Bağış Yap

Sorular

Dua Ettiğimizde Her Zaman Bizim İçin En Hayırlısı mı Gerçekleşir?

Dua, güçsüzlük ve ihtiyacını ortaya koyarak Allah'a yalvarma, bir şeyin olmasını veya olmamasını isteme, yakarış ve niyaz demektir. Zira insan, yaratılışı itibarıyla sonsuz şeylere muhtaçtır. Bununla birlikte hastalık, bela ve musibet gibi birçok sıkıntıya maruz kalmaktadır. Bu ihtiyaçlarını karşılayabilmek için birinden yardım istemeye ve sıkıntılarından kurtulabilmek için birine sığınmaya ihtiyacı vardır. Bu sebeple Rabbine dua ve niyazda bulunmaktadır. Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır.Rabbiniz buyurdu ki: “Bana dua edin, size icabet edeyim (duanıza cevab vereyim) Şübhesiz benim ibadetimden (yüz çevirip) kibirlenenler, yakında zelil olan kimseler olarak Cehenneme gireceklerdir!”1Ayetin de ifade ettiği üzere kulun yapmış olduğu her duaya muhakkak bir karşılık vardır. Bu karşılık, yani duaya cevap ise genel anlamda üç farklı şekilde gerçekleşmektedir. Allah (cc), kulun duada istediği hususun aynısını verebilir veya daha güzel ve hayırlısı ile cevap verebilir. Yahut ahirette cennet nimetleri şeklinde en güzel bir ihsan ile duaya karşılık verir. Lakin insan, kendisi için neyin hayırlı olup olmadığını tam idrak edemediğinden, Allah'ın takdirinin kendisi için hayırlı olmadığı zannına kapılır. Halbuki geleceği bilemeyen, kendisini tam anlamlandıramayan, his ve heveslerine söz geçiremeyen insan; hayır ve şerrin tam olarak ayrımını yapabilecek kabiliyette değildir. Sonsuz merhamet ve şefkat sahibi Yüce Allah ise kulunun her daim hayrını ve güzelliğini istediğinden, takdirinde kulunun hayrını ve güzelliğini murat eder ve duasına bu şekilde karşılık verir.Netice olarak gerek duaların karşılığı gerekse insanın hayat üzerinde yaşadığı her şey tam olarak hayırdır ve hayra hizmet eder. Başımıza gelen her şey doğrudan veya dolaylı olarak en hayırlı olanıdır. Bazen bizzat kendisi hayırlıdır, insan bunu fark eder ve şükreder. Dünyaya gelen evlat gibi. Bazen de olaylar şer gibi görünebilir; lakin neticesinde çok büyük hayırlar ve güzellikler ortaya çıkar. Hastalıklar gibi.Ayrıca BakınızDUA VE ÇEŞİTLERİHER ŞERDE HAYRI GÖRMENİN YOLUKaynakçalarMü'min, 40/60

"Hakiki Bir Müslüman Hiçbir Zaman Yahudi ve Nasrani Olamıyor. Olsa Olsa Dinsiz Olup Tam Anarşist Olur" Ne Demektir?

İlgili yer Emirdağ Lahikasında şöyle geçmektedir:Küfür ile îmân ortası yoktur. Bu memlekette İslâmiyet'e karşı komünist mücâdelesi ortası olamaz. Sağ ve sol ortası üç meslek îcâb ettirir. Eğer İngiliz, Fransız deseler, hakları var. Sağ İslâmiyet, sol komünistlik, ortası da Nasrâniyet diyebilirler. Fakat bu vatanda küfr-ü mutlaka karşı îmân ve İslâmiyet'ten başka bir dîn, bir mezheb olamaz. Olsa, dîni bırakıp komünistliğe girmektir. Çünkü hakîkî bir Müslüman hiç bir zaman Yahûdî ve Nasrânî olamıyor. Olsa olsa dinsiz olup tâm anarşist olur.1Bir insanda -hangi inanca sahip olursa olsun- bir takım güzel hasletler, insanî özellikler bulunabilir. Yani bir Hristiyan tahrif olmasına rağmen kendi dininden kaynaklanan doğru ve dürüst olmak veya Allah'a dua etmek gibi bir kısım güzellikler hayatında görünebilir. İsa peygamberi kabul etmese dahi insaniyete ait özellikler kendinde görünebilir. Mesela Avrupa başkentlerinde Gazzeli mazlumlar ve masumlar için sokaklara dökülen insanlar gibi... Ancak bir Müslüman diğerlerine benzemez. Hakkı ve hakikati, kısacası her şeyi en son ve yegane Hak din olan İslam'ın peygamberi Hz. Muhammed'den (asm) öğrenen birisi, onun manevi zincirinden çıksa artık hiç bir kayıt altına giremez. Anarşist olur.Bu hakikati Bediüzzaman Hazretleri şu sözleriyle teyid ediyor:Bir Müslüman İslâmiyet dâiresinden çıksa, mürted ve anarşist olur, hayât-ı ictimâiyeye zehir hükmüne geçer. Çünkü anarşi hiç bir hakkı tanımaz, insaniyet seciyelerini canavar hayvanların seciyesine çevirir.2KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2021, c.4, s.198-199Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2021, c.4, s.355

Hüsrev Efendi Hazretleri'nin Hizmet Uğruna Fedakarlığı ve İnsanların Hidayetinden Sorumluluğumuz

Hüsrev Efendi Hazretleri'nden rivayet edilen, “Bu insanlar gençler cennete, biz cennete; bu insanlar cehenneme, biz cehenneme” şeklinde, tam hatırlayamadığım bir söz var.İnsanları kurtarmak için çabalıyoruz. Ancak bizim gayretimizle cennete gideceklerse veya gayret etmediğimizde cehenneme gideceklerse, onların şahsi imtihanları bir yönüyle bize bağlı hâle gelmiyor mu? Elbette kendi tercihleri var; fakat bazen bu durum, onların akıbeti bizim çabamıza bağlıymış gibi düşündürüyor. Bu konunun aslı ve esası nedir?

Hıfz ve Hafiziyet Kavramlarının Farkı Nedir? Ef'al-i İlahiye ve Şuunat-ı İlahiye ile Münasebetleri Nasıl Açıklanır?

“Yedinci Hakikat: Bab-ı Hıfz ve Hafîziyet Olup, İsm-i Hafîz ve Rakîb'in Cilvesidir.”Bu parça ile ilgili iki sualim var:1. Bu parçada aynı kökten gelen “hıfz” ve “hafîziyet” kavramlarının birlikte zikredilmesinin cümlenin anlamına kazandırdığı ıstılahî ve ilmî manaları detaylıca izah eder misiniz? Özellikle fiil-sıfat veya tecelli-hakikat bakımından aralarındaki nüanslar nelerdir?2. Bu parçada “hıfz” kavramının ef'al-i ilahiyeye (İlahi fiillere), “hafîziyet” kavramının ise Cenab-ı Hakk'ın tabirinde aciz olduğumuz ve me'zun olmadığımız şuunat-ı ilahiyesine işaret ettiği yönündeki yorum, ilmî ve kelami açıdan isabetli midir? Gerekçeleriyle açıklar mısınız?

Bediüzzaman Hazretleri'ne Göre Kur'an'ın Kırk Vecihteki İ'cazı Nelerdir?

