Sözlükte kutb kelimesi (çoğulu aktâb) “değirmenin mili, eksen demiri, eksen; gökyüzünün kuzey yarım küresinde bulunan yıldız; bir topluluğun yöneticisi” gibi anlamlara gelir. Tasavvufta ise “velîler zümresinin başkanı, dünyanın ve âlemin manevi yöneticisi olduğuna inanılan en büyük veli” manasında kullanılmış, onun işgal ettiği makama da kutbiyyet denilmiştir. Ayrıca kutbun yönetimi altında bulunduğuna inanılan çeşitli veli gruplarının her birinin başkanına da kutub adı verilir. Bu durumda birinci anlamdaki kutbu öbürlerinden ayırmak için ona kutbü’l-aktâb denilir. Fakat tasavvufta mutlak olarak kutub denildiği zaman en büyük veli, insan-ı kâmil ve hakikat-i Muhammediyye anlaşılır.
Bu bağlamda kutup makamında bulunan evliya, tasavvuf anlayışına göre veliler arasındaki en yüksek manevi mertebeye ulaşmış, bulunduğu dönemde Allah’a kulluk, marifet, tevekkül, muhabbet ve irşad gibi hususlarda en ileri seviyeye erişmiş büyük bir velidir. “Kutub” kelimesinin eksen anlamından hareketle, diğer velilerin etrafında bulunduğu ve manevi bakımdan kendisinden feyiz aldığı kişi olarak kabul edilir. Bu sebeple kutba kutbü’l-aktâb, kutb-ı âlem, kutb-ı irşad, gavs gibi isimler de verilmiştir. Ancak bu makamın temel özelliği, kişinin kendisini öne çıkarması değil, Allah’a karşı kullukta kemale ermesi ve Hz. Peygamber’in (sav) manevi mirasına en güzel şekilde varis olmasıdır.
Tasavvufi kaynaklarda kutbun özellikleri arasında yüksek marifet, güçlü takva, Allah’a karşı samimi kulluk, güzel ahlak, insanları irşad edebilme ve bulunduğu manevi makamın gerektirdiği halleri en mükemmel şekilde temsil etme zikredilir.
Fakat “kutub” olduğu iddia edilen bir kimsenin gaybı bilmesi, Allah’tan bağımsız olarak tasarrufta bulunması veya kendisine ibadet ve kulluk manasında yardım istenmesi İslam’ın temel tevhid anlayışıyla bağdaşmaz. Nitekim kutub anlayışı, Kur’an, hadis ve ilk dönem İslam âlimlerinde açık ve kesin bir makam olarak yer almaması sebebiyle bazı âlimler tarafından ciddi şekilde eleştirilmiştir. Bu nedenle kutuplukla ilgili tasavvufi kabulleri, İslam’ın kesin hükümleriyle aynı seviyede görmemek gerekir.1
TDV İslam Ansiklopedisi, "Kutup Maddesi" 2002, c. 26, s. 498-499.

