İlgili yer Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:
On İkinci ve Yirmi Dördüncü ve Yirmi Beşinci Sözler’de isbat edildiği gibi; nübüvvetin velâyete nisbeti, güneşin ayn-ı zâtıyla aynalarda görülen misâli gibidir. İşte, dâire-i nübüvvet dâire-i velâyetten ne kadar yüksek ise, dâire-i nübüvvetin hademeleri ve o güneşin yıldızları olan Sahâbeler dahi, dâire-i velâyetteki sulehâya o nisbette tefevvuku olmak lâzım geliyor. Hatta velâyet-i kübrâ olan verâset-i nübüvvet ve sıddîkiyet ki, Sahâbelerin velâyetidir, bir velî kazansa, yine saff-ı evvel olan Sahâbelerin makamına yetişemez.1
Bediüzzaman Hazretleri bu bölümde, genel olarak Sahabe-i Kiram'ın yüksek manevî makamını, faziletini ve diğer müminler arasındaki seçkin konumunu izah etmektedir. Özellikle, peygamberlik makamının evliyalık makamından üstün olduğunu ortaya koyarak; Sevgili Peygamberimiz (a.s.m) tarafından doğrudan doğruya terbiye edilen, onun sohbetiyle kemale eren ve nübüvvet/peygamberlik nurundan bizzat istifade eden sahabelerin, velayet/evliyalık yoluyla yetişen evliya ve salihlerden daha üstün bir makama sahip olduğunu ifade etmektedir. Bu üstünlüğün sebebi, şahsi kabiliyetlerinden ziyade, doğrudan doğruya nübüvvet kaynağına yakınlıkları ve o nurun ilk muhatapları olmalarıdır.
Metinde geçen "güneş" ve "yıldızlar" benzetmesi de bu hakikati açıklamak için kullanılan bir temsildir. Burada güneş ve yıldızlar arasında fiziksel bir büyüklük veya parlaklık kıyası yapılmamaktadır. Maksat; merkezin, nurun kaynağının ve o kaynaktan istifade edenlerin konumunu anlatmaktır.
Bu temsilde güneş, vahye mazhar olan Hz. Peygamber'i (a.s.m) ve nübüvvet makamını ifade eder. Yıldızlar ise o nübüvvet güneşinin etrafında yetişen, onun nuruyla aydınlanan ve insanlığa o nuru yansıtan Sahabe-i Kiram'ı temsil eder. Nitekim metindeki "Güneşin ayn-ı zatıyla aynalarda görülen misali" ifadesi de bunu teyit eder. Aynadaki ışık güneşin kendisi değil, ondan gelen bir yansımadır.
Aynı şekilde velayet de nübüvvetin aynısı değil; nübüvvetten gelen feyiz ve nurun bir tezahürüdür.
Bu sebeple Bediüzzaman Hazretleri, "Daire-i nübüvvet daire-i velayetten ne kadar yüksek ise, daire-i nübüvvetin hademeleri ve o güneşin yıldızları olan Sahabeler dahi, daire-i velayetteki sulehaya o nisbette tefevvuku olmak lazım geliyor." diyerek, sahabelerin üstünlüğünün velayet yoluyla elde edilen şahsî manevî derecelerden değil; doğrudan doğruya nübüvvet dairesine mensubiyetlerinden ve Peygamber Efendimiz'in (a.s.m) terbiyesinde yetişmelerinden kaynaklandığını ifade etmektedir.
Sonuç olarak, burada yapılan açıklama ilmî veya fizikî bir kıyas değil; manevî hakikatleri daha iyi kavratmak için kullanılan bir temsildir. Temsilin maksadı dikkate alınmadan, ifadelerin lafzî ve literal anlamıyla değerlendirilmesi yanlış anlamalara yol açmaktadır. Bu benzetme, nübüvvetin velayete üstünlüğünü ve Sahabe-i Kiram'ın faziletinin de bu nübüvvet dairesine olan yakınlıklarından kaynaklandığını açıklayan güçlü bir anlatım tarzıdır.
Öte yandan Bediüzzaman Hazretlerinin sahabeleri yıldız olarak ifade etmesi Sevgili Peygamberimizin (sav) yıldız benzetmesinden ileri gelebileceği de göz ardı edilmemelidir.
Ashâbım yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız, doğru yolu bulursunuz.2
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, s. 166.
İbn Abdilberr, Câmi’u beyâni’l-ilm ve fazlihî, c. 2, s. 925, no: (1760)