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, "kırk vech-i i'caz" denilen, Kur'an'ın kırk çeşit mucizelik yönünü 25. Söz Mucizat-ı Kur'aniye Risalesi'nde beyan etmiştir.Yine Lemeat namında Türkçe bir risalede ve Yirmi Beşinci Söz'de, Kur'an'ın kırk vecihle mu'cize olduğunu icmalen beyan etmişim. Ve kırk vücuh-u i'cazına işaret etmişim...1Yalnız bu risalede mucizeler konularına göre tasnif edilmiş olsa da birden kırka kadar numaralandırılmamış, risalenin içerisine dağılmış bir vaziyettedir. Öte yandan Bediüzzaman Hazretleri, başka bir eseri olan Rumuzat-ı Semaniye'de Kur'an'ın mucize yönlerinin iki yüzü bulduğunu ifade eder. Ancak Hz. Üstad, 25. Söz'de bu kırk ciheti madde madde sıralamamaktadır. Bu noktadan hareketle, ilgili risale dikkatle okunarak bir sıralama yapmak mümkündür. Farklı nazarlar elbette farklı maddeleri tespit edebilirler. Bizim okumalarımız neticesinde 25. Söz'de geçen Kur'an'ın kırk cihetle mucize oluşuna dair hususlar şu şekilde sıralanabilir:Kur'an'ın Belagatinin Mucize OlmasıKur'an'ın Nazmındaki Cezaletinin Mucize OlmasıKur'an'ın Nazmının Hüsn-ü Metanetinin Mucize OlmasıKur'an'ın Üslubunun Bedaatinin Mucize OlmasıKur'an'ın Üslubunun Garipliğinin Mucize OlmasıKur'an'ın Üslubunun Mustahsenliğinin Mucize OlmasıKur'an'ın Beyanının Beraatinin Mucize OlmasıKur'an'ın Beyanının Faikliğinin Mucize OlmasıKur'an'ın Beyanının Safvetinin Mucize OlmasıKur'an ayetlerinin Manalarındaki Kuvvetin Mucize OlmasıKur'an'ın Manalarının Hakkaniyetinin Mucize OlmasıKur'an'ın Lafızlarının Fesahatinin Mucize olmasıKur'an'ın Lafızlarının Selasetinin Mucize olmasıKur'an cümlelerinin Birbirine Karşı Münasebetlerindeki İntizamının Mucize OlmasıKur'an'ın Manasındaki Belagatın Mucize OlmasıKur'an ayetlerinin Manasındaki Kuvvetin Mucize OlmasıKur'an ayetlerinin İfadelerindeki Yüceliğin Mucize OlmasıKur'an'ın Üslubundaki Âliliğin Mucize OlmasıKur'an'ın Üslubundaki Haşmetin Mucize olmasıKur'an'ın Üslubundaki Letafetin Mucize OlmasıKur'an'ın Beyanatındaki Tesirin Mucizesi OlmasıKur'an'ın Beyanatındaki Rakikliğin Mucize OlmasıKur'an'ın Beyanatındaki Munisliğin Mucize OlmasıKur'an'ın Beyanatındaki Şefkatin Mucize OlmasıKur'an'ın Ayetlerinin İfham ve Talimde Mucize OlmasıKur'an'ın Şebabetinin (gençliğinin) Mucize olmasıKur'an Lafızlarındaki Camiiyyetin Mucize OlmasıKur'an'ın Manasındaki Camiiyyetin Mucize OlmasıKur'an'ın Mebhaslarındaki Camiiyyetin Mucize OlmasıKur'an'ın İnsanlığın Her Tabakasının Maddi ve Manevi İhtiyaçlarını Görmesinin Mucize olmasıKur'an'ın Îcazının Mucize OlmasıKur'an'ın İ'câzının Cami' Olmasının Mucize olmasıKur'an'ın Maksatlarındaki, Meselelerindeki, Manalarındaki, Üsluplarındaki Camiiyyetin Mucize OlmasıKur'an'ın Gaybi Haberler Yönünden Mucize OlmasıKur'an'ın Hikmet Yönü ile Mucize OlmasıKur'an'ın İlmi ve Ameli Yönünün Mucize OlmasıKur'an Ayetlerinin Sonlarındaki Fezlekeler ve Allah'ın İsimlerini İfade Yönünden Mucize OlmasıKur'an Ayetlerinin Tekrarının Mucize olmasıKur'an'ın Karanlıkları Aydınlatan Nuru Cihetiyle Mucize OlmasıKur'an'ın Kâinat İlimleri Yönünden Mucize OlmasıBununla beraber Allah kelamı olan Kur'an'ın mucizevi tarafları sınırlandırılamaz. Zira ezeli kelam olduğu için Kur'an'ın mucizeleri bitmez ve tükenmez.Ayrıca BakınızKURANIN HER TABAKAYA HİTABIKURANIN EVRENSELLİĞİKURANIN TAKVA SAHİPLERİNE HİDAYET OLMASIKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 79-224.

