RİSALE-İ NUR

20.06.2013

6203

Neden Kur'ân Değil de Risale-i Nur Yazılıyor? Kur'ân Yazmak Daha Faziletli Değil mi?

24.06.2013 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Niçin Kur’an Değil De Risale Yazıyoruz?

Risale-i Nur’u yazanların akıllarına bu sual pek gelmez, fakat dışarıdan bakanlar yazı faaliyetlerine bu kadar ehemmiyet verilmesini garipserler. “Bu nedir ki? Bu kadar çok ve her gün durmadan yazıyorsunuz? Niye Kur’an yazmıyorsunuz? Yazılacak bir kitap varsa o da Kur’an’dır.” gibi sözler söylerler. Fakat mesele göründüğü gibi değildir. Kur’ân yazmak elbette çok önemli ve faziletli bir ibadettir. Hatta tarih boyunca birçok âlim ve hattat hayatını Kur’ân yazmaya adamıştır.

Kur’ân yazmak, Kur’ân’ın lafzını ve hattını korumak için yapılan bir faaliyettir. Fakat Risale-i Nur’da yazı meselesi biraz farklı bir hikmete dayanır. Yazmak, bir vechiyle ilim öğrenmektir. Kur’an-ı Kerim yazmak ise hattatlıktır. Bir ilim tahsili yoktur. Tarih boyunca hattatlara âlim denmemiştir. İlim tahsil edenlere âlim denmiştir. İlim öğrenmek farz-ı ayındır. Kur’an-ı Kerim yazmak ise farz değildir. Tarih boyunca medrese ehli, hattatlardan üstün tutulmuştur. Hatta ilim ehli ölünce şehit kabul edilmiştir. Fakat hattatlara böyle bir paye verilmemiştir. Her zaman hattatlar ile âlimler ayrı tutulmuş, birbirlerinin vazifelerine karışmamışlardır. Âlimler medreselerde, tekkelerde, saraylarda ders vermişler, insanların ilim tahsil etmelerini sağlamışlardır. Hattatlar ise İslami olan yazıları, çoğunlukla âyet ve hadisleri göze hoş gelen, sanatlı şekillerde levhalara nakşetmişlerdir.

Konunun bir başka ciheti de Kur’an yazmanın kabiliyet gerektiren, mesuliyetli bir iş olmasıdır. Kısa sürede öğrenilemeyen hattatlık genellikle Allah tarafından bazı insanlara ihsan edilmiştir. Bu nedenle her insan hattat olamaz ve Kur’an yazamaz. Kur’an yazacak kişilerin bazı dinî ilimleri bilmesi, Kur’an-ı Kerim’e hürmetin nasıl olması gerektiğini bilmesi gerekmektedir. Çünkü Kur’an’ın bir harfi değiştirilemeyeceği gibi bir noktası dahi yanlış yazılamaz. Bundan dolayı herkesin Kur’an yazması mümkün değildir.

Asrımızda iman hakikatleri çok şiddetli hücumlara maruz kalıyor. İman esasları özellikle genç nesillerde sarsılmaya başladı. İslam harflerinin değiştirildiği, fen ve felsefeden gelen şüphelerle imanların sarsıldığı bir zamanda iman hakikatlerini yazmak manevi bir cihattır. Çünkü Risale-i Nur, Kur’ân’ın iman hakikatlerini aklî ve mantıkî delillerle izah eden bir tefsirdir. Bu yüzden bir talebenin Risale-i Nur yazması, sadece bir metni çoğaltmak değil, imanı kuvvetlendiren bir hakikatin ve binlerce âyetin yayılmasına hizmet etmek anlamına gelir.

Risale-i Nur yazmak, Kur’ân’ın bu asırdaki hücumlara karşı iman kurtarma nöbetidir. Mesela bir asker cephedeyken sadece talim yapmaz, düşman nereden saldırıyorsa oraya barikat kurar. Günümüzde inançsızlık ve şüpheler Kur’ân’ın manasına saldırdığı için, âlimler bu asırda manayı yazmayı ve yaymayı öncelikli bir cihat olarak görmüştür. Risale-i Nur’u yazmak, Kur’an’ı yazmak kadar zor ve mesuliyetli değildir. Alttaki kâğıt aynen kopya edildiği için, ilim gerektirmediği için, kaideleri ve işaretleri çok az olduğu için risale yazmak daha kolaydır. Herkes yazabilir. Risale-i Nur, Kur’an hattını muhafaza etmeye çalışmaktadır. Risale-i Nur sayesinde yıllardan beri hatt-ı Kur’an muhafaza edilmekte ve Kur’an-ı Kerim’e en büyük hizmet edilmektedir. Sevgili Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmaktadır:

Âlimlerin mürekkebi şehitlerin kanı ile tartılır.1

Hadiste geçen âlimin mürekkebi, iman ve hakikat ilmini yazan, öğreten ve yayan kalemi ifade eder. Kur’ân yazmak elbette çok büyük bir fazilettir. Ancak Kur’an yazıldığında çoğu zaman lafzı yazılmış olur; yani metin çoğaltılmış olur. Eğer yazan kişi manasını derin şekilde anlamıyorsa, o yazı daha çok bir nakil ve çoğaltma vazifesi olur. Fakat iman hakikatlerini açıklayan bir ilmî metni yazdığımızda durum biraz farklıdır. Çünkü yazan kişi yazarken okur, düşünür, anlamaya çalışır ve tefekkür eder. Böylece kalem sadece harf yazmaz, aynı zamanda ilmi tahsil eder ve hakikati yayar. İşte hadiste geçen âlimin mürekkebi ifadesi de bu şekilde ilmi öğrenmeye ve hakikati yaymaya hizmet eden kalemi ifade eder. Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur yazısı yazmanın beş türlü ibadet olduğunu şöyle söylemektedir:

Beş türlü ibadettir:

1- En mühim bir mücahede olan ehl-i dalalete karşı manen mücahede etmektir.

2- Üstadına neşr-i hakîkat cihetinde yardım suretiyle hizmet etmektir.

3- Müslümanlara iman cihetinde hizmet etmektir.

4- Kalemle ilmi tahsil etmektir.

5- Bazen bir saati bir sene ibâdet hükmüne geçen, tefekkürü olan bir ibadeti yapmaktır.2

Hazret-i Üstad, Risale-i Nur yazmayı sadece bir çoğaltma işi değil; ilmi tahsil etme, hakikati yayma, dinsizliğe karşı mücadele, Müslümanların imanına takviye ve kalemle yapılan bir hizmet olarak görmüşlerdir. Böylece yazı, bir yönüyle tefekkürlü bir ders hâline gelir.

Kısaca özetlersek; Kur’ân yazmak çok faziletli bir iştir, fakat iman hakikatlerini izah eden ilmî eserleri yazmak, ilmi öğrenme ve yayma yönüyle hadisteki âlimin mürekkebi manasına daha doğrudan temas eder. Risale-i Nur yazmak, Kur’an’dan kopmak değil, Kur’an’ın bu asra bakan mesajlarını, yani manevi hakikatlerini kâğıda dökmektir. Yazılan her kelime Kur’ân’ın bir âyetinin açıklaması olduğu için, Risale-i Nur'u yazan kişi aslında Kur’ân’ın manasını yazmış olur. Kur’ân asıldır, güneş gibidir. Risale-i Nur ise o güneşin ışığını karanlık köşelere taşıyan bir aynadır. Aynayı parlatmak ve yazmak, güneşe hizmet etmektir.

Kaynakçalar
  1. Kenzül Ummal, c. 10, s. 141.

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2019, c. 2, s. 356.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız