Peygamber Efendimizin (sav) sakal-ı şerifi, hırkası veya başka bir eşyası ile bereketlenmeye putçuluk diyenler var. O'nu methetmeye, O'nu vesile ederek yardım istemeye şirk diyenler var. Bu konuyu açıklar mısınız? Sakal-ı Şerif'i ziyaret etmek, bereket vesilesi yapmak caiz midir? Hem bu zamana kadar asırlardır nasıl muhafaza edilmiştir?
Sakal-ı Şerif Nedir?
Resûl-i Ekrem’in (sav) saç ve sakalından günümüze ulaşan teller İstanbul Topkapı Sarayı Müzesi Mukaddes Emanetler Dairesi ile dünyanın çeşitli yerlerindeki cami ve evlerde “lihye-i saâdet, lihye-i şerif, sakal-ı şerif” adı altında muhafaza edilmektedir. Her ne kadar bunlara genelde sakal (lihye) deniliyorsa da büyük bölümü saç telidir.[1] Yani sakal-ı şerif aslında Hz. Peygamber‘in (sav) hem saç hem de sakal tellerinden ibaret olduğunu belirtmekte yarar vardır.
Sakal-ı Şerif’in Berekete Vesile Olması ve Ziyaret Edilmesi Caiz Midir?
Evvela unutulmamalıdır ki tesir-i hakikî ancak Cenab-ı Hakk’ın izni ve iradesiyle gerçekleşir. Bu mübarek sakalların bir yaratma, etki etme vb. şeyleri yapması mümkün değildir. Ondaki bereket, fazilet ve ikram Allah’ın izin ve iradesiyle gerçekleşir. Peygamberimizin (sav) hürmetine, hatrına, şerefine Rabbimizin güç ve kuvvetiyle gerçekleşen hadiselerdir. Bu şekilde inanıldığında elbette ki caizdir. Nitekim bu hususta sahabeden birçok rivayet vardır;
1) Enes b. Mâlik‘in torunu Sümâme şöyle der: Dedem Enes b. Mâlik (r.a.), doksan küsur sene yaşadı ve bu emaneti muhafaza etti. Vefat ederken Resûlullah‘dan intikal eden ve aralarında saç tellerinin bulunduğu güzel kokuları cenazesinde kullanılmasını vasiyet etti. Bu güzel kokular, dedemin teçhiz ve tekfininde cesedine ve kefenine sürüldü.[2]
Görüldüğü gibi Enes b. Malik -ki çocukluğundan itibaren Efendimizin (sav) dizinin dibinde yetişmiştir- vefat ettiği zaman aralarında Efendimiz’in (sav) saç telleri bulunduğu güzel kokuları cenazesinde kullanılmasını vasiyet etmiştir. Buharide geçen bu riavyete göre sahabe’nin bu şekilde bir uygulaması mevcuttur.
2) Osman b. Abdullah b. Mevheb'in bir başka rivayeti şöyledir: Aile fertlerim beni Ümmü Seleme validemize gönderdiler ve içinde Resûlullah'ın saç tellerinin bulunduğu fanusu getirmemi istediler. Bizden birisine göz değdiği yahut bir rahatsızlık isabet ettiği zaman, Ümmü Seleme validemize giderler; ondaki Resûlullah'a ait saç tellerinin bulunduğu bu fanusu talep ederlerdi. Ben fanusa dikkatlice baktım ve içinde Hz. Peygamber'e ait kırmızımtırak bir saç teli gördüm.[3]
3) İshâk b. Abdullah b. Ebî Talha rivayetinde ise Ümmü Süleym‘in Hz. Peygamber‘e şöyle dediği kaydedilmiştir: “Ey Allah‘ın Resûlü! Çocuklarımız için bunun bereketini umuyoruz. Hz. Peygamber de ona ‘İsabet ettin.’ buyurur ve izin verir.[4]
Yine bu rivayetlere göre sahabe bir rahatsızlığa uğradığı vakit şifa bulmak niyetiyle Allah’ın izin ve iradesiyle Peygamberimizin (sav) sakal-ı şeriflerini kendilerine vesile yaparak onun bereketinden faydalanmışlardır. Hatta Peygamberimizin (sav) “İsabet ettin” cümlesi de Sevgili Peygamberimizin (sav) bu uygulamayı onayladığını ifade etmektedir.
