Bağış Yap

RİSALE-İ NUR

25.10.2026

"...Vücudunu ve Vahdetini Bildirecek Pencereler Açmış. Her Kalb İçinde Bir Telefon Bırakmış..." Ne Demektir?

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

25.10.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlgili yer Risale-i Nur’da şöyle geçmektedir:

...Sonra her menzilden, her tabakadan, her âlemden, her tâifeden, her ferdden, her şeyden kendini gösterecek, yani vücûdunu ve vahdetini bildirecek pencereler açmış. Her kalb içinde bir telefon bırakmış....1

Bediüzzaman Hazretlerinin “Her kalp içinde bir telefon bırakmış.” ifadesi, insanın Cenab-ı Hakk ile olan irtibatını anlatan harika bir benzetmedir. Rabbimiz her insanın kalbine, kendisine yönelmeye, O'nu tanımaya, O'na dua etmeye, O'ndan yardım istemeye ve O'nun rahmetine muhatap olmaya elverişli manevî bir kabiliyet yerleştirmiştir. Hz. Üstad bu kabiliyeti telefon kelimesiyle temsil etmektedir. Ancak burada yalnızca dua etmekten bahsedilmiyor. Bu cümle marifetullah, ubudiyet, acz, fakr, vicdan, fıtrat, ilham, rahmet ve Allah'ın kullarına yakınlığı gibi pek çok imanî meseleyi içine almaktadır.

Bediüzzaman Hazretleri, kâinatı büyük bir saraya benzetiyor. Bu sarayı yapan Zât, sarayın temellerini kuruyor. Odalarını ve katlarını düzenliyor. Her birini uygun süslerle güzelleştiriyor. Lambalarla aydınlatıyor. Sarayın içinde sürekli yeni faaliyetler gerçekleştiriyor. Nihayet her odaya kendi makamıyla bağlantılı bir telefon yerleştiriyor ve bir pencere açıyor.

Telefon, sarayın sahibiyle irtibat kurmayı temsil eder. İnsanın ihtiyaçları vardır. Bir tehlikeyle karşılaşabilir, yardım isteyebilir, bir arzusunu bildirmek isteyebilir. İşte bu noktada telefon devreye girer. Telefon, sarayın sahibiyle özel bir irtibat kurma imkânını temsil eder. Yalnızca peygamberler, veliler, âlimler veya yüksek manevî makamlara ulaşmış insanlar değil, her kalp bu irtibattan istifade edebilir.

İnsan, aciz ve muhtaç bir varlıktır. Hayatını devam ettirmek için havaya, suya, gıdaya, sağlığa, güvenliğe ve daha pek çok şeye ihtiyaç duyar. Üstelik insanın ihtiyaçları yalnızca maddî değildir.

Sevilmek, affedilmek, huzura kavuşmak, ebedî yaşamak ve sevdiklerinden ayrılmamak gibi arzuları da vardır. Fakat insanın kendi kudreti, bütün bu ihtiyaçlarını karşılamaya yetmez. İşte bu noktada dua ortaya çıkar. Dua, insanın kendi aczini ve fakrını anlayarak kudreti ve rahmeti sonsuz olan Allah'a yönelmesidir. Kur’ân-ı Kerîm'de şöyle buyurulur:

وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَادٖی عَنّٖی فَاِنّٖی قَرٖیبٌؕ اُجٖیبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِۙ

(Habîbim, yâ Muhammed!) Kullarım sana benden sorarsa, şübhe yok ki ben (onlara) pek yakınım. Bana duâ ettiği zaman duâ edenin duâsına cevab veririm.2

Bu ayet, kalpteki telefon temsilinin anlaşılmasında son derece önemlidir. Çünkü Cenab-ı Hakk'ın kullarına yakınlığını ve dualarına icabet ettiğini bildirir. Çünkü Cenab-ı Hakk'ın ilmi, kudreti ve rahmeti bütün varlıkları kuşatır. Hiçbir kulun duası O'nun ilminden uzak değildir. İnsanın Cenab-ı Hakk'a evinde, yolculukta, hasta yatağında, kalabalıklar arasında, hiç kimsenin bulunmadığı bir yerde yönelebilir. Hatta O, insanın diliyle söylemediği, kalbinden geçirdiği ihtiyaçlarını da bilir. Bu yönüyle telefon, insanın her hâlinde Cenab-ı Hakk'a yönelebilme imkânını temsil eder.

