Kur’ân-ı Kerim sayfasına yazı yazılması ya da bir işaretleme yapılması meselesi, Kur’ân-ı Kerim’in ‘Mushaf’ haline getirilmesi ile ortaya çıkmış bir meseledir. Sahabe-i Kiram efendilerimiz ve onları takip eden tabiin ve tebe-i tabiin Kur’ân-ı Azim’üşşan'ın sayfasına bir işaretle yapmayı asla kabul etmemişler. Zira bu işaretlerin Kur’ân-ı Kerim’den zannedilmesinden korkmuşlardır. Mushaf’ın aslını muhafaza gayesiyle; “Bu tür yazı ve işaretlemelere müsaade edilemez” demişlerdir. Ancak İmam-ı Gazali Hazretleri İhyâ-u Ulumiddin adlı eserinde mevzuya açıklık getirip şöyle demiştir;
“Kur’ân-ı Kerim’i güzel ve açık yazmak müstehabtır. Noktalar ve kırmızı işaretler koymakta beis yoktur. Çünkü böyle yapmakla Kur’ân-ı Kerim’i, süslemiş, açıklamış ve yanlış okunmaktan korumuş olur.
İbrahim-i Nahai’den, kırmızı noktalar vurmanın ve buna ücret almanın mekruh olduğu rivayet edilmiştir. (Selef-i Salihin) “Kur’ân’ı tecrid edin (ayrı tutup muhafaza edin), bir şey katmayın, sâfiyetini muhafaza edin ve olduğu gibi kalsın” derlerdi. Bunların bu kadar titiz ve hassas davranmalarına sebep, bu kapının açılmasıyla Kur’ân-ı Kerim’e başka bir şeyin karışması tehlikesi olduğundandır diye tahmin edilmektedir. Böyle bir tehlikenin olmadığı zaman, herkesin Kur’ân-ı Kerim’i kolaylıkla okuyabileceği bu gibi işaretleri koymakta bir beis yoktur.”[1]
İşte İmam-ı Gazali Hazretlerinin bu izahı meseleyi şüpheden arındırmıştır. Nitekim Efendimiz (s.a.v.)’in “Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğreteninizdir”[2] hadis-i şerifi de imam-ı Gazali’nin bu izahını te’yid etmektedir. Yani Kur’ân-ı Kerim’i öğrenmek ya da öğretmek maksadıyla Kur’ân sayfalarında bir işaretleme yapmanın ya da bir yazı yazmanın herhangi bir sakıncası yoktur.
Ancak şuna da dikkat etmek gerekir ki Kur’ân-ı Kerim nüshası bir not defteri değildir. Bu hususta oldukça dikkatli olmak gerekir, illâ not edilmesi gereken bir şey varsa, o vakit âyetlerin arasına değil, yan taraftaki boşluklara yazmak gerekir.
[1] İmam-ı Gazali, İhyau’ulumi’d-din, cilt 1, s. 783, Bedir Yayınevi
[2] Dârimî, Sünen-i Dârimî, Fedâilü'l-Kur'an 2, 4/2102

