Bu mesele iki şekilde değerlendirilebilir:
Eğer nöbet muafiyeti sadece yaşça büyük olmaya dayanan keyfi bir ayrıcalıksa, bu adalet ve hakkaniyetle bağdaşmaz. Fakat kurumda yerleşmiş bir kıdem veya rütbe sistemi varsa ve bugün muaf tutulanlar gençliklerinde aynı nöbet ve ağır görevleri fiilen yapmışlarsa, o takdirde bu uygulama tek başına kul hakkı sayılmaz. Buradaki esas mesele, uygulamanın keyfi imtiyaz mı yoksa hizmet ve kıdem karşılığı olan umumi bir düzenleme mi olduğudur.
Aynı unvanda bulunan çalışanlar arasında bir kısmını sırf yaş sebebiyle külfetli vazifeden tamamen muaf tutup yükü diğerlerine bırakmak doğru değildir. Yaşa hürmet elbette esastır; fakat hürmet, başkasının hakkını eksilterek uygulanamaz. İslam ahlakında ölçü; adalet, emanet, insaf ve kul hakkından sakınmaktır.
Bununla beraber, eğer ortada gerçek bir kıdem sistemi bulunuyorsa ve bu kıdeme ulaşan çalışanlar geçmişte aynı nöbetleri tutmuş, aynı külfeti taşımış ve şimdi de kurumsal bir usul gereği muaf hale gelmişlerse, bu durum farklıdır. Çünkü burada yapılan şey aynı seviyedeki insanlar arasında keyfi bir ayrım değil; yıllar süren hizmetin ardından tanınan bir statü ve kolaylıktır. Genç çalışanlar da aynı hizmet sürecinden geçip ileride aynı kıdeme ulaştıklarında benzer haktan yararlanacaklarsa, bu uygulama tek taraflı bir imtiyaz olmaktan çıkar, kıdeme bağlı bir düzenleme haline gelir.
Çalışma hayatında bazı vazife ve mes’uliyetlerin kıdemle birlikte değişmesi tabiidir. Bir kimse senelerce ağır hizmetleri yerine getirdikten sonra, kurumun açık ve yerleşmiş usulüne göre daha az nöbet tutuyorsa, bu doğrudan haksızlık sayılmaz. Ancak bunun meşru görülebilmesi için sistemin açık, genel ve herkese ileride aynı şekilde uygulanabilir olması gerekir. Şayet bu düzenleme yazılı olmayan, şahıslara göre değişen, bazılarını kayıran bir mahiyet taşıyorsa, o zaman yine adalet zedelenmiş olur. Yüce Rabbimiz adaletle hareket etmeyi bizlere şöyle emretmektedir:
Şüphesiz Allah adaleti, ihsanı ve yakınlara yardım etmeyi emreder...1
... Adil olun; bu, takvaya daha yakındır.2
Bu sebeple iş hayatında doğru denge şudur: Yaşa ve kıdeme hürmet gösterilir; fakat bu hürmet, vazife taksiminde zulme dönüşmez. Sağlık, takat veya fiili yetersizlik gibi hakiki mazeretler varsa elbette kolaylık sağlanabilir. Fakat kolaylık, başkalarının omzuna ölçüsüz yük bindirecek şekilde olmamalıdır. Gerekirse bu durum nöbetin dengeli dağıtılmasıyla, başka hizmetlerle veya uygun bir telafi usulüyle düzenlenmelidir.
Netice olarak; kıdem esaslı, önceden bilinen ve herkese açık bir nöbet düzeni varsa bu, tek başına kul hakkı sayılmaz. Fakat sadece yaşça büyük olmayı esas alan, geçmiş hizmeti ve umumi kaideyi gözetmeyen, yükü sürekli gençlerin üzerine bırakan bir uygulama hakkaniyetli değildir. Hürmet ayrıdır, adalet ayrıdır; biri diğerinin yerine geçirilemez.
Nahl, 16/90.
Maide, 5/8.

