Bağış Yap

Sorular

5.152

Latince ve Sadeleştirmeye Ruhsat

"Evet, bu dünya memleketine ve misafirhânesine giren her bir misafir…” diye başlayan Birinci Makam'ın başından -ilhâm, vahiy mertebeleri- hâriç kalıp, tâ on sekizinci mertebe olan kâinâtın hudûs hakîkati, tâ imkâna kadar yeni hurûfla, bir ihtâr-ı ma'nevî ile izin verdik. Daktilo (el makinesi) ile kendilerine yazdılar. Siz de bu dört parçayı birden cild yapıp, yeni hurûfla ehl-i inkâra on ikilik top güllesi gibi atabilirsiniz. Fakat yirmi sene evvelki Türkçe ile şimdiki Türkçe'nin farklı olduğundan, yeni Türkçe için bazı kelimât-ı Arabiyede tasarruf edildi. Siz de öyle yapabilirsiniz. Risâle-i Nûr yirmi sene evvelki Türkçe ile konuşur. O zamanı görmeyen gençlere teshîlât olmak için bazı ta'birâtı değiştirirseniz, iyi olur." Gibi ifadelerden latinceye ve sadeleştirmeye izin var anlamı çıkar mı?

"Hikmet Müminin Yitik Malıdır" Hadisi Ne Anlatır, Hikmetli İnsan Nasıl Olunur?

Hikmet, en kısa ifadesiyle doğruyu bilmek, doğruyu yerli yerince söylemek ve faydalı olanı yapmaktır. Hikmet; ilim, basiret, isabet, ölçü, fayda ve hayır manalarını içine alır.Seyyid Şerif el-Cürcani hikmeti, “İnsanın gücü ölçüsünde eşyanın mahiyet ve hakikatlerini bilmesi” şeklinde tarif eder. Bu tarifte hikmet, sadece bilgi sahibi olmak değil; eşyanın iç yüzünü, maksadını ve hakikatini kavramak manasına gelir. Elmalılı Hamdi Yazır ise hikmet kelimesinin kök manasında iyiliği elde etme ve kötülüğe engel olma bulunduğunu ifade eder. Bu cihetle hikmetin fayda kavramıyla yakın alakası vardır. Ona göre hikmet, bazen “sebebin sebebi” yahut “amacın sonucu” manasında da kullanılır. En geniş manasıyla hikmet, doğru bilgi ve faydalı iş demektir. 1 İlgili hadis şöyle geçmektedir:Ebu Hüreyre (ra) şöyle rivayet etmektedir:Resulullah Aleyhissalatü Vesselam şöyle buyurur: Hikmet, mü'minin yitik malıdır; onu nerede bulursa almaya en ziyade kendisi hak sahibidir. 2Bu hadis-i şerifte geçen hikmet; faydalı ilim, hakikat, doğru bilgi, insanı hayra sevk eden isabetli söz ve derin kavrayış manalarına gelir. Hadisin verdiği ders ise şudur: Bir insan kıymetli bir malını kaybettiğinde onu nerede bulursa hemen sahiplenir. Mü'min de bunun gibi, nerede ve kimde doğru, hayırlı ve faydalı bir söz yahut bilgi bulursa onu alır, benimser ve istifade eder. Burada bizim için asıl ölçü, sözü söyleyen kişinin kimliği değil; sözün doğru, hak ve faydalı olmasıdır. Fakat bu, her duyulan sözü kabul etmek demek değildir. Hikmet, Kur'an ve Sünnet'e uygun olan hakikattir. Batıl, hurafe veya yanlış fikir hikmet sayılmaz. Bu cihetle mü'min, hakikati arar; fakat onu daima hak ölçüleriyle tartar. 3Bu hadis aynı zamanda mü'minin ilme ve hakikate karşı daima açık olması gerektiğini de gösterir. Mü'min, “Ben biliyorum” diyerek gelişmesinin önünü tıkamaz. Doğruyu nerede bulsa alır. Çünkü hikmet, insanı hayra götüren bir nurdur. Kur'an-ı Kerim'de hikmet büyük bir nimet olarak şöyle zikredilir:Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, ona pek çok hayır verilmiştir. 4Demek ki hikmet, yalnız bilgi çokluğu değil; bilginin hayra, isabete ve salih amele dönüşmesidir. Hikmetli konuşmak, sözü yerinde, zamanında, ölçülü ve faydalı söylemektir. Muhatabın halini gözetmek, doğru sözü uygun üslupla ifade etmek, kırmadan ve incitmeden hakkı anlatmak hikmetli konuşmanın esaslarındandır. Bununla beraber lüzumsuz, faydasız ve boş sözlerden kaçınmak da hikmetin bir şubesidir.Hikmetli insan ise ilmiyle amel eden, hadiselerin yalnız dış yüzüne değil neticelerine ve manalarına da bakabilen, öfke ve heva ile değil aklıselim ve ölçü ile hareket eden kimsedir. Böyle bir insan, doğruyu kim söylerse söylesin alçak gönüllülükle kabul eder; bildiğini de hayra sarf eder.Netice olarak hikmet; hakikati bilmek, hayrı tercih etmek, doğruyu güzel bir üslupla ifade etmek ve her şeyi yerli yerinde yapabilmektir. Mü'minin vazifesi de hikmeti aramak, bulduğu doğruyu almak ve onunla amel etmektir.Kaynakçalarİlhan Kutluer Hikmet Tdv İslâm Ansiklopedisi, 1998, c.17, s.514-515İbn Mace, Zühd, 4169Sünen-i İbn-i Mâce Tercemesi ve Şerhi, Haydar Hatipoğlu, Kahraman Yayınları, c.10, s.443–444Bakara, 2/269

