Bağış Yap

Sorular

3.286

Bediüzzaman Hazretlerinin “Cüz'i Bir Emirden Me'yus Olmak ve Vehmi Bir Emelden Ümidinin Kesilmesi” İfadesi Ne Anlama Gelir?

Bahse konu yer şöyledir:Aya, görmüyor musun ki, bir adamın cüz'i bir emirden me'yus olması ve vehmi bir emelden ümidinin kesilmesi ve ehemmiyetsiz bir işten inkisar-ı hayale uğraması sebebiyle, tatlı hülyalar ona acılaşıyor, şirin vaz'iyetler onu ta'zib ediyor, dünya ona dar geliyor, zindan oluyor. 1Buradaki “cüz'i bir emirden me'yus olmak” ifadesindeki emir, bir buyruk manasında değil; küçük bir istek, arzu, talep, maksat veya elde edilmesi beklenen bir netice manasındadır. Yani, insanın bağlandığı küçük bir isteğin gerçekleşmemesi sebebiyle ümitsizliğe düşmesi kastedilir.Cümlenin içinde geçtiği parça bir bütün olarak ele alındığında bu cümle, dalalet ve sefih medeniyetin insana verdiği manevi boşluğu göstermektedir. Kalp ve ruh, hakiki dayanak ve ümit noktasını kaybedince, artık en küçük bir isteğin olmaması bile insanı sarsar; basit bir beklentinin bozulması dünyayı ona zindan eder.Mesela beklediği bir mevkiye gelememek, küçük bir kazancı elde edememek, birinden arzu ettiği ilgiyi görememek, yaptığı işin takdir edilmemesi, ufak bir planın bozulması veya basit bir dünya arzusunun gerçekleşmemesi gibi şeyler buna misaldir. Normalde bunlar cüz'idir, küçüktür, ehemmiyetsizdir; fakat insan bütün saadetini bunlara bağlamışsa, o küçük mahrumiyet büyük bir ümitsizliğe dönüşür.Ayrıca Bakınız AVRUPA İKİDİR NE DEMEKTİR? BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN ÖVDÜĞÜ AVRUPA HANGİ AVRUPA'DIR?BATI MEDENİYET VE İSLAM MEDENİYETİ MUKAYESESİMİMSİZ MEDENİYETE MANEVİ AZAP"BİRİNCİ KISIM OLAN EHL-İ İMAN VE EHL-İ TAKVANIN EN BÜYÜK MENFAATİ, FRENK-MEŞREBANE BİR MEDENİYETTE MİDİR? YOKSA..." CÜMLESİNİN İZAHIKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 119.

2.798

Allah'ın Rahim İsmi Dünyada Tecelli Eder mi, Ederse Nasıl Eder?

