Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Kastamonu Lahikası'nda manevi bir meclis tarafından kendisine yöneltilen bir soruyu ve kendisinin cevabını şu şekilde aktarır:
...O zaman, o ma‘nevî meclis demiş ki: Bu Alman mağlûbiyetiyle netîcelenen bu harbde Osmânlı Devleti’nin mağlûbiyetinin hikmeti nedir?
Cevâben: Eski Saîd demiş ki: Eğer gālib olsa idik, medeniyet hâtırı için çok mukaddesâtı fedâ edecektik. -Nasıl ki yedi sene sonra edildi.- Ve medeniyet nâmıyla âlem-i İslâm’a, hususan Haremeyn-i Şerîfeyn gibi mevâki‘-i mübârekeye, Anadolu’da tatbîk edilen rejim kolaylıkla, cebren teşmîl ve tatbîk edilecekti. İnâyet-i İlâhiye ile onların muhâfazası için, kader mağlûbiyetimize fetvâ verdi.1
Yani soru şudur: Osmanlı Devleti 1. Dünya Savaşı'nda neden yenildi? Bunun arkasında ilâhî bir hikmet var mıydı?
Bediüzzaman Hazretleri cevap olarak şöyle diyor: Eğer biz galip gelseydik, medeniyet adına dinin pek çok kutsal değeri feda edilecekti. Nitekim savaşın bitmesinden yaklaşık yedi yıl sonra bunlar gerçekten yapıldığı gibi. I. Dünya Savaşı 1918'de sona erdi. Yaklaşık yedi yıl sonra, 1925 civarında Türkiye'de batılılaşma, modernleşme, muasır medeniyetler seviyesine gelmek adları altında çok köklü inkılaplar yapıldı. Ezanın Türkçeleştirilmesi, tekke ve zaviyelerin kapatılması, şapka kanunu, Kur'an harflerinin değiştirilmesi gibi dinî hayatı etkileyen İslam'da olmayan değişilikler uygulanmaya başladı.
Osmanlı devleti savaşı kazansaydı, çok yakın bir gelecekte olacak olan bu değişiklikler, devletin modernleşme düşüncesiyle çok daha geniş bir coğrafyaya yayılabilirdi.
Yani eğer Osmanlı savaştan kazanarak ve güçlü bir şekilde çıksaydı, Anadolu'da uygulanan laikleşme ve Batılılaşma politikalarının yalnız Türkiye'de değil, Osmanlı hâkimiyetindeki veya etkisindeki diğer İslâm beldelerine de uygulanması mümkün olacaktı. Özellikle Mekke, Medine gibi en mukaddes beldelerin bundan etkilenmesi söz konusu olacaktı. Bundan dolayı İnâyet-i İlâhiye ile o beldelerin muhâfazası için kader-i ilahi, Osmanlı Devleti'nin mağlûbiyetine fetvâ verdi. Yani İlâhî kader, hikmeti gereği mağlûbiyeti takdir etti şeklinde cevap vermiştir.
Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 20.

