerden istifâde edip feyiz almalarıdır. Bu iki ni‘met beraber verilmiştir; fakat biri diğerinin hakikî sebebi değildir. Her ikisinin illeti de rahmet-i İlâhiyedir.
Bediüzzaman Said Nursi, Seçme Lahikalar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2024, Lahika 32, s. 77.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 140.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 141.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 141.