Cenab-ı Hakk'ın Rahim isminin tecellisi büyük ölçüde ahiret hayatıyla ve inanan kullarla ilişkilendirilse de, dünyada da tecelli etmektedir. Genel bir ayrım olarak Rahman, dünya ile; Rahim ise ahiretle ilgilidir kuralı benimsenmiştir. Bu anlam farklılığından ötürü Cenab-ı Hakk'a dua edilirken "Ey dünyada Rahman, ahirette Rahim olan!" ifadeleri kullanılır. Rahman ismi; dünyada mümin veya kafir, canlı veya cansız ayrımı yapılmaksızın tüm yaratılmışları kapsayan ezeli ve genelleşmiş rahmeti ifade ederken, Rahim ismi ise asıl ve kamil tecellisi bakımından ahirette yalnızca iman eden kullara yönelecek olan lütuf ve ikramı temsil eder. Ancak alimler, bu ayrımın Rahim isminin dünyada hiç tecelli etmediği anlamına gelmediğini, nitekim Cenab-ı Hakk'ın hakikatte hem dünyanın hem ahiretin hem Rahman'ı hem de Rahim'i olduğunu belirtirler. Bu ifadeyi Elmalılı Hamdı Yazır Hazretleri şu şekilde ifade eder:Rahman, Rahim ikisi de rahmet masdarından mübalağa ifade eden birer sıfat olmakla beraber aralarında önemli farklar vardır. Bu farkları göstermek için müfessirler epeyce açıklamada bulunmuşlardır. Biz şu kadarıyla yetineceğiz: Yüce Allah'ın Rahman oluşu, ezele; Rahim oluşu ise ölümsüzlüğe göredir. Bundan dolayı yaratıklar, yüce Allah'ın Rahman olmasıyla başlangıçtaki rahmetinden, Rahim olmasıyla da sonuçta meydana gelecek merhametinden doğan nimetler içinde büyürler ve ondan faydalanırlar. Bu noktaya işaret etmek için dünyanın Rahman'ı, ahiretin Rahim'i denilmiştir. Aslında yüce Allah, dünyanın da, ahiretin de hem Rahman'ı hem de Rahim'idir. Her ikisinde öncelik itibariyle Rahman, sonralık itibariyle Rahim olduğuna işaret etmek için dünya Rahman'ı ve ahiret Rahim'i denilmiştir ki, "hem müminlerin, hem kafirlerin Rahman'ı, fakat yalnız müminlerin Rahim'i" denilmesi de bundan ileri gelmektedir. 1Yine Elmalılı Hamdi Yazır Hazretleri, Rahim ismini şu şekilde açıklar:Allah, Rahman olmasından başka bir de Rahim olmakla vasıflanmış ve Rahman oluşunun rahmeti kendisine ait iken, Rahim olmasıyla rahmetinden irade sahiplerine de bir pay vermiştir. Ana kuşlar, Rahman'ın bir eseri olan yaratılıştan var olan içgüdüleri ile yavrularının başında kanat çırpar, ahlaklı insanlar da Rahim olma etkisiyle hayır işleri üzerinde acıma ve şefkatle yarışırlar. 2Fahrettin Razi Hazretleri ise Allah'ın Rahman ve Rahim isimlerini şu şekilde izah eder:Allah Teala'nın, biri önceden, biri de sonradan olmak üzere iki rahmeti vardır. Önce olan, sayesinde mahlukatı yarattığı rahmeti; sonra olan ise, yarattıktan sonra mahlukata rızık, akıl, zeka ve ahiret şeyleri verdiği rahmetidir. Binaenaleyh Allah Teala, önceki rahmeti nazar-ı dikkate alınınca "Rahman"; sonraki rahmeti nazar-ı dikkate alınınca "Rahim"dir. İşte bundan ötürü; "Ya Rahmane'd-dünya, veya Rahime'l-ahiret" denilir. O halde Allah Teala, ilk önce rahmetiyle mahlukatı yarattığı için "Rahman"dır. Binaenaleyh bu rahmet, başka hiç kimsede bulunmadığına ve hiç kimse hiç kimseyi yaratmadığına göre O'ndan başkasına Rahman denilmesi caiz değildir. Ama Allah'ın salih kulları, insanın takatına göre, Allah'ın bazı huyları ile ahlaklanıp, mesela açları doyurup, çıplakları giydirdiğinde, böyle doyurma ve yardımlaşmanın meydana geldiği ilahi rahmetten o salih kullarda bazı şeyler bulunduğunda, bunlara da "rahim" (çok merhametli) denir. 3Üstad Bediüzzaman Hazretleri de bu dünyada Rahim isminin tecelli ettiğini ifade eder. Ona göre; hem insan hem hayvan cinsi içindeki annelerin yavrularına gösterdiği şefkat ve merhamet, Rahim isminin tecellisidir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Rahim ismini anlatırken incir ağacının çamur yiyerek yavrusu olan meyvelerine süt gibi latif bir gıdayı ulaştırdığını ve bunun Allah'ın Rahim isminin tecellisi olduğunu beyan eder. Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin bu konudaki bazı ifadeleri şu şekildedir:Hem gerek nebati ve gerek hayvani ve gerek insani bütün validelerin o rahim şefkatleriyle ve süt gibi o latif gıda ile o aciz ve zayıf yavruların terbiyesi, ne kadar geniş bir rahmetin cilvesi işlediği bedaheten anlaşılır. Evet aç bir aslan, zayıf bir yavrusunu kendi nefsine tercih ederek elde ettiği bir eti yemeyip yavrusuna vermesi, hem korkak tavuk yavrusunu himaye için ite, aslana saldırması, hem incir ağacı kendi çamur yiyerek yavrusu olan meyvelerine halis süt vermesi bilbedahe nihayetsiz Rahim, Kerim, Şefik bir zatın hesabıyla hareket ettiklerini kör olmayana gösteriyorlar. Evet nebatat ve behimat gibi şuursuzların gāyet derecede şuurkarane ve hakimane işler görmesi bizzarure gösterir ki gāyet derecede Alim ve Hakim birisi vardır ki onları işlettiriyor. Onlar onun namıyla işliyorlar. 4Hem şefkat dahi aşk gibi, belki daha keskin ve daha geniş bir tariktir ki; Rahim ismine isal eder. 5İnsanın mahiyetinde görünen şefkat, acıma ve merhamet gibi latif duygular da Allah'ın Rahim ismine bakar. Yani insandaki bu duygular kendi başına meydana gelmiş şeyler değil; İlahi merhametin bir cilvesi ve sikke-i ulya-yı rahimiyeti, yani Rahim isminin en yüksek, en parlak mührü ve nişanıdır. Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şu şekilde ifade eder:İnsanın mahiyet-i camiasının simasındaki letaif-i re'fet ve dekāik-i şefkat ve şuaat-ı merhamet-i İlahiyeden tezahür eden sikke-i ulya-yı rahimiyettir ki, بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖیمِ deki اَلرَّحٖیمِ  ona bakıyor. 6Cenab-ı Hak kâinatta külli kanunlar ve umumi düsturlar ile tasarruf eder. Sonra o umumi kanunların içinde ezilen, sıkışan, yardıma muhtaç fertlere hususi rahmet ve imdadıyla yetişir. Mesela doğum, ölüm, açlık, hastalık, ihtiyaç gibi umumi kanunlar herkesi içerisine alır; fakat Allah o kanunların baskısı altında kalan bir kişiye Rahman ve Rahim isimleriyle hususi ihsan, hususi yardım eder. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu durumu şu şekilde izah eder:Sonra o kavanin-i külliye ve desatir-i umumiye meydanlarında esmalarını tecelli ettirip tenvir etti. Sonra bir kānun-u küllinin tazyikinden feryad eden ferdlere, Rahman, Rahim gibi isimlerini hususi bir surette imdada yetiştirdi. Demek, o külli ve umumi desatiri içinde hususi ihsanatı, hususi imdadları, hususi cilveleri var ki, her şey, her vakit, her haceti için ondan istimdad eder, ona bakabilir.7Rahim isminin yeryüzündeki en şirin tecellilerinden biri de yeni doğmuş aciz yavruların imdadına rızıklarının ve süt konservelerinin gönderilmesidir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu durumu şu şekilde izah eder:Her bahar, bir vagon gibi hazine-i gaybden yüz bin nevi' et'ıme ve levazımat, kemal-i intizam ile yüklenip zihayata gönderiliyor. Ve bilhassa o erzak paketleri içinde yavrulara gönderilen süt konserveleri ve validelerinin şefkatli sinelerinde asılan şekerli süt tulumbacıklarını göndermek, o kadar şefkat ve merhamet ve hikmet içinde görünüyor ki, bilbedahe bir Rahman-ı Rahim'in, gāyet müşfikāne ve mürebbiyane bir cilve-i rahmeti ve ihsanı olduğunu isbat eder. 8Ayrıca BakınızİNSANIN ACZ VE FAKRİNİN, ALLAH'IN KADİR VE RAHİM İSİMLERİYLE ALAKASIBESMELEDE RAHMAN İSMİNİN RAHİM İSMİNDEN ÖNCE ZİKREDİLMESİBESMELE'DE RAHMÂN VE RAHİM İSİMLERİ NİÇİN YER ALMIŞTIR?“RİKKATÜ'L-KALB” ALLAH HAKKINDA NEDEN KULLANILMAZ? RAHMAN VE RAHİM İSİMLERİNİN HAKİKATİKaynakçalarElmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Ku'ran Dili, Azim Yayın-Dağıtım, İstanbul ts, c. 1, s. 51.Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Ku'ran Dili, Azim Yayın-Dağıtım, İstanbul ts, c. 1, s. 53.Fahrettin er-Razi, Tefsir-i Kebir, Huzur Yayınevi, İstanbul 2002, c. 21, s. 63-64.Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 22.Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 86.Bediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 97.Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 347.Bediüzzaman Said Nursi, Asa-yı Musa, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 91.

