Kur'ân-ı Kerîm'de yedi yerde Kitab-ı Mübîn ifadesi geçmektedir. Bu âyetlerin bir kısmında müfessirler, Kitab-ı Mübîn'i doğrudan Kur'ân-ı Kerîm olarak yorumlamışlardır. Mesela Mâide sûresi 15. âyetinde geçen "Kitâbun Mübîn" ifadesinin tefsirlerde Kur'ân-ı Kerîm'e işaret ettiği belirtilmiştir. Bununla birlikte bazı âyetlerde Kitab-ı Mübîn'in Allah'ın ilmi veya Levh-i Mahfûz anlamında kullanıldığı ifade edilmiştir.1 Bu konuyu Risale-i Nur'da Bediüzzaman Hazretleri şöyle ifade etmektedir:
[İmâm-ı Mübîn] ilim ve emr-i İlâhînin bir nev‘ine bir ünvandır ki، âlem-i şehâdetten ziyâde، âlem-i gayba bakıyor. Yani zaman-ı hâlden ziyâde، mâzî ve müstakbele nazar eder. Yani her şeyin vücûd-u zâhirîsinden ziyâde، aslına، nesline، köklerine ve tohumlarına bakar. Kader-i İlâhînin bir defteridir....
[Kitâb-ı Mübîn] ise، âlem-i gaybdan ziyâde âlem-i şehâdete bakar. Yani mâzî ve müstakbelden ziyâde zaman-ı hâzıra nazar eder. Ve ilim ve emirden ziyâde، kudret ve irâde-i İlâhiyenin bir ünvânı، bir defteri، bir kitabıdır. [İmâm-ı Mübîn] kader defteri ise، [Kitâb-ı Mübîn] kudret defteridir.2
Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, İmam-ı Mübîn için "âlem-i şehâdetten ziyade âlem-i gayba bakıyor" ifadesini kullanmaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, onun "sadece âlem-i gayba bakar" dememesi, "ziyade" kaydını kullanmasıdır. Aynı şekilde Kitab-ı Mübîn için de âlem-i gaybdan ziyade âlem-i şehâdete baktığını ifade etmektedir. Dolayısıyla İmam-ı Mübîn ile Kitab-ı Mübîn birbirinden tamamen bağımsız iki hakikat değildir. Bu nedenle âyette geçen "yaş ve kuru ne varsa Kitab-ı Mübîn'de yazılıdır" ifadesinden, bunun İmam-ı Mübîn'i hiçbir şekilde kapsamadığı sonucu çıkarılamaz.
Âyet-i kerîmede geçen "yaş ve kuru" (وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ)3 tabiri, kâinatta hâlihazırda vücut giymiş, şekil almış, hissedilen ve görülen maddî varlıkları, yani âlem-i şehâdeti ifade etmektedir. Buna karşılık İmam-ı Mübîn, henüz haricî vücut kazanmamış kökleri, çekirdekleri, geçmişi ve geleceği, başka bir ifadeyle âlem-i gaybı kapsamaktadır. Âyette yaratılmış ve hâlen varlık sahnesinde bulunan "yaş ve kuru" her şeyden söz edildiği için, doğrudan âlem-i şehâdete yani görünen âleme bakan Kitab-ı Mübîn unvanının kullanılmasını bu şekilde anlayabiliriz. İmam-ı Mübîn bir kader defteri olup daha çok ilâhî ilme bakarken, Kitab-ı Mübîn bir kudret defteri olarak ilâhî kudret ve iradenin eşyaya şekil vermesini ifade etmektedir.
Kitab-ı Mübîn'in Allah'ın ilmi anlamında kullanıldığı âyetleri incelediğimizde ise, Üstad'ın neden "Kitab-ı Mübîn âlem-i gaybdan ziyade âlem-i şehâdete bakar" dediği daha iyi anlaşılmaktadır. Zira bu âyetlerde Kitab-ı Mübîn zikredilmeden önce genellikle âlem-i şehâdete ait deliller sıralanmaktadır. Kur'ân-ı Kerîm'den örnek verecek olursak:
'Ve gaybın anahtarları O'nun katındadır; onları ancak O bilir. Hem karada ve denizde ne varsa bilir. Hiçbir yaprak da düşmez ki onu bilmesin; hem ne yerin karanlıklarında bir dâne, ne yaş ne de kuru (hiçbir şey) yoktur ki, apaçık bir Kitab'da (Kur'ân'da) bulunmasın!)4
“..Ne yerde, ne de gökte zerre kadar bir şey Rabbinden gizli kalır; ne bundan daha küçük, ne de daha büyük (hiçbir şey) yoktur ki, apaçık bir kitabda (Levh-i Mahfûz'da) bulunmasın!”)5
Görüldüğü üzere bu âyetlerde Kitab-ı Mübîn'den önce âlem-i şehâdete ait deliller zikredilmiş, ardından bunların Kitab-ı Mübîn'de kayıtlı olduğu belirtilmiştir. Bu durum, Hz. Üstad'ın Kitab-ı Mübîn'i âlem-i şehâdete daha yakın bir kavram olarak değerlendirmesinin sebeplerinden biri olarak görülebilir. Bundan dolayı da Kitab-ı Mübîn kullanılmış olabilir.
Ebû ʿAbdillâh Faḫrüddîn Muḥammed b. Ömer b. Ḥüseyn er-Râzî, Mefâtîḥu’l-Ğayb (Beyrut: Dâru İḥyâi’t-Turâs̱i’l-ʿArabî, 1420), 11/327
Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, İstanbul: Hayrat Neşriyat, 2015, s. 231.
En'âm, 6/59
En‘âm, 6/59
Sebe, 34/3