Komşunun Wi-Fi Şifresini İzinle Kullanmanın ve İnternet Sözleşmesine Aykırı Paylaşımın Dini Hükmü Nedir?

Komşunun evinde internet (Wi-Fi) varsa, şifresini alıp kendi evinde kullanmak caiz değildir. İnternet servis sağlayıcısının sözleşmesinde, internetin ev dışındaki başka kişilerle, dairelerle ve kurumlarla paylaşılmasına izin verilmemişse bu şartlara uyulması gerekir. Dolayısıyla evine internet bağlatan kişinin şifresini komşusuyla paylaşması da komşusunun bu şifreyi alarak interneti kullanması da caiz değildir.Bu tür ihlallerle sözleşmenin kapsamı dışına çıkmak uygun değildir. Sözleşme hükümleri çerçevesinde, internetin bağlandığı mekanda yaşayan hane halkı ve misafirler interneti kullanabilir.Hakkı olmayan bir şeyden iyilik olmaz. Bu sebeple, izin verilmeyen bir paylaşımda bulunan kişinin de bu paylaşım yoluyla interneti kullanan kişinin de bu davranışı caiz değildir.1Ayrıca BakınızİNTERNETTEN VİDEO, KİTAP, PROGRAM İNDİRMENİN HÜKMÜİNTERNETTE BULUNAN ÜCRETSİZ UYGULAMALARIN KULLANIMI CAİZ Mİ?YAPAY ZEKÂ DESTEKLİ HAZIRLANAN PROGRAMLARIN SAKINCALI TARAFLARIYAPAY ZEKA KADIN SESİNİ DİNLEMEK CAİZ Mİ? DİJİTAL CANLI RESİMLER CAİZ MİDİR? TARİHİ ÇİZİM VE YAPAY ZEKA GÖRSELLERİNİN HÜKMÜKaynakçalarTaşköprü Gazetesi, Dr. Hasan Çınar (Ankara Müftüsü), “Günün Fetvâsı | WiFi Paylaşımı”, 26 Ekim 2025.

Ahzab Suresi 59. Ayetin Sebeb-i Nüzulü Nedir?