Bediüzzaman Hazretlerinin Allah'ın Kudret ve Hikmet Sıfatlarına Bakışı Eşarilik ve Maturidilikle Nasıl İlişkilidir?

Eşari mezhebi, Allah'ın Kadir ismine vurgu yapar ve şuunat-ı ilahiyeyi hikmetten çok kudret üzerinden temellendirir. Onlara göre, Matüridilerden farklı olarak, Allah'ın her işi hikmetle zorunlu biçimde açıklanamaz. Eşariler de Allah'ın her işinde hikmet bulunduğunu kabul eder; ancak bunu Ehl-i itizal gibi mecburi değil, lütfi görür.Sorum şudur: Hazreti Üstad genelde Eşari olarak bilinir. Ancak o, لهُ الْمُلْك bahsinde ve başka risalelerde, Eimme-i Eşariye gibi Allah'ın kadir olduğuna vurgu yaparken, Eimme-i Matüridiyye gibi Allah'ın hakim olduğuna da vurgu yapar. Bu durumda Hazreti Üstad ne kadar Eşari, ne kadar Matürididir?

3.730

Pencereler Risalesi 26. Pencere'deki Nehir Misalinin İzahı

Bahse konu olan yer şöyle geçmektedir:Evet, ırmağın yüzündeki kabarcıkların parlayıp gitmesinden sonra arkadan gelenlerin gidenler gibi parlamaları, dâimî bir şemsin şuâ'larının aynaları olduklarını gösterdikleri gibi; seyyâl zaman ırmağında, seyyâr mevcûdâtın üstünde parlayan lemeât-ı cemâliye dahi, bir cemâl-i Sermedîye işâret ederler. Ve onun bir nevi' emâreleridirler.1Akan bir ırmağın yüzeyinde meydana gelen kabarcıkları düşünelim. Bu kabarcıklar, güneş ışığının vurduğu belirli bir noktaya geldiklerinde parlar, o noktayı geçtiklerinde ise parıltılarını kaybederek gözden kaybolurlar. Onların ardından gelen yeni kabarcıklar da aynı noktaya ulaştıklarında öncekiler gibi parlamaya başlar. Dikkat edilirse, parlayan kabarcıkların her biri kısa bir süre sonra kaybolduğu halde, ırmağın üzerindeki parıltı devamlı olarak sürmektedir. Bu durum, ışığın kabarcıkların kendisinden kaynaklanmadığını, gökyüzündeki güneşten geldiğini gösterir. Çünkü kabarcıklar değişmekte ve kaybolmakta, fakat onların üzerinde parlayan ışık devam etmektedir. İşte Bediüzzaman Hazretleri, bu örnekle kâinattaki güzelliklerin asıl kaynağını açıklamaktadır.Kâinatta da ırmağın yüzeyindeki kabarcıklara benzeyen sayısız varlık, özellikle canlılar, sürekli olarak ortaya çıkmakta, üzerlerinde Allah'ın güzel sanatlarını sergilemekte ve bir müddet sonra yerlerini başkalarına bırakmaktadır. İnsanların yüzlerindeki güzellikler, çiçeklerin renkleri, hayvanların zarif yaratılışları ve tabiatın eşsiz manzaraları zamanla değişmekte veya kaybolmaktadır. Fakat yeryüzünde ve kâinatta güzellik sona ermemekte, her an yeni güzellikler ortaya çıkmaktadır. Demek ki bu güzellikler, kendi varlıklarından kaynaklanan ve kendilerine ait olan sürekli bir özellik değildir. Onlar, kendilerinde tecelli eden Cemâl-i Sermedî'nin, yani sonsuz ve daimi güzellik sahibi olan Allah'ın güzelliğinin birer yansıması ve işaretidir.Nasıl ki nehir üzerindeki kabarcıklarda ışığın ve renklerin görünmesi güneşin varlığını; onların sönüp gitmesinden sonra gelen kabarcıklarda aynı parıltıların yeniden görünmesi ise güneşin bekasını ve daimiliğini gösteriyorsa, kainattaki varlıkların güzellikleri ve sanatlı yaratılışları Allah'ın varlığını; onların ölüp yerlerine yenilerinin gelmesi ve aynı güzelliklerin onlarda da tecelli etmesi ise Allah'ın bekasını, daimiliğini ve ebediliğini gösterir.Ayrıca Bakınız26. PENCERE BİZE NE ANLATIR?33. MEKTUBUN (PENCERELER RİSALESİ) KIYMETİPENCERELER RİSALESİ FİHRİSTİKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s. 370.

