Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur:
لَا تَزَالُ طَٓائِفَةٌ مِنْ اُمَّتٖی ظَاهِرٖینَ عَلَی الْحَقِّ حَتّٰی یَاْتِیَ اللّٰهُ بِاَمْرِهٖ
Ümmetimden bir taife, Allah’ın emri (kıyamet) gelinceye kadar hak üzerinde ortaya çıkmaya devam edecektir.1
Üstad Bediüzzaman Hazretleri, bir Ramazan-ı Şerif ayında bu hadis-i şerif hatırına gelince Risale-i Nur talebelerinin iman ve Kur’an hizmetlerine ne kadar devam edeceğini düşünür ve sonrasında konu hakkında şu izahlarda bulunur:
Ramazan-ı Şerif’de, onuncu gününde, ikinci saatinde birden bu hadis-i şerif hatırıma geldi. Belki Risale-i Nur şakirdlerinin taifesi ne kadar devam edeceğini düşündüğüme binaen ihtar edildi. لَا تَزَالُ طَٓائِفَةٌ مِنْ اُمَّت۪ي (Ümmetimden bir taife devam edecektir.) fıkrasının (şedde sayılır, tenvin sayılmaz) makām-ı cifrisi, bin beş yüz kırk iki (m. 2117) ederek nihayet-i devamına ima eder. لَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُ (Gaybı ancak Allah bilir.)
ظَاهِر۪ينَ عَلَي الْحَقِّ (Hak üzerinde ortaya çıkanlar) fıkrası dahi (şedde sayılır) makām-ı cifrisi, bin beş yüz altı (m. 2082) edip, bu tarihe kadar zahiren ve aşikarane, belki gālibane olarak, sonra ta kırk ikiye kadar gizli ve mağlubiyet içinde vazife-i tenviriyesine devam edeceğine remze yakın ima eder. وَالْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِ ٭ لَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُ (İlim, Allah'ın katındadır. Gaybı ancak Allah bilir.)
حَتّٰي يَاْتِيَ اللّٰهُ بِاَمْرِه۪ (Allah’ın emri (kıyamet) gelinceye kadardır.) fıkrası dahi (şedde sayılır) makām-ı cifrisi bin beş yüz kırk beş (m. 2120) olup, kafirlerin başlarına kıyamet kopmasına ima eder. لَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُ (Gaybı ancak Allah bilir.)2
Özetle Bediüzzaman Hazretleri, bu hadis-i şerifin Risale-i Nur talebeleri ve kıyametin kopmasına dair bazı remiz ve işaretlerde bulunduğunu söylemektedir. Şöyle ki Risale-i Nur talebeleri, (h. 1506, m. 2082) yılına kadar açık ve görünür bir şekilde, daha sonra (h. 1542, m. 2117) yılına kadar da mağlup ve gizli bir şekilde nur hizmetine devam edeceğine; Allah'ın emri doğrultusunda da (h. 1545, m. 2120) yılında kıyametin kopacağına hadis-i şerif işaret ve ima etmektedir. Hz. Üstadın da ifade ettiği gibi, elbette gaybı ancak Allah bilir.
Metnin devamında Hz. Üstad, bu işaret ve imaları kuvvetli hale getiren başka bir işaretin de kalbe geldiğini söyleyerek şunları söylemektedir:
Kıyametin vaktini kat‘i tarzda bir kimse bilmez. Fakat böyle imalarla bir nevi‘ kanaat ve bir gālib ihtimal olabilir. Fatiha’da صِرَاطِ مُسْتَقٖیمِ (dosdoğru bir yol) ashabının taife-i kübrasını ta‘rif eden اَلَّذٖینَ اَنْعَمْتَ عَلَیْهِمْ (Kendilerine nimet verdiğim kimseler) fıkrası, şeddesiz bin beş yüz altı veya yedi ederek, tam tamına ظَاهِر۪ينَ عَلَي الْحَقِّ (Hak üzerinde ortaya çıkanlar) fıkrasının makamına tevafuku ve ma‘nasına tetabuku; ve şedde sayılsa, لَا تَزَالُ طَٓائِفَةٌ مِنْ اُمَّت۪ي (Ümmetimden bir taife devam edecektir.) fıkrasına üç ma‘nidar farkla tam muvafakati ve ma‘nen mutabakatı, bu hadisin imasını te’yid edip remiz derecesine çıkarıyor. Ve müteaddid ayat-ı Kur’aniyede صِرَاطِ مُسْتَقٖیمِ (dosdoğru bir yol) kelimesi bir ma‘na-yı remziyle Risale-i Nur’a ma‘naca ve cifirce ima etmesi, remze yakın bir ima ile, Risale-i Nur şakirdlerinin taifesi, ahirzamanda o taife-i kübra-yı a‘zamın ahirlerinde bir hizb-i makbul olacağına işaret eder diye, def‘aten birden ihtar edildi.
Bediüzzaman Hazretleri burada Fatiha suresindeki bazı ayetlerle de yaptığı ilmi hesaplamalar ile evvelki hadisin Risale-i Nur talebeleri hakkında işaret ettiği tarihlerin ve makbuliyetin daha da kuvvetli hale geldiğini söylemektedir. Zira sahabeleri tarif eden “kendilerine nimet verdiğim kimseler” ayeti ebced hesabı ile 1506-1507 etmektedir ki hadiste “hak üzere ortaya çıkanlar” ifadesi ile hem tarih hem de mana anlamında tevafuk etmektedir. Risale-i Nur talebeleri, Allah'ın izni ve inayeti ile ümmetin taife-i kübrası olan sahabenin birer küçük ve makbul kardeşi olarak hizmetlerine devam edecektir inşallah.
Lakin metinden bu makbuliyetin yalnız son zamanda birden ortaya çıkacak manasını çıkarmak doğru değildir. Burada genel anlamda Risale-i Nur talebelerinin hak ve makbul bir dairede bulunduğu belirtilmekte ve hizmetlerine kıyamete yakın bir zamana kadar devam edeceğine işaret edilmektedir.
Yani Risale-i Nur hizmeti ehl-i iman içinde makbul ve meşru bir hizmet yoludur. “Bir hizb-i makbul” tabiri, kabul görmüş, meşru ve hak bir hizmet dairesini gösterir.
Buhari, c. 8, s. 149; Müslim, c. 2, s. 1523; Tirmizi, c. 4, s. 485.
Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 29.