Kalpten Geçen Düşünceler ve Günaha Kalben Azmetmek İnsanı Sorumlu Kılar mı?

Sitenizde cevaplanan bir yazıda geçen “kalplerin amellerinden dolayı sorgulamanın söz konusu olduğuna delil teşkil eden hadis-i şerifler” ifadesiyle hangi hadis-i şerifler kastedilmektedir? Bu hususu misaller vererek izah eder misiniz?Ayrıca metinde adı geçen Kadı Ebu Bekir (rh) kimdir? Kısaca bilgi verebilir misiniz?Bunun yanında, aynı yazıda Kadı Ebu Bekir'in (rh) benimsediği görüşe atıf yapılmakta, ancak bu görüş açıkça ifade edilmemektedir. Bu sebeple, söz konusu zatın bu meseledeki kanaatini açık ve net bir şekilde yazarak ilgili metni izah eder misiniz?

Cünüpken Avret Mahallini Tıraş Etmek ve Tırnak Kesmek Caiz midir?

Cünüp iken traş olmak, tırnak kesmek, kan aldırmak mekruh kabul edilmiştir. İmam Gazzali Hazretleri bu konuda şöyle demektedir:Cünüp iken tıraş olmak, tırnak kesmek, kılları almak ve kan aldırmak mekruhtur. Çünkü insan, bütün parçaları bir araya getirilmiş bir hâlde mahşere çıkar. Bazı parçalarının temizlenmemiş olması orada kendisine sıkıntılar verir.1 Halil Gönenç Hoca Efendi de bu görüşe katılmakta, mekruh olduğunu ifade etmektedir.2Üstad Bediüzzaman Hazretleri ise şöyle demektedir:Evet, cünüb iken tırnakların, saçların kesilmesi mekrûh; ve bedenden ayrılan her bir cüz'ün bir yere gömülmesi sünnet olduğu, ona işarettir...3 Ayrıca BakınızSÜNNETE GÖRE TIRNAK KESME ADABITIRNAKLARI UZATMAK CAİZ MİDİR? İSLÂM'A GÖRE TIRNAK ADABI VE BAKIMIKADINLARIN KOL VE BACAK KILLARINI ALMASI CAİZ MİDİR? VÜCUT KILLARININ TEMİZLENMESİNİN DİNİ HÜKMÜ NEDİR?VÜCUT KILLARIREGL DÖNEMİNDE TIRNAK VE SAÇ KESİMİİSLAM'A GÖRE SAÇ KESİMİKaynakçalarİmam Gazzali, İhya-ü Ulumu'd Din, s. 883Halil Gönenç, Günümüz Meselelerine Fetvalar, c.1, s. 124Bediüzzaman Said Nursi, İşaret'ül İcaz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2015, s. 53Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Risale Yayınları, İstanbul 1990, c.1, s.224

4.681

Fal Baktırıp Söylenenlere İnanan Kimse Kafir Olur mu?