4) Yermük savaşında Hâlid b. Velîd başlığını kaybetti. Yanındakilere başlığını aramaları için talimat verdi. Fakat başlığı bulamadılar. Hâlid onlara ısrarla başlığı bulmalarını söyledi. Nihayet eski ve yıpranmış bir başlık buldular. Hâlid b. Velîd hemen onu aldı ve ihtimam göstermesini şöyle izah etti: Resûlullah (s.a.s.) umre yaptı ve saçlarını kökten tıraş ettirdi. Ashabı onun etrafını kuşattılar ve kesilen saç tellerini elde etmede birbiriyle yarıştılar. Ben de onlardan önce davranıp mübarek perçeminden (alnının üzerinden) kesilen saçları elde ettim. Saç tellerinden birkaçını bu başlığın içinde taşımaktayım. Bu başlık üzerimdeyken hangi savaşa katıldıysam bana nusret (muzafferiyet) nasip oldu.[5]
Bediüzzaman Hazretleri de bu konuda şunları ifade etmiştir;
“Hadisçe sabittir ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın Lihye-i Saadetinden düşen saçların taneleri mahduttur (sayılıdr). Otuz kırk tane veya elli altmış tane gibi az bir miktarda iken, binler yerde Lihye-i Saadetin saçları bulunması, beni bir zaman çok düşündürdü. O vakit hatırıma gelmiş ki; Lihye-i Saadet (sakal-ı şerif) , yalnız Lihye-i Şerifin saçlarından (sakalın kıllarından) ibaret değil. Belki re's-i mübarekinin (mübarek başlarının) tıraş oldukça hiçbir şeyini kaybetmeyen Sahabeler, nurlu ve mübarek ve daimî yaşayacak saçları muhafaza etmişler. Onlar binlerdir. Şimdiki mevcûda müsâvî (denk) gelebilir.
Yine o vakit hâtırıma (aklıma) geldi ki: Acaba her câmide bulunan, sened-i sahîhle (sahih bir yolla) bu saç, Hazret-i Risâlet’in (Hz. Peygamberin) saçı olduğu sâbit midir (kesin midir) ki, ona karşı ziyaret makbûl olabilsin?
Birden hâtıra geldi ki: O saçların ziyareti, vesîledir. Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’a karşı salavât getirmeye sebeptir ve bir hürmet ve muhabbete medârdır. Vesîlelik ciheti, o şeyin zâtına bakmaz, vesîlelik cihetine bakar. Onun için bir saç, eğer hakîkî olarak Lihye-i Saadet’ten olmazsa, madem zâhir (görünen) hâle göre öyle telakkî edilmiş (kabul edilmiş) ve o vesîlelik vazîfesini yapıyor ve hürmete ve teveccühe ve salavâta vesîle oluyor, kat‘î sened (kesin snet, sahih yol) ile o saçın zâtını teşhîs ve ta‘yîn lâzım değildir. Yalnız, aksine kat‘î delil (aleyhine kesin delil) olmasın, yeter. Çünkü telakkıyât-ı âmme (ümmetin anlayışı) ve kabûl-ü ümmet (ümmet-in kabulü) , bir nevi‘ hüccet (delil) hükmüne geçer.[6]
Vesile, Tevessül ve Bereketlenme için bakınız;
https://risale.online/soru-cevap/duada-vesile
https://risale.online/soru-cevap/himmet-ve-vesile-meselesi
Sakal-ı Şerif’in Sahabe Döneminde Toplanması ile İlgili Hadisler
1) Enes b. Mâlik demiştir ki: “Resûlullah (s.a.s.)‘i gördüm; berber onu tıraş ediyordu. Ashabı etrafını sarmıştı. Tek kılının yere düşmesini istemiyorlar, içlerinden birinin eline düşsün istiyorlardı.”[7]