Bahsedilen âyet, kadınların dışarı çıkarken iç elbiselerinin üzerine giydikleri ve bütün vücutlarını örten cilbabın farziyetiyle alakalıdır. Âyetin meali şöyledir:Ey Peygamber! Zevcelerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına söyle, (başlarını ve yüzlerini kapatacak şekilde) dış örtülerinden (çarşaflarından bir kısmıyla) üzerlerini örtsünler!(2) Bu, onların (iffetli olarak) tanınıp da rahatsız edilmemeleri için daha yakındır(daha elverişlidir). Allah ise, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir.1Âyetin sebeb-i nüzulü ise şöyledir:İbn Sa'd, Buhârî, Müslim, İbn Cerîr, İbn Merdûye ve Beyhakî, es-Sünen adlı eserinde Hazret-i Âişe'nin şöyle dediğini bildirir:Hicab âyeti nazil olduktan sonra Sevde, tuvalet ihtiyacını gidermek için dışarı çıktı. Sevde, cüsseli bir kadındı. Kendisini tanıyan biri, uzaktan görse bile onun kim olduğunu anlardı. Hazret-i Ömer onu gördü ve şöyle dedi:“Ey Sevde! Vallahi, bizden gizlenemiyorsun. Nasıl dışarı çıktığına bir bak!”Bunun üzerine Sevde geri döndü. O sırada Resûlullah (sav), evimde akşam yemeğini yiyordu ve elinde etli bir kemik parçası bulunuyordu. Sevde içeri girerek şöyle dedi:“Ey Allah'ın Resûlü! Bir ihtiyacım için dışarı çıkmıştım. Ömer bana şöyle şöyle söyledi.”Bunun üzerine Yüce Allah, Resûlullah'a (sav) vahiy indirdi. Vahyin ağırlığı Resûlullah'ın üzerinden kalktığında, elindeki kemik parçası hâlâ duruyordu. Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:“İhtiyaçlarınız için dışarı çıkmanıza izin verildi.”2İbn Cerîr'in bildirdiğine göre, Resûlullah (sav) Medine'ye geldiğinde evlerde tuvalet yoktu. Resûlullah'ın (sav) hanımları ve diğer kadınlar, gece olunca tuvalet ihtiyaçlarını gidermek için dışarı çıkıyorlardı. Erkekler de kadınlarla konuşmak amacıyla yollarda oturuyorlardı. Bunun üzerine bu âyet nazil oldu.3Ayrıca BakınızTESETTÜR VE ÇARŞAFŞERİATA GÖRE TESETTÜR ZORUNLU MUBAYANLARIN BİRBİRİNE KARŞI TESETTÜRÜTESETTÜRDE EL VE YÜZTESETTÜRÜN (ÖRTÜNMENİN) GEREKLİLİĞİTESETTÜRLE ALAKALI İNEN AYETLERİN SIRASIKaynakçalarAhzab, 33/59.Celâleddîn es-Süyûtî, ed-Dürrü'l-Mensûr fi't-Tefsîri bi'l-Me'sûr, Beyrut: Dârü'l-Fikr, c. 6, s. 659.İbn Cerîr et-Taberî, Câmiʿu'l-Beyân ʿan Teʾvîli Âyi'l-Kurʾân, Mekke: Dârü't-Terbiye ve't-Türâs, c. 20, s. 315.

Kadınların Namazda Başörtüsü Üzerine Namaz Örtüsü Örtmesi Sünnet midir? Hikmeti Nedir ve Beyaz Olması Şart mıdır?

Kadının namazda örtmesi gereken yerler, Hanefi, Maliki ve Şafii mezhepleri ile Hanbeli mezhebindeki hakim görüşe göre elleri ve yüzü dışında bütün vücududur. Hanbeli mezhebindeki diğer bir görüşe göre eller de avret sayılırken Hanefi mezhebindeki bir görüşe göre ayaklar örtülmesi gereken yerlerin dışında tutulmuştur.1 Kadınlar namaz esnasında bu şartların sağladıkları taktirde asgari tesettüre uymuş olurlar. Kadınların namaz kılarken başörtülerinin üzerine ayrıca namaz örtüsü örtmeleri, başın ve vücudun örtülmesini daha sağlam şekilde temin etmek ve namaz esnasında açılma ihtimalini önlemek bakımından tercih edilen bir uygulamadır. Bu örtü, başın, saçların, boynun ve diğer örtülmesi gereken yerlerin namaz boyunca kapalı kalmasını kolaylaştırır. Ancak başörtüsünün üzerine ayrıca namaz örtüsü örtmenin sünnet olduğuna dair özel ve açık bir delil bulunduğunu söylemek doğru değildir. İkinci sorunuza gelirsek bahsettiğiniz ikinci namaz örtüsünün beyaz olması da şart değildir.Ayrıca BakınızNAMAZDA KADININ ÖRTMESİ GEREKEN YERLER NELERDİR?KADINLARIN NAMAZDA SÜNNET OLAN OTURUŞ ŞEKLİNAMAZDA KADINLARIN ÇENE ALTINI ÖRTMELERİ ŞART MIDIR?KADINLARIN ETEKLERİNİN ALTINA BİR ŞEY GİYMEDEN NAMAZ KILMALARI NAMAZI BOZAR MI?KADINLARIN RÜKU VE SECDESİ NASIL OLMALIDIR?KADINLARIN ERKEKLERİN BULUNDUĞU AÇIK ALANDA NAMAZ KILMASIKaynakçalarFatih Okumuş, TDV İslâm Ansiklopedisi, TDV Yayınları, İstanbul 2009, c. 36, s. 576.

131

Bankaların EFT, Havale ve ATM İşlemlerinden Aldığı Komisyonların Dinî Hükmü Nedir?

EFT ve havale gibi para transfer işlemlerinden alınan ücretler, verilen hizmetin karşılığı olarak makul bir ücret çerçevesinde caiz görülmüştür. Zira bu işlemler sırasında sunulan hizmet, vekalet akdi kapsamında değerlendirilebileceği gibi hizmet alım akdi olarak da değerlendirilebilir. Her iki akitte de ücret alınması caiz görülmüştür.1ATM'lerin arka planda çalışan internet sistemleri, yazılımsal güncellemeleri, ATM'lerin bulunduğu yerler için ödenen kira bedelleri, cihazların bakım ve işletme giderleri, ATM'leri doldurup boşaltan personel ve para nakil araçları gibi pek çok masraf bulunmaktadır. Bunların tamamı bankaların üstlendiği işletme giderleridir. Dolayısıyla ATM'lerden alınan komisyon da sunulan hizmetin karşılığı olarak değerlendirilebilir.Ayrıca BakınızKATILIM BANKASI KREDİ KARTI GECİKME CEZASI CAİZ MİDİR?İNTERNET BANKACILIĞI İLE ALTIN ALIM SATIMI CAİZ MİDİR?BANKALAR VE FAİZKATILIM BANKASINDAN İHTİYAÇ KART KULLANIMIKATILIM BANKALARININ VERDİĞİ PROMOSYON PARASINI ALMAK CAİZ MİDİR? Kaynakçalar(Bk. İbn Cüzey, el-Kavânîn, s. 216; Bilmen, Kâmus, 6/328.)

116

Bediüzzaman Hazretleri'nin Sarık Sünnetine Verdiği Ehemmiyet ve Bu Konudaki Net Tavrı

Bediüzzaman Hazretleri, gençlik döneminden itibaren sarık sünnetini muhafaza etmişti. Bu dönemde herhangi bir baskı ve zulümle karşılaşmadan sarığını uzun yıllar rahatlıkla sarabilmişti. Ancak 1924 yılının Mart ayında hilafetin kaldırılmasıyla başlayan mânevî bağlardan kopuş süreci, 1925 yılında çıkarılan bir dizi kanunla hızlanarak devam etti.Önce medreseler kapatılarak İslâm ilimleri eğitimi yasaklandı. Bu toplumun mânevî âb-ı hayat membalarının kuruması demekti. Yine, o gün için herkesin kullandığı sarık cübbe gibi İslâmî kıyafetleri yasaklayan, şapka giymeyi mecbur kılan bir kanunla toplumun günlük hayattaki görüntüsü tamamen değişti. Ardından İslâm hukuku ve kanunları yasaklanarak, Avrupa'dan kanunlar ithal edildi. Bu arada Anayasa'daki “Devletin resmî dini İslâm'dır” hükmü de kaldırıldı ve on sene sonra onun yerine “Laiklik” maddesi Anayasa'ya girdi. 1928 Kasım'ında Kur'ân Harfleri'nin kaldırılıp yerine Latin Harfleri'nin kabulü ise Avrupaî bir topluma geçişteki sürecin zirve noktası oldu. 1932 yılında Arabca ezan okumanın yasaklanmasıyla artık Türkiye halkının bir İslâm toplumu olduğunu gösteren camiler ve eski mezar taşlarından başka çok az şey kalmıştı.1O dönemde Bediüzzaman Hazretleri sarık ve İslami kıyafeti Sünnet-i Seniyye'nin, İslami şeairin ve "izzet-i ilmiye"nin (ilmin izzetinin) vazgeçilmez bir sembolü olarak görmüş; en ağır baskı, hapis ve sürgün şartlarında dahi sarığından ve İslami kisvesinden asla taviz vermemişti. Otuz-kırk sene boyunca mahkemelerde, karakollarda, cezaevlerinde ve sürgün hayatında hiçbir hakim veya görevlinin huzurunda sarığını çıkarmamış, başını açmamıştı. O yaşadığı baskıları Denizli mahkemesi müdafasında şöyle aktarmaktadır:Sonra o zâlim ve dünyaca büyük makamlarda bulunanlar dediler: Sen yirmi senedir bir tek def'a takkemizi başına giymedin. Ve eski ve yeni mahkemelerin huzûrunda başını açmadın. Eski kıyafetinle bulundun. Hâlbuki: on yedi milyon, bu kıyafete girdi. Ben de dedim: On yedi milyon değil, belki yedi milyon da değil, belki rızâsıyla ve kalb kabûllüğüyle ancak yedi bin Avrupaperest sarhoşların kıyafetlerine ruhsat-ı şer'iye ve cebr-i kānûnî cihetiyle girmekten ise, azîmet ve takvâ-yı şer'iye haysiyetiyle yedi milyar zâtların kıyafetlerine giren benim gibi otuz seneden beri hayât-ı ictimâiyeyi terk eden adama: İnâd ediyor, bize muhâliftir, denilmez.2Konu ile ilgili Risale-i Nur'da geçen başka bir ifade şöyledir:İslâmî kıyâfeti kat'iyen ve aslâ tebeddül etmeyen; Ve kıyafetine ilişmek isteyen ve sonra kendi kendini öldürmekle tokadını yiyen Nevzâd isminde Ankara Vâlîsi'ne: Bu sarık bu başla beraber çıkar tarzında konuşarak boynunu göstermesiyle dokunulmayan bir zâta; hem Isparta, hem Eskişehir, hem Denizli Mahkemeleri dahi başını açtırmadıkları ve son Afyon Mahkemesi müstesnâ binlerce halk ve yirmi polislerin bulunduğu sıralarda bile başını açması ihtâr edilmediği ve münzevî olduğu hâlde; o düşüncesiz me'mûrun ma'nâsız ihânet için müdâhale niyeti, doğrudan doğruya anarşilik hesabına vatan ve millete tehlike getirmeye çalışmaktır.3Hazret-i Üstad'ın, “Ankara Vâlisi Nevzat Bey, cebren kıyafetime ilişmek istedi; hem muvaffak olamadı” ifadesinden anlaşıldığına göre, zorla şapkayı kendisine giydirmeye çalışmış, fakat bunu başaramamıştır. Vâli'nin küstahça tavrını, fiilî taarruz derecesine taşıması üzerine sabrı tükenen büyük Üstad, “Bu sarık bu başla beraber çıkar. Başından bul!” diye büyük bir hiddetle ona beddua etti. Mazlumun âhı yerde kalmaz Arşa çıkarmış. Üstad'ın bedduasını alan bu zalim vâli, üç sene sonra Ankara'da işlenen bir cinayeti örtbas etmeye çalıştığı anlaşılarak mahkemeye verilmişti. Bunu bir türlü gururuna yedirememiş ve en sonunda başına dayadığı tabancasıyla intihar etmiştir. Üstad'ın başına zorla uzanan bu zalim elin sahibi, buna mukabil aldığı bedduaya aynen uğrayıp “başından bularak” kendi cezasını kendi eliyle vermiştir..4Ayrıca BakınızSARIK SÜNNETİSARIK VE CÜBBE GİBİ SÜNNETLERSARIK İLE İLGİLİ HADİSLERCEMAAT SEVABI İLE SARIK SÜNNETİ ARASINDA ÖNCELİK NEDİR?RİSALE-İ NUR'DA ADI GEÇEN SARIKLI GENÇ KİMDİR?SARIK SARMANIN FAZİLETİ İLE İLGİLİ HADİSLER ZAYIF MIDIR?BAŞI AÇIK NAMAZ KILMANIN VE TAKKESİZ SARIK SARMANIN HÜKMÜKaynakçalarHeyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru'l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 1, s 267.Bediüzzaman Said Nursi, Şua'lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 321.Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2021, c. 4, s. 31.Heyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru'l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 2, s 710.