İslam inancına göre geleceği ve gizli olanı (gaybı) mutlak olarak bilme yetkisi yalnızca Allah'a aittir. Kur'an-ı Kerim ayetlerinde gaybın bilgisinin sadece Allah katında olduğu açıkça bildirilmiştir:Ve gaybın anahtarları O'nun katındadır; onları ancak O bilir. Hem karada ve denizde ne varsa bilir. Hiçbir yaprak da düşmez ki onu bilmesin; hem ne yerin karanlıklarında bir dâne, ne yaş ne de kuru (hiçbir şey) yoktur ki, apaçık bir Kitab'da(Kur'ân'da) bulunmasın!1Falcılık, kâhinlik ve gaybdan haber verme iddiası taşıyan işlerle meşgul olmak veya bunlara başvurmak dinen kesinlikle yasaklanmış haram davranışlardır. Hz. Peygamber (sav) de kâhin veya falcılara gidip onların geleceğe dair söylediklerini tasdik etmeyi şiddetle nehyetmiş ve bu tür tutumları uyarıcı bir dille kınamıştır. Dolayısıyla fal baktırıp geleceğe dair verilen haberlere inanmak İslam inanç esaslarına ve tevhid ilkesine aykırı ağır bir günahtır.2Bu durumun kişiyi dinden çıkarıp kâfir yapıp yapmayacağı hususunda ise fıkıh ve itikat alimleri önemli ayrımlar yapmışlardır. İslam fıkhında bir fiil veya sözün "küfür" niteliği taşıması ile o fiili işleyen kimsenin müstakil olarak "kâfir" ilan edilmesi aynı şey değildir. Eğer bir kimse, Allah'tan başka bir varlığın veya falcının Allah'tan bağımsız olarak gaybı bildiğine inanır ve İlâhî kudretin üstünde bir bilgi iddiasını kabul ederse, dinin açık nasslarını inkar etmiş olacağından dinden çıkma riskiyle karşı karşıya kalır. Ancak Allah'ın birliğine ve sıfatlarına inanan bir Müslüman, cahillik, merak veya nefsi bir zaaf sebebiyle fal baktırır ve söylenenlere kesin bir inanç beslemeden meylederse, bu kimse doğrudan dinden çıkıp kâfir olmaz. Fakat büyük bir günah ve haram işlemiş olur. Ehl-i kıble olan ve kelime-i tevhidi benimseyen bir kimseyi hemen tekfir etmek doğru görülmemiştir. Bu tür yanlışlara düşen kişilerin derhal tövbe ve istiğfar etmeleri gerekmektedir.3KaynakçalarEnam, 6/59.Heyet, Fetvalar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2024, s. 89.Heyet, Fetvalar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2024, s. 63-64.

Kudret Kanunlara Taalluk Eder mi?

Sözlükte kanun, nesnelerin kendisiyle ölçüldüğü ölçü aletine denir. Terim olarak ise herkesi bağlayıcı hükümler anlamında kullanılır. Tabiat kanunları, iki varlık veya iki olay arasında görülen sabit bir nispettir. Bu kanunlar değişmez; ancak mümkün olup zaruri değildir. Bediüzzaman Hazretleri'ne göre kanun, ilim, irade ve emrin türlere olan tecellisidir; yani kanun, emirdendir.Bediüzzaman Hazretleri, kanunların itibari emirler ve vehmi düsturlar olduğunu, dolayısıyla hariçte bir vücutlarının bulunmadığını ifade eder. Ona göre kanun, bir kural olmaktan öteye geçmemeli ve tabii olarak kabul edilmemelidir. Kanunun zihni varlığından öteye geçerek harici bir vücudu olduğu sanılmamalı; itibari olduğu fark edilerek bir hakikat olduğu zannedilmemelidir. Kanunun yalnızca bir âlet olduğunu bilip müessir/tesir sahibi olmadığının şuurunda olmak gerekir.Dolayısıyla kudretin kanunlara taalluku söz konusu değildir. Kudret, kâinattaki kanunlara değil, doğrudan doğruya eşyaya ve hadiselere taalluk eder. Kanun ise kudretin bizzat yaptığı bir iş değil, o icraatın intizamlı ve muntazam surette görünmesinden çıkan itibari bir isimdir. Yani kanun, harici vücudu olan müstakil bir fail değildir; kudret-i İlahiyyenin âdetullah tarzında cereyan eden tasarrufunu tarif eder.Bu sebeple “kanun yapıyor” denilmez; hakikatte yapan kudrettir. Kanun ise yapılan işlerdeki düzenin unvanıdır.Ayrıca BakınızKANUNLARIN YALNIZ İLMÎ VÜCUTLARININ BULUNMASIÂDETULLAH KANUNLARININ İŞLEYİŞİ

1.503

Mahşer Gününde Yakınların Birbirinden Kaçmasının Hikmeti Nedir?

Konu ile ilgili birkaç hadis-i şerifte şöyle geçmektedir:Kıyamet günü insanlar çıplak, yalınayak ve sünnetsiz olarak diriltilecekler. “Aişe peki insanların avret yerleri ne olacak, birbirlerine bakmayacaklar mı?” diye sordu. Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: “O zaman herkesin kendine yetecek kadar derdi, sıkıntısı ve meşguliyeti vardır.1Sizler kıyamet günü çıplak, yalınayak ve sünnetsiz olarak mahşer yerinde toplanacaksınız. Ben: “Kadınlar ve erkekler bir arada birbirlerinin avret yerlerine bakmazlar mı?” dedim. Rasûlullah (sav): “O gün o kadar korkunç bir gündür ki kimsenin kimseye bakacak hali yoktur.2Bu hadis-i şerifler bağlamında haşir meydanında insanların birbirlerini tanımaması ve fark edememesi, o gün yaşanacak büyük korku ve dehşetle açıklanmaktadır. Sur'a üflenmesiyle başlayan bu dehşetli günde herkes kendi hesabını ve akıbetini düşünmekten başka bir şeyle ilgilenemez. Zihinler büyük bir şaşkınlık içinde kalır, insanlar ne yapacağını bilemez ve etrafındaki kişilere karşı dikkatli değildirler.Kur'ân-ı Kerîm'de bildirildiği üzere, o gün insanı tamamen meşgul eden çok ağır bir endişe vardır. Şöyle ki:Ey insanlar! Rabbinizden sakının ve öyle bir günden korkun ki, (o gün) ne baba çocuğuna (onun nâmına birşey) öder, ne de çocuk babasına (onun nâmına) bir şey ödeyicidir. Şübhe yok ki Allah'ın va'di haktır; öyle ise sakın dünya hayâtı sizi aldatmasın! Ve sakın o çok aldatıcı (şeytan) sizi (bir taraftan günâha sevk ederek) Allah('ın affına güvendirmek) ile şaşırtmasın!3Herkes kendi günahının, hesabının ve karşılaşacağı sonucun kaygısını taşır. Bu sebeple insan, kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından bile uzaklaşır. Dünyada insanları birbirine bağlayan soy, nesep ve akrabalık ilişkileri o gün kişiyi kurtaracak bir fayda sağlamaz. Bu durum ayette şöyle bildirilmektedir:Sûr'a üflendiği zaman, artık o gün aralarında ne soy sop kalır, ne de birbirlerine bir şey sorarlar.4Kur'an'da insanların o gün sarhoş olmadıkları halde sarhoş gibi görünecekleri şöyle bildirilir:Onu göreceğiniz gün, her emziren kadın emzirdiği (yavrusu)nu unutur ve her hâmile kadın yükünü (karnındaki çocuğunu) düşürür; (o gün) insanları, sarhoşlar (gibi yalpalarken) görürsün; hâlbuki onlar sarhoş kimseler değildir. Fakat Allah'ın azâbı (pek) şiddetlidir.5Çünkü karşılaşacakları dehşet ve şaşkınlık son derece büyüktür. İnsanlar, etrafa dağılmış çekirgeler veya şaşkın halde uçuşan pervaneler gibi bir hal içinde olacaklardır. Böyle bir ortamda kişi, yanı başındaki insanı fark edecek veya onun halini soracak durumda değildir. 6Kısacası mahşer günündeki dehşet, insanın bütün dikkatini kendi hesabına ve akıbetine yöneltecektir. Dünyadaki yakınlık ve alışılmış ilişkiler o anda ikinci planda kalacaktır.Ayrıca BakınızMAHŞER GÜNÜ HESAP NE KADAR SÜRER?MAHŞERDE GÜNAH VE SEVABIN EŞİT OLMASIKABİRDE HESAP VAR MI, ASIL HESAP MAHŞERDE Mİ GÖRÜLECEK?MAHŞERDE HESAP VE AMELLERİN TARTILMASI NASIL OLACAK?MAHŞERDE İMAN NASIL TARTILIR?NAMAZ KABİRDE, MAHŞERDE VE SIRAT'TA BİZE NASIL FAYDA SAĞLAR?KaynakçalarNesâî, Sünen, 2056. / Buhârî, Rıkak, 45. / İbn Mâce, Zühd, 33.Nesâî, Sünen, 2057. / Buhârî, Rıkak, 45. / İbn Mâce, Zühd, 33.Lokman, 31/33.Mü'minûn, 23/101.Hac, 22/2.İbn-i Kesir, “Hadislerle Kur'an-ı Kerim Tefsiri”, Çağrı Yayınları, 2008, c. 14, s. 8105.