Ayrıca telefon, günlük hayatımızda iki yönlü bir iletişim vasıtasıdır. Bir insan telefonla hem konuşur hem dinler. Dolayısıyla bu örnekteki bir mana kulun Cenab-ı Hakk'a yönelmesi olduğu gibi, diğer mana da Cenab-ı Hakk'ın kuluna cevap vermesidir. Bu da duaların kabulü, ihtiyaçların karşılanması, hayırlı kapıların açılması, bir musibetin giderilmesi veya kulun hikmet gereği başka bir hayra yönlendirilmesi gibi şekillerde düşünülebilir.

Bununla birlikte, bir insanın kalbine doğan doğru ve güzel düşünceleri de bu telefon örneğiyle bağdaştırabiliriz. Buna “ilham” deriz. İlham, İslâmî düşüncede, insanın kalbine doğan bazı manevî yönelişleri ifade etmek için kullanılan bir kavramdır. Vahiy gibi bütün insanlar için bağlayıcı ve hatadan korunmuş bir bilgi kaynağı değildir. Dolayısıyla “Her kalpte telefon var” ifadesi, her insanın peygamberler gibi vahiy aldığı anlamına gelmez. Bediüzzaman Hazretlerinin bu “telefon” benzetmesini, Kur’ân-ı Kerîm’den şu ayetler ile de destekleyebiliriz:

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهٖ نَفْسُهُۚ وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَیْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرٖیدِ

Celâlim hakkı için, insanı (biz) yarattık ve nefsinin ona ne vesvese verdiğini biliriz! Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız!3

وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونٖٓی اَسْتَجِبْ لَكمْ

Rabbiniz buyurdu ki: “Bana duâ edin, size icâbet edeyim (duânıza cevab vereyim)!4

اُدْعُوا رَبَّكُمْ تَضَرُّعًا وَخُفْیَةً

Rabbinize yalvara yalvara ve için için duâ edin!5

اَمَّنْ یُجٖیبُ الْمُضْطَرَّ اِذَا دَعَاهُ وَیَكْشِفُ السُّٓوءَ وَیَجْعَلُكُمْ خُلَفَٓاءَ الْاَرضِ

(Onlar mı daha hayırlıdır,) yoksa (bir sıkıntısından dolayı) kendisine duâ ettiği zaman darda kalan (bir kulun)a icâbet edip, (ondan) fenâlığı gideren ve sizi yeryüzünün halîfeleri kılan (Allah) mı?6

“Telefon” benzetmesinin yanlış anlaşılmaması için bazı hususları da belirtmek gerekir. Bu benzetme, Cenab-ı Hakk'ın (Haşa!) bir mekânda oturduğu ve insanın oraya ses gönderdiği anlamına gelmez. Cenab-ı Hakk'ın insanın ihtiyacını öğrenmek için duasını beklediği anlamına gelmez. Her insanın kalbine gelen düşüncelerin ilâhî vahiy olduğu anlamına gelmez. Dua eden herkesin istediği her şeye mutlaka aynen kavuşacağı anlamına gelmez. Cenab-ı Hakk ile kul arasında fizikî veya teknik bir iletişim mekanizması bulunduğunu da anlatmaz. Çünkü bir benzetme, hakikatin her yönünü bire bir karşılamak zorunda değildir. Bediüzzaman Hazretleri de, metnin başında وَلِلّٰهِ الْمَثَلُ الْأَعْلَىٰ (En yüce sıfatlar ise Allah’ındır.)7 ifadesini kullanmıştır. Bu ifade, Cenab-ı Hakk'ın yüce sıfatlarının yaratılmış olan varlıklara benzetilemeyeceğini hatırlatır.

Sonuç olarak, insanın Cenab-ı Hakk'a yönelişi yalnızca dış dünyayı gözlemlemekten ibaret değildir.

Dua, iman, ihlas, niyet, muhabbet, tevekkül ve teslimiyet gibi manevî hâller kalple yakından ilgilidir. Kâinatın azameti karşısında insan kendisini küçük, güçsüz ve yalnız hissedebilir. Fakat iman nazarında Cenab-ı Hakk, kulundan habersiz değildir. İnsan kalbinden Rabbine yöneldiğinde, O'nun kendisini bildiğine ve duasını işittiğine inanır. Dolayısıyla “telefon” benzetmesi, Rabbini tanıyan insanın kendi aczini, fakrını, ihtiyaçlarını, şükrünü ve muhabbetini O'na arz etmesini temsil eder. Bu benzetmeyi, insanın Cenab-ı Hakk ile irtibat kurmaya elverişli bir fıtratla yaratıldığını anlatan kapsamlı bir ubudiyet ve marifetullah temsili olarak okumak mümkündür.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s.346-347.

  2. Bakara, 2/186.

  3. Kâf, 50/16.

  4. Mü’min, 40/60.

  5. A’râf, 7/55.

  6. Neml, 27/62.

  7. Nahl, 16/60.

Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız