Bu konu ile ilgili bir kaç esas söylemek yerinde olacaktır:
Birincisi: Beşer zulmeder; kader adalet eder. Mesela Vehhâbiler'in Ehl-i Sünnet'e musallat olması konusunda Ehl-i Sünnet'in kusuru sebebiyle Allah, Vehhâbileri Ehl-i sünnet'in karşısına çıkartarak onları orta yola, istikamete sevk etmiş denilebilir.
Esbâb tahtında vücûda gelen hâdiseler, o esbâbın hâlis malı değil. Belki asıl o hâdisenin hakîkî sâhibi kaderdir. Kader ise, hikmet-i İlâhiye ile hükmeder. Öyle ise, bu Vehhâbî hâdisesine yalnız Vehhâbîler’in Ehl-i Sünnet’e karşı müfritâne bir tecâvüzü nazarıyla bakmayacağız. Belki Ehl-i Sünnet, bir sû'-i hareketiyle kadere fetvâ vermiş ki, Vehhâbîler’i Ehl-i Sünnet’e taslît etmiş. Vehhâbîler zulmeder. Çünkü hem çok müfritâne, hem intikamkârâne, hem Hâricîlik nâmına