1.067

Taberi Tarihi Okunur mu, Bu Esere Nasıl Yaklaşılmalıdır?

İslam tarih kitapları içerisinde Taberi Tarihi'nin ayrı bir yeri ve değeri vardır. Taberi, döneminde aktarılan tarihi olayları ve kendisine ulaşan rivayetleri büyük ölçüde nakletmiş, bazı konularda farklı rivayetleri de bir arada vermiştir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus vardır: Tarih kitaplarında yer alan her rivayet, mutlaka doğru olduğu anlamına gelmez. Tarihçiler, hadis âlimleri kadar sıkı sıhhat şartları aramadan zayıf, hatta uydurma olabilecek rivayetleri de eserlerine almışlardır. Taberi de eserinin ön sözünde, naklettiği rivayetlerin doğruluğundan değil, kendisine ulaşan haberleri aktarmasından sorumlu olduğunu ifade eder. Bu bakımdan onun eserini, geçmişte yaşanan veya anlatılan olayların bütününü anlamaya yönelik önemli bir kaynak olarak değerlendirmek gerekir.Bu yaklaşımın önemli bir faydası da şudur: Zayıf bir rivayet bile bazen tarihi bir olayın izlerini taşıyabilir veya başka kaynaklarla birlikte değerlendirildiğinde önemli ipuçları verebilir. Taberi gibi tarihçiler, bir bakıma kendi dönemlerinde dolaşımda olan haberleri ve farklı görüşleri sonraki nesillere aktarmışlardır. Elbette bazı konularda kendi değerlendirmelerini yapmış veya çıkarımlarda bulunmuşlardır. Fakat Taberi'nin bir görüşü eserine alması, o görüşü doğru bulduğu ya da bizzat savunduğu anlamına gelmez. Çoğu zaman yalnızca bir rivayeti aktarmaktadır. Bu sebeple Taberi Tarihi'ni okumak tavsiye edilir. Ancak eserdeki her bilgiyi doğrudan doğruya doğru kabul etmek yerine, rivayetlerin kaynaklarını, güvenilirliğini ve diğer tarihi bilgilerle uyuşup uyuşmadığını araştırmak gerekir.Ayrıca BakınızKUR'AN'DAKİ NOKTALAMA VE HAREKELEMELERİN TARİHÇESİOSMANLICA'NIN TARİHİTARİHTE İLK HAPŞIRAN VE "ELHAMDÜLİLLAH" DİYEN KİŞİRİSALE-İ NUR'UN İSLAM DÜŞÜNCE TARİHİNDE YERİ VE ÖNEMİTİMUR ZALİM MİYDİ? TARİHİ KAYNAKLAR NE SÖYLÜYOR?ŞİA NEDİR? ŞİİLİK NASIL ORTAYA ÇIKTI? ŞİA'NIN TARİHİ, GRUPLARI, İNANÇLARI VE İMAMET ANLAYIŞI

4.873

İhtilam Olduğundan Şüphelenip Islaklık Görmeyen Kişiye Gusül Gerekir mi?

