Bahsettiğiniz paragraf Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:
Evet, يَسْتَحِبُّونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا عَلَي الْأٰخِرَةِ işaretiyle, bu asır, hayât-ı dünyeviyeyi hayat-ı uhreviyeye, ehl-i İslâma da bilerek, severek tercîh ettirdi. Hem bin üç yüz otuz dört tarihinden başlayıp, öyle bir rejim ehl-i İslâm içine de sokuldu. Evet, عَلَي الْاٰخِرَةِ cifir ve ebced hesabıyla bin üç yüz otuz üç veya dört ederek, aynı vakitte, eski harb-i umûmî’de İslâmiyet düşmanları galebe çalmakla, muâhede şartlarını, dünyayı dine tercîh rejimi mebdeine tevâfuk ediyor. İki-üç sene sonra bilfiil netîceleri görüldü.1
Bediüzzaman Hazretleri, bu mektubun başında içinde yaşadığımız asrın, hayat-ı dünyeviyeyi ağırlaştırdığını, yaşama şartlarını zorlaştırdığını ve insanın ihtiyaçlarını artırdığını aktarmakta; zaruri olmayan birçok ihtiyacın alışkanlık, görenek ve bağımlılık hâline getirilerek zaruri ihtiyaçlar seviyesine çıkarıldığını belirtmektedir. Böylece dünya hayatı ve dünyevî ihtiyaçlar, insanların hayatındaki en büyük maksat ve gaye hâline gelmiş; bunun neticesinde ebedi, uhrevi, dini hayat, tamamen geri plana itilmiş veya ikinci üçüncü derecede bırakılmıştır.
Nitekim mektubun devamında, yukarıda aktardığımız paragrafta, Üstad Hazretleri bir âyetten bahsetmektedir. Bu âyetin mânası ise dünya hayatının âhiret hayatına tercih edilmesi ile ilgildir. Özellikle Hicrî 1334 yılına gelindiğinde, insanların âhiret hayatını bile bile ve isteyerek dünya hayatına tercih etmelerine sebep olacak birtakım gelişmelerin yaşandığına dikkat çekmektedir.
Hicrî 1334 yılı, Milâdî 1916 yılına tekabül etmektedir. Bu dönem, Osmanlı Devleti’nin son yıllarına denk gelmekte ve siyasî, sosyal ve fikrî açıdan önemli dönüşümlerin yaşandığı bir süreci ifade etmektedir. Sonraki yıllarda Osmanlı Devleti’nin yıkılması ve yeni bir rejimin kurulmasıyla birlikte dünyevî hayatın merkeze alınması ve dinî değerlerin kamusal ve toplumsal hayattaki belirleyiciliğinin sınırlandırılması anlamlarına gelen laiklik ve sekülerleşme ekseninde de önemli dönüşümler meydana gelmiştir.
Bu rejim, Osmanlı Devleti’nin yerine kurulan yeni yönetim anlayışını ifade etmekte olup, söz konusu esasları katı bir şekilde uygulaması neticesinde toplumda dinî hayatın zayıflamasına ve birçok insanın dinî değerlerden uzaklaşmasına sebep olmuştur.
Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 139.

