İlgili kısım Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:
Derece-i i‘câzda belâgat-i Kur’âniyedir. O belâgat ise, nazmın cezâletinden ve hüsn-ü metanetinden; ve üslûblarının bedâatinden, garib ve müstahsenliğinden; ve beyânının berâetinden, fâik ve safvetinden; ve maânîsinin kuvvet ve hakkaniyetinden; ve lafzının fesâhatinden, selâsetinden tevellüd eden bir belâgat-i hârikulâdedir ki, benî-Âdemin en dâhî edîblerini, en hârika hatîblerini, en mütebahhir ulemâsını muârazaya da‘vet edip, bin üç yüz senedir meydan okuyor. Onların damarlarına şiddetle dokunuyor. Muârazaya da‘vet ettiği halde, kibir ve gururlarından başını semâvâta vuran o dâhîler, ona muâraza için ağız açamayıp kemâl-i zilletle boyun eğdiler.1
Bediüzzaman Hazretleri burada Kur’ân-ı Kerîm’in belâgat yönünden (edebî yönü) mucize oluşu anlatılmaktadır. Yani Kur’ân’ın dili ve anlatımı, insan üstü bir seviyededir. Kur’ân’ın bu eşsiz belâgati, insanlık tarihindeki en büyük edebiyatçıları, en güçlü hatipleri ve en iyi âlimleri bile ona benzer bir söz söylemeye çağırmıştır. Sadece belâgat yönü yani edebî yönü ile meydan okumuş ve bu belâgate yakın bir söz yazın demiştir. Ancak onlar bütün bilgi ve yeteneklerine rağmen buna güç yetirememiştirler ve hâlâ güç yetirilemiyor. Bu yüzden Kur’ân, yüzyıllardır insanlara meydan okuyan ve kimsenin benzerini ortaya koyamadığı İlâhî bir mucize olarak kabul edilmiştir.
Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 82.