Bir gün uyudum ve uykuya daldıktan yaklaşık 1-2 saat sonra uyandım. İhtilam olduğumu fark ettim. Şeksiz şüphesiz olduğunu doğruladım ve yıkandım. Ertesi gün yine ihtilam olup olmadığım konusunda şüpheye düştüm. Çamaşırımı kontrol ettim ve net bir ıslaklık göremedim. Islaklık göremeyince yıkanmaya gerek olmadığını düşündüm. Ne olur ne olmaz diye edep yerimi yıkayıp abdest aldım. Namaz kıldım. Yaptığım doğru mudur?

4.873

Rüya Tabiri İçin Nereden Yardım Alınır, Güvenilir Kitaplar Hangileridir?

Görülen hakikatli rüyaların tabir ilmine vakıf kişilerce tabir ettirilmesi en doğru olanıdır. Tabir ettirecek ehil kimselerin bulunmaması durumunda ise güvenilir rüya tabirleri kitaplarından istifade edilebilir.Rüyalarda görülen şeylerin neleri sembolize ettiğini açıklayan ilme; ilm-i ta'bir, ilm-i ta'bir-i rü'ya, rüyaları yorumlayanlara muabbir denir. Bu konuda yazılan eserler de ta'bir-name, ta'birat-ı vukūat, ta'birat-ı rü'ya, rü'ya-name, vakıa-name, segir-name, güzariş-name gibi adlarla anılır. İbn Haldun'un Muḳaddime, Taşköprizade'nin Mevzuatü'l-ulum ve Katib Çelebi'nin Keşfü'z-zunun adlı eserlerinde tabir ilmi ve literatürü geniş yer tutar.İslam dininde rüya tabirine önem verildiği Kur'an'da ve hadislerde yer alan bilgilerden de anlaşılmaktadır. Kur'an-ı Kerim'de Hz. Yusuf'a (as) rüya yorumunun öğretildiği,1 Hz. İbrahim (as) ile Hz. Yakub (as) ve Hz. Yusuf'un (as) gördükleri rüyaları tabir edip ona göre hareket ettikleri belirtilir.2 Hz. Yusuf'un (as) rüyasını babası Hz. Yakub'un (as) yorumlaması, Hz. Yusuf'un (as) zindandayken iki gencin ve daha sonra Mısır kralının rüyalarını tabir edişi de Kur'an'da haber verilmektedir.3 Resul-i Ekrem'e (sav) ilk vahyin salih rüya şeklinde gelmesi, hadis kitaplarında da rüya ve tabirin yer almasına vesile olmuştur.İslam geleneğinde rüya tabiriyle ilgili olarak Danyal, Ca'fer es-Sadık, İbn Sirin, Ebu İshak İbrahim el-Kirmani, Cabir el-Mağribi, Nasr b. Ya'kūb ed-Dineveri, İbn Ebü'd-Dünya, Abdülgani en-Nablusi ve Seyyid Süleyman el-Hüseyni gibi müelliflere nisbet edilen eserler önemlidir. Bilhassa Muhammed b. Sirin'in rüya tabirlerini konularına göre sıralayan Kitabü Taʿbiri'r-rüʾya'sı, Abbasi halifelerinden Mehdi-Billah döneminde yaşayan İbrahim el-Kirmani'nin Kitab-ı Düstur'u, İbn Kuteybe'nin Kitabü Taʿbiri'r-rüʾya'sı, Memlük kumandanlarından Halil b. Şahin'in el-İşarat fi ʿilmi'l-ʿibarat adlı eserinden esinlenerek Seyyid Süleyman el-Hüseyni tarafından yazılan Kenzü'l-menam ve Abdülgani en-Nablusi'nin Taʿtirü'l-enam fi taʿbiri'l-menam adlı eseri zikredilebilir.4Rüyaların tabiri için yukarıda sayılan muteber eserlerin güvenilir Türkçe tercümelerinden istifade edilebilir.Ayrıca BakınızRÜYA İLE AMEL EDİLİR Mİ?MANA VE RÜYA ALEMİKÖTÜ RÜYARÜYANIN DİNİMİZDEKİ YERİ VE ÖNEMİİSTİHARE NAMAZI-DUASI VE RÜYASI HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKENLERVEFAT EDEN YAKINLARIMIZLA RÜYADA NASIL GÖRÜŞEBİLİRİZRÜYADA PEYGAMBER EFENDİMİZİ (SAV) GÖRMEKALLAH'I RÜYADA GÖRMEK MÜMKÜN MÜDÜR? AHİRETTE ALLAH'IN GÖRÜLMESİ MÜMKÜN OLACAK MI?EZANI RÜYASINDA GÖREN SAHABELERKaynakçalarYusuf, 12/6, 21.Yusuf, 12/4-6; Saffat, 37/102.Yusuf, 12/6, 36-37, 41-49, 100.İlyas Çelebi, "Rüya", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2008, c. 35, s. 309.

