Bir mü'minin hata yapması, günah işlemesi veya edebe aykırı davranması onu dinden çıkarmaz (imanı gitmez). Zira insan, şeytanın vesvesesi veya nefsinin anlık isteği nedeniyle günaha düşebilir.
Büyük günah (kebâir) işlemek kişiyi kâfir yapmaz.1 Yani bir kişi günah işlerken imansız olduğu için değil, o an nefsinin ve şeytanın tuzağına düştüğü için o hatayı yapar. Bu, imanın yokluğu değil, o anki iradenin zayıflığıdır.
Bir yandan hatalı bir davranış içinde olup diğer yandan tövbe etmek veya zikir çekmek bir çelişki gibi görünse de, aslında kişinin içindeki iman parıltısının hala sönmediğini gösterir. Alay etme kastı olmadığı müddetçe, günah işleyen birinin "Ya Rabbi beni affet" demesi veya Allah'ı anması, onun hala Allah'a inandığını ve yaptığı işin yanlış olduğunun farkında olduğunu gösterir.
Özetle, otobüste veya sosyal hayatta edebe aykırı bir durumun içinde olan ya da harama giren birinin imanı, sırf bu fiilleri işlediği için gitmez. Ehl-i Sünnet inancına göre, günah ne kadar büyük olursa olsun kişi dinden çıkmaz; sadece "günahkâr mümin" olur. Bu kişi bir yandan hata yaparken bir yandan zikir çekiyorsa, bu onun içindeki vicdan azabının ve hala bir çıkış kapısı aradığının işaretidir. Elbette ideal olan, o hatayı terk edip tamamen doğruya yönelmektir, ancak hata yapmak imanı yok etmez.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 75.