3.680

Kur'an Okurken, Dua Ederken ve Allah'ı Zikrederken Kalpte Hangi Duygular Oluşur?

Kur'an-ı Kerim okurken, dua ederken ve Allah'ı zikrederken insanın kalbinde genellikle rahatlama, huzur, sevinç ve manevi bir lezzet meydana gelir. Çünkü nasıl bedenin gıdaya ihtiyacı varsa ruhun da kendisini yaratan Allah'ı tanımaya, anmaya ve O'na yönelmeye ihtiyacı vardır. Bu tür ibadetler ruhun gıdasıdır. İnsanı manevi yönden doyurur ve kalbine huzur verir. İnsan, ibadet esnasında kendi aczini ve fakrını fark eder. Sonsuz kudret ve rahmet sahibi olan Rabbine yönelerek O'ndan yardım ister ve kendi zayıflığı içinde güçlü bir dayanak bulur. Bu sebeple ibadet, insanın ruhunu besleyen ve ona manevi bir zevk veren bir ihtiyaçtır.Bu ibadetlerde hissedilen huzur ve sevinç, Allah'ın kendi rızasına uygun amellerin içine, cennetteki lezzetleri hatırlatan manevi tatlar yerleştirmesiyle de açıklanabilir. Mesela Kur'an-ı Kerim okumak, Allah'ın razı olduğu ve çok sevdiği güzel amellerdendir. Bu amelin içinde, kalbe huzur ve sevinç veren manevi bir lezzet bulunur. İnsan Kur'an okudukça bu lezzeti hisseder. Ayrıca Allah, insanın kalbine ve ruhuna yerleştirdiği bütün güzel duyguları kendisini tanımak, sevmek ve anmak için vermiştir. Dolayısıyla insan Allah'ı zikrettiğinde, yaratılışına yerleştirilen bu duyguları doğru yerde kullanmış olur. Kalbinde meydana gelen manevi huzur ve zevk de ruhunun yaratılış gayesine uygun bir istikamette bulunduğunu gösteren güzel bir işarettir.Ayrıca BakınızNİÇİN İBADETCENNET İÇİN İBADET ETMEK UYGUN MUDUR?İBADET VE TAKVAİBADETİN MANASI

3.762

Evrim Teorisine Karşı İleri Sürülen “Dünya Vehimden İbarettir” İddiasının İslam Akaidindeki Yeri Nedir?

Aktardığınız ifadenin tam olarak neyi kastettiğini ve hangi kaynağa dayandığını bilmek, sorunuza kesin bir cevap verebilmek açısından önemlidir. Zira bazı eserlerde âlem yalnızca görüntülerden ibarettir, şeklindeki ifadeler, varlığın hakikatini inkar etmek maksadıyla değil, insanın eşya hakkındaki algısının sınırlı olduğunu anlatmak için kullanılabilmektedir. Ancak İslam akaidi açısından eşyanın gerçekten var olup olmadığı meselesi açıktır.Ehl-i sünnet âlimleri, “Hakāiku'l-eşyâi sâbitetün” (Eşyanın hakikatleri sabittir) kaidesinde birleşmişlerdir. Yani dış dünyadaki varlıkların gerçekliği vardır. Bunlar yalnızca zihnimizin ürettiği hayallerden veya vehimlerden ibaret değildir. Gördüğümüz her şey, Allah'ın yaratmasıyla varlık kazanmış birer mahluktur. Bu varlıklar kendi kendilerine mevcut değildir. Allah'ın kudreti, iradesi ve yaratmasıyla vardır. Dolayısıyla eşyanın Allah'a muhtaç olması, onların gerçek olmadığı anlamına gelmez. Nitekim Allah'ın Hâlık (Yaratıcı), Rezzâk (Rızıklandırıcı) ve Muhyî (Hayat veren) gibi fiili isimleri, gerçek olarak yarattığı ve hayat verdiği varlıklar üzerinden yansımaktadır. Eğer bütün varlıklar yalnızca vehimden ibaret olsaydı, bu fiili isimlerin anlamı da temelsiz kalırdı. Bu ise doğru değildir.12Ayrıca BakınızON SEKİZ BİN ÂLEM TABİRİNİN MANASI VE KAYNAĞI NEDİR?VEHİM, EVHAMALLAH'IN SUBÛTİ, SELBİ, HABERİ VE FİİLİ SIFATLARIALLAHIN SIFATLARINI NASIL ANLARIZALLAHIN SIFATLARI VE ZAMANKaynakçalarMustafa Çağrıcı, "Hakikat", TDV İslâm Ansiklopedisi, 1997, c. 15, s. 177-178.Süleyman Uludağ, A'yan-ı Sabite", TDV İslâm Ansiklopedisi, 1991, c. 4, s. 198-199.

Allah'ın Yarattığı Mizaç ve Fıtrat, İnsanın İradesini ve Kaderini Nasıl Etkiler?

Mizaç ve fıtratın insanın karakterine, iradesine ve kaderine etkisi nedir? Allah insanın tercihlerini ezelî ilmiyle bildiği gibi, bu tercihlere yön veren mizaç ve fıtratını da yaratmıştır. Bu durumda insanın tercihleri Allah'ın yarattığı özelliklerin bir sonucu olmuyor mu? İnsanın iradesi ve sorumluluğu nasıl açıklanır?Ayrıca her insanın kendine has bir yaratılışı olduğu ve mizacını değiştirmenin zor olduğu düşünüldüğünde, Allah'ın ezelî ilmi insanın yaratılışı ve tercihleriyle nasıl ilişkilidir?

İmam Gazali Hazretlerine Göre İnsan Kendi İradesiyle mi Seçim Yapar, Yoksa Kader Gereği Mecbur mudur?

İmam Gazali Hazretleri, Allah'ın dilemesi olmadan kulun dileyemeyeceğini, hatta kulun seçiminde de bir tür mecburiyet bulunduğunu ifade etmektedir. Devamında bu meseleyi üç farklı şekilde açıklasa da tam anlayamadım.Burada kulun özgür iradesinin olmadığı mı anlatılmaktadır? Kul hem seçmeye mecbur olup hem de nasıl irade sahibi olabilir? Ayrıca Allah dilerse kulun küfrü seçmek zorunda kalacağı mı kastedilmektedir? Bu ifadeleri Ehl-i sünnetin kader ve cüz-i irade anlayışı çerçevesinde açıklar mısınız?