1.061

Gayrimüslim Bir Ülke İçin Savaşta Ölen Müslüman Şehit Olur mu?

Bir kimsenin fıkhen tam şehit sayılabilmesi için meşru bir cihad veya savunma kapsamında Allah rızası için (îlâ-yi kelimetullah) ya da din, can, mal, akıl ve ırz gibi mukaddes değerleri korumak amacıyla (fi sebîlillah-Allah için) can vermiş olması şarttır. Müslüman olmayan bir ülkenin ordusunda veya o ülkenin dünyevi çıkarları adına savaşa katılmak ise dinen "Allah yolunda savaş" kapsamında değerlendirilmez. Dolayısıyla bu tür bir savaşta ölen Müslüman, fıkıh kurallarına göre harp şehidi sayılmaz. Cenazesi diğer ölüler gibi yıkanır, kefenlenir ve cenaze namazı kılınır.1Bununla birlikte, meseleye ahiret ve niyet boyutu açısından bakıldığında iki durum öne çıkmaktadır. Eğer bir Müslüman sırf o ülkenin meşru olmayan emellerine destek vermek veya Müslümanlara karşı savaşmak amacıyla orduda yer almışsa bu durum günah ve haram kabul edilir. Ancak başka bir gayrimüslim devlete karşı vatandaşlık zorunluluğu, hapis ve ölüm korkusu gibi bir icbar (zaruret) sebebiyle veya masum sivillerin, kendi can ve malının müdafaası niyetiyle savaşa girmek durumunda kalmışsa, dünyada şehit muamelesi görmese bile ahiretteki durumu niyetine bağlıdır. Nitekim ameller niyetlere göredir ve Allah kişinin samimiyetini, niyetini ve içinde bulunduğu çaresizliği bildiği için ahirette lütfuyla muamele ederek kişiyi manevi sevaptan mahrum bırakmayabilir.2Ayrıca BakınızŞEHİT KİME DENİR? ŞEHİTLİĞİN MERTEBELERİKaynakçalarVehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Risale Yay., İstanbul 1990, c. 3, s. 101-103.Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Risale Yay., İstanbul 1990, c. 3, s. 101-107.

Cennette Aile Hayatı Nasıl Olacak? Eşler, Mağduriyetler, Arzular ve Çocuklar Hakkında Neler Bildirilmiştir?

Kur'an-ı Kerim'de cennet ehlinin diledikleri nimetlere kavuşacakları ve kalplerinde hiçbir üzüntü kalmayacağı bildirilmektedir. Bu çerçevede şu hususları öğrenmek istiyoruz:Dünyada huzursuz bir evlilik yaşamış ve eşini cennette istemeyen bir kimsenin durumu nasıl olacaktır? Eşler arasındaki sevgi, kıskançlık ve kırgınlıklar nasıl anlaşılmalıdır?Birden fazla evlilik yapan bir kimse cennette hangi eşiyle birlikte olacaktır? Bu konudaki hadislerin sıhhati nedir?Dünyada eşinden zulüm gören veya hakkı ihlal edilen kimsenin mağduriyeti ahirette nasıl telafi edilecektir?Cennette arzuların karşılanması nasıl anlaşılmalıdır? İnsan, dünyadaki isteklerini cennette de aynı şekilde mi arzulayacaktır?Cennette çocuk sahibi olmak ve çoğalmak mümkün müdür? Bu konuda sahih hadisler var mıdır?Bu meselelerin Kur'an, sahih hadisler ve varsa Risale-i Nur'daki ilgili bahislere işaret edilerek açıklanmasını rica ediyoruz.