2) Resûlullah (s.a.s.)'in hanımlarından da onun saçlarını muhafaza edenler vardı. Kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre, hanımlarından Hz. Âişe, O'nun saç tellerini ihtimamla yanında muhafaza ediyor, hatıra olarak saklıyordu. Hz. Peygamber'in vefatından sonraki dönemlerde, bir cam fanus içinde muhafaza edilen saç tellerini görenler, Hz. Âişe'ye “Sizin yanınızdaki/hanenizdeki bu saç tellerinin mahiyeti nedir?” diye merakla sormuşlardır. O da şu cevabı vermiştir: “Allah Resûlü (s.a.s.), Veda Haccında saçlarını kökten kestirdiği esnada, berberi tarafından ashaba taksim edilmesi sırasında, herkes gibi bize de bu saç tellerinden birkaçı nasip oldu.”[8]
3) Yine Enes b. Mâlik, Vedâ haccında şahit olduğu bir hâdiseyi şöyle anlatır: “Resûlullah (s.a.s.) hac yaparken Akabe‘de şeytanı taşladı sonra Mina‘da kurbanını kesti. Berberini çağırdı ve tıraş oldu. Berber sağ tarafından kesilen saçları orada bulunan ashâba tek ve ikişer tel olmak üzere taksim etti. Sol tarafından kesilenleri de Ebû Talha el- Ensârî‘ye verdi.”[9]
4) Bir defasında Enes‘in annesi Ümmü Süleym, kaylule esnasında Hz. Peygamber‘in başucuna gelerek ve mübarek alnında biriken ter tanelerini ve yastığa düşen saç tellerini bir bardak içine almaya çalışır. O esnada Allah Resûlü uyanır ve “Ey Ümmü Süleym ne yapıyorsun?” diye sorar. O da “Ey Allah‘ın Resûlü, senin terini alıp güzel kokularımızın içine katmak istemiştim.” cevabını verir. Resûl-i Ekrem (s.a.s.) ona izin verir. Ümmü Süleym de kokuların en özelini ve en güzelini elde eder.[10]
Sakal-ı Şerif Bu Zamana Kadar Nasıl Muhafaza Edilmiştir?
Hz. Peygamber'in (sav) tıraşı sırasında kesilen saç ve sakal telleri, bazı sahâbîler tarafından büyük bir hürmetle saklanmıştır. Bu emanetin günümüze ulaşması üç farklı şekilde gerçekleşmiştir:
Birinci Yol:
Peygamber Efendimizin (sav) sakalından bir parça edinen sahâbîler, bu kutsal emaneti muhafaza için her türlü fedakârlığı göze almış; vefat anlarında da aynı hisle bu emaneti evlatlarına bırakmışlardır. Böylece bu sakal telleri asırlar boyunca kutsal bir miras olarak babadan oğula, dededen toruna intikal etmiştir.
İkinci Yol:
Zaman içinde sonraki asırlarda yaşayan Müslümanlar, mübarek sakaldan en ufak bir parçaya sahip olma arzusunu göstermişlerdir. Evlerinde sakal-ı şerif bulunduran aileler, ellerindeki emaneti komşularına ve diğer din kardeşlerine armağan ederek, ikinci elden sahip olanlar da bu değerli mirası özenle muhafaza etmişlerdir.
Üçüncü Yol:
Halifeler, sakal-ı şerif parçalarının kaybolabileceği endişesi ve halkın bu kutsal emanete olan yoğun ilgisi nedeniyle, Hz. Peygamber’den (sav) intikal eden kılıç ve bürde (hırka) gibi diğer kutsal değerlerle birlikte bu parçaları özel olarak koruma altına almışlardır. [11]
[1] Nebi Bozkurt, TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 2009, c.36, s.2-3
[2] Buharî, İsti‘zân, 41; Müslim, Fedâil, 84.
[3] Buharî, Libas 66.
[4] Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 221.
[5] Taberânî, el-Mu‟cemu‟l-kebîr, IV, 104; Hâkim, Müstedrek, III, 338.
[6] Bediüzzaman Siad Nursi, Lemalar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s.107
[7] Müslim, Fedâil 75.
[8] Vâkıdî, Kitâbu‘l-Megâzî, III, 1109.
[9] Müslim, Hac 324–326
[10] Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 136; VI, 376.
[11] Algül, Hüseyin, Sakal-ı Şerif, Şâmil İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 2005, c.5, s. 12–13.