Risale-i Nur içinde kâinatın bir "kitap" gibi okunması gerektiği fikri, aslında İslam düşüncesinde tamamen yeni bir yaklaşım değildir. Bediüzzaman Hazretleri bu anlayışı, sistemli ve herkesin anlayacağı bir üslupla ifade etmiştir. Kur’an’da geçen "ayet" kelimesinin hem vahiy ayetleri hem de kâinattaki işaretler için kullanılması, evrenin okunacak bir kitap gibi görülmesine temel oluşturur. Bu yüzden kâinata bakmak, Allah’ın varlık ve birliğini anlamaya götüren bir tefekkür yolu olarak kabul edilmiştir. Nitekim Kur'an'da Rabbimiz şöyle buyurmaktadır
Kat'î olarak îmân edecekler için yerde ve kendi nefislerinizde (Allah'ın kudretine ve birliğine) âyetler (deliller) vardır. Hiç görmez misiniz?1
Kâinattaki her varlık Allah’ın varlığına, birliğine, isim ve sıfatlarına bir delildir. Bu yüzden onlara âyet denilmiştir. Klasik İslam âlimleri de bu bakışı açıkça dile getirmiştir. Örneğin İmam Gazali eserlerinde kâinatı Allah’ın kudretini gösteren bir "deliller bütünü" olarak anlatır ve insanın varlıklara bakarak hakikate ulaşabileceğini söylemiştir.
Sonuç olarak, Risale-i Nur’daki kâinatı kitap gibi okuma yaklaşımı klasik İslam geleneğiyle uyumludur ve onun bir devamı niteliğindedir. Fark ise şudur: Eski âlimler bu fikri daha çok dağınık şekilde ve farklı ilim dallarında ifade etmişken, Bediüzzaman Hazretleri bunu merkezi bir yöntem haline getirip herkesin anlayabileceği şekilde açıklamıştır. Bu nedenle Risale-i Nur, klasik görüşü yeni bir dil ve sistemle yeniden sunmuştur.
Zariyat, 51/20.

