Bağış Yap

Sorular

"Dünya İçin Din Feda Olunmaz... Milletin Kalb Hastalığı Zaaf-ı Diyanettir" Ne Demektir?

İlgili yer Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:Dünya için dîn fedâ olunmaz. Gebermiş istibdâdı muhâfaza için, vaktiyle mesâil-i şerîat rüşvet verilirdi. Dinin mes'eleleri terk ve fedâ edilmesinden, zarardan başka ne fâidesi görüldü? Milletin kalb hastalığı za'f-ı diyânettir. Bunu takviye ile sıhhat bulabilir.1Üstad Bediüzzaman Hazretleri 1909 yılında Dînî Cerîde'de yayımlanan tarihi yazısında, Meşrutiyet'in ilanından sonraki çalkantılı dönemde din, siyaset, hürriyet ve toplum düzeni arasındaki ilişkiyi ele almaktadır. Sorunuza konu olan bölüm, Osmanlı-İslam toplumunun gerileme sebeplerine ve kurtuluş reçetesine odaklanmaktadır.Metne geçmeden şu izahatı yapmak Bediüzzaman Hazretlerinin konuya bakışını anlamak adına çok önem arz etmektedir:İslamiyetin başlangıcından günümüze kadar İslam coğrafyası ve Anadolu, beş çeşitte yönetim sistemine girmiştir.Birincisi; Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in Kur'an-ı Kerim'in emirleriyle hükmetmesidir.İkincisi; ehlü'l-hal ve'l-akd'dır.2 Dört halife döneminde devlet başkanının nasıl seçileceği bu heyet tarafından belirlenmiştir.Üçüncüsü; Hz.Muaviye3 ile başlayıp 1900'lü yılların başına kadar hükmedilen devlet yönetimidir. Babadan oğula geçen saltanat yönetimi de denilen monarşi yönetimi; keyfe mâ yeşâ tabir edilen ve manasından da anlaşılacağı üzere; nasıl isterse yani hükümdarın dilediği gibi bir yönetim anlayışıdır. Yöneticinin her istediği uygulamayı yapabileceği bir sistemdir.Dördüncüsü; meşrutiyettir.4 Meşrutiyette, meclis ve parlamenter sistem mevcuttur. Bir hükümdarın (padişah veya kral) yetkilerinin bir anayasa ve halkın seçtiği meclisle sınırlandırıldığı yönetim biçimidir; diğer adıyla anayasal monarşidir.Beşincisi ise; Cumhuriyet sistemidir.Metnin arka planında geçmişteki kişiler değil, baskıcı/baskı odaklı yönetim anlayışı (istibdad) eleştirilmektedir. Çünkü mutlakiyet döneminde yönetimi ellerinde tutanların veya onları destekleyenlerin, kendi koltuklarını ve otoriter rejimlerini koruyabilmek adına din ilkelerini keyfî biçimde yorumladıklarını veya feda ettiklerini belirtir. Baskıcı düzeni meşrulaştırmak için şeriat hükümlerinin "rüşvet" gibi kullanılması, dinden taviz verilmesi topluma hiçbir fayda sağlamamış, aksine hem devleti hem de toplumu çöküşe sürüklemiştir. Tekrar belirtmekte fayda var ki; Bediüzzaman Hazretleri kişi eleştirisi değil sistem (istibdad/baskı) ve yöntem eleştirisi yapmıştır. Hatta İkinci Abdülhamid Han için Şefkatli Sultan5 ifadelerini kullanırken sistemsel sıkıntıları da tespit edip çarelerini söylemiştir. Nitekim cumhuriyet sistemini överken de şahısları bir kenara bırakıp, sistemin çağımızın ihtiyaçlarına önemli ölçüde cevap verdiğini anlatmak istemiştir. Yukarıdaki metinde anlatılmak istenilen kısaca şudur: Din, dünyevi iktidar mücadelelerine, geçici siyasi çıkarlara veya şahsi menfaatlere alet edilemez. Siyaset ve dünya işleri dine hizmet etmelidir; din, dünyevi amaçlara ulaşmak için bir araç (vasıta) haline getirilemez.Osmanlı/İslam toplumunun (milletin) çöküşünün asıl kaynağı, kurumların veya teknik imkânların eksikliği değil; inanç ve ahlak zayıflığıdır (za'f-ı diyanet). Kalp nasıl insan bedeninin hayat merkeziyse, din duygusu ve ahlak da toplumun kalbidir. Toplumun yeniden ayağa kalkması ve iyileşmesi, ancak dini değerlerin, ahlakın ve inancın (Sünnet-i Seniyye) güçlendirilmesiyle mümkündür.Özetleyecek olursak; hakiki hürriyet ancak imandan beslenir. Yalnızca Allah'a kul olan bir insan, başka insanlara kölelik veya kulluk etmez. Toplumun mayası dindir. Doğu toplumlarında (Asya, Afrika, Rumeli) gelişmenin ve ilerlemenin dinamosu materyalist felsefeler değil, din duygusudur (Bu memleket insanlarının makine-i tekemmülâtının buharı diyânettir). Doğru yöntem ve kıyas şu şekilde olmalıdır: Batı'nın kurumlarını veya İstanbul'daki aydın zihniyetini, Anadolu'nun ve halkın gerçeklerinden kopuk bir şekilde aynen taklit etmek (istihsan ettiği libası giymek) toplumu gülünç ve çaresiz duruma düşürür. Asıl taklid edilecek şey; dinin emrettikleri ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in sünnetidir.Ayrıca BakınızBEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN SULTAN ABDÜLHAMİD HAN'A KARŞI TAVIR VE TUTUMUSULTAN ABDÜLHAMİD'İN HAL FETVASINA KATILAN ELMALILI HAMDİ YAZIR HAKKINDA EHL-İ SÜNNET ÖLÇÜSÜ NEDİR?SULTAN ABDÜLHAMİD DÖNEMİNDE BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ NEDEN TIMARHANEYE SEVK EDİLDİ?BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ'NİN ABDÜLHAMİD HAN'I ELEŞTİRMESİ NASIL ANLAŞILMALIDIR?BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ'NİN SİYASETE BAKIŞISİYASETTEN UZAK DURMANUR TALEBELERİ VE SİYASETSİYASET, EFKARIN ALEMİNDE BİR ŞEYTANDIR; İSTİAZE EDİLMELİ / LEMAATMENFAATİ ESAS TUTAN SİYASET CANAVARDIR / LEMAATBEDİÜZZAMAN'IN CUMHURİYET TARAFDARLIĞICUMHURİYET YÖNETİMİ İSLÂM'A UYGUN MUDUR?MEŞRUTİYET İSLAM'A UYGUN MUDUR? BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ'NİN MEŞRUTİYET ANLAYIŞINÜBÜVVET, HİLAFET, ISIRICI SALTANAT VE CEBERUT KRALLAR'DAN HABER VEREN HADİSKaynakçalarhttps://islamansiklopedisi.org.tr/ehlul-hal-vel-akdhttps://islamansiklopedisi.org.tr/muaviye-b-yezidhttps://islamansiklopedisi.org.tr/mesrutiyetMurat Akgündüz, “Bediüzzaman'ın Osmanlı Devleti ve BazıPadişahlar Hakkındaki Görüşleri, Katre Uluslararası İnsan Araştırmaları Dergisi, Aralık 2020, 165-182.

2.475

Delil Katiyyülmetin Olduğu

Evvelâ: Delil kat'iyyü'l-metîn olduğu gibi, kat'iyyü'd-delâlet olmak gerektir. Hâlbuki tevil ve ihtimalin mecâli vardır. Zira, nehy-i Kur'ânî âmm değildir, mutlaktır; mutlak ise, takyid olunabilir. Zaman bir büyük müfessirdir; kaydını izhar etse, itiraz olunmaz. Hem de hüküm müştak üzerine olsa, me'haz-ı iştikakı, illet-i hüküm gösterir. Demek bu nehiy, Yahudi ve Nasara ile Yahudiyet ve Nasraniyet olan âyineleri hasebiyledir." Bu paragraf birçok yerde genel ifadeler ile açıklanmış fakat tam anlaşılması için cümle cümle izah etme imkanınız var mı?

9.766

Kur'an ve Hadislerde Kıyamet Alametleri

Kur'an-ı Kerim'de geçen kıyamet alâmetlerinin bir kısmını şu şekilde sıralayabiliriz:Hâlbuki şüphesiz o, (Îsâ'nın âhir zamanda yeryüzüne gönderilişi), kıyâmet için elbette bir bilgi (bir alâmet)tir; sakın onda şüpheye düşmeyin ve bana (şeriatime) tâbi' olun! Bu dosdoğru bir yoldur.1 Nihâyet Ye'cüc ve Me'cüc'ün (seddi) açıldığı ve onların her tepeden akın etmekte olduğu ve gerçek va'd (olan kıyâmet)in yaklaştığı zaman bir de bakarsın ki, inkâr edenlerin gözleri (dehşetten) donuktur. “Eyvah bize! Hakîkaten bundan gaflet içindeydik, (biz) bil'akis (nefsimize) zulmeden kimseler imişiz!” (derler).2 O hâlde, göğün insanları bürüyecek apaçık bir duhân (bir duman) getireceği günü gözetle! Bu (pek) elemli bir azabdır.3 Rivayetlere göre bu duman, kıyamet yaklaştığı sırada, doğu ile batı ve yer ile gök arasını kaplayacak olan bir duman olup, kıyamet alâmetlerindendir. İbn-i Mes'ud (ra)'dan bir rivayette ise, şöyle denmiştir: “Kureyş şirk üzere kalmakta ısrâr edip Resûlüllah (asm)'a karşı isyanlarını ortaya koydukları vakit Hz. Peygamber (asm), Yûsuf (as)'ın zamanındaki kıtlık yıllarına ma'ruz kalmaları hususunda onlara beddua etti. Bunun üzerine öyle bir kıtlık ve meşakkate uğradılar ki, kemik yemek mecburiyetinde kaldılar. İçlerinden biri göğe bakardı da hâlsizlikten kendisi ile gök arasında duman tabakası gibi bir şey görürdü.” Ayet buna işaret etmektedir.4Peygamber Efendimizin (sav) kıyametin alametleri olarak rivayet edilen hadis-i şeriflerin bir kısmını şu şekilde sıralayabiliriz:Huzeyfe b. Esîd el-Gıfârî anlatıyor: “Bir gün biz kendi aramızda konuşurken Peygamber (sav) geldi ve "Ne müzakere ediyorsunuz?" diye sordu. Ashâb, "Kıyamet hakkında konuşuyoruz." dediler. Bunun üzerine Resûlullah (sav), "Siz şu on alâmeti görmedikçe, kıyamet kopmayacaktır." buyurdu ve şunları saydı: "Duman, Deccâl, Dâbbe, güneşin batıdan doğması, Meryem oğlu İsa"nın (as) yeryüzüne inmesi, Ye"cûc ve Me"cûc, doğuda, batıda ve Arap yarımadasında olmak üzere üç büyük çökmenin yaşanması ve son olarak Yemen"den çıkıp insanları haşrolacakları yere sürecek bir ateş."5 İlim kaybolmadıkça, depremler çoğalmadıkça, zaman kısalmadıkça, karışıklıklar ortaya çıkmadıkça, herc yani cinayetler artmadıkça ve elinizde mal çoğalıp taşmadıkça kıyamet kopmaz.6 Kıyamet alâmetlerinden bazıları şunlardır: İlmin kaldırılması, cehaletin artması, zinanın çoğalması, şarap içmenin yaygınlaşması, erkeklerin azalıp kadınların çoğalması. O derecede ki elli kadına bir erkek düşecektir.7 Zaman yakınlaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bu yakınlaşma öyle olur ki, bir yıl bir ay gibi, ay bir hafta gibi, hafta da bir gün gibi, gün saat gibi, saat de bir çıra tutuşması gibi (kısa) olur.8 Kıyamet, bize ebedî olan âhiret hayatının karşısında geçici dünya hayatının önemsizliğini ifade ediyor. Asıl olan, her şeyin yıkılıp altüst olduğu o günde iman dolu kalplerin dimdik ayakta durabilmesidir.Zuhruf Suresi 43/61Enbiya Suresi 21/ 96-97Duhan Suresi 44/10-11Suyuti, Celâleyn Şerhi, Beyrut 1996, c. 7, 119Müslim, Fiten, 39Buhârî, İstiskâ, 27Buhârî, Nikâh, 111Tirmizi, Zühd 24.

Hanımlar Namaz Kılarken Kamet Getirir mi?

Ezan ve ikaamet yalnız erkeklere sünnettir. Hanefî mezhebine göre kadınların tek başlarına veya kendi aralarında namaz kılarken ezan okumaları da ikamet getirmeleri de mekruhtur.1 Okuyacak olurlarsa namazları caiz olur, ne var ki uygun olmayan bir fiilde bulunmuş sayılırlar.2Ayrıca BakınızEZAN OKUNURKEN YATILIR MI?EZAN DİNLEME ADABIKAZA NAMAZI KILARKEN EZAN VE KAMET ŞART MI?EZAN VE KAMET DUASI NEDİR? HADİSLERDE GEÇER Mİ?KaynakçalarÖmer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Bilmen Yayınları, İstanbul ts., s. 127Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslâm Fıkhı: İbâdât-Muâmelât-Ferâiz. Uysal Kitabevi, Konya t.y., c.1, s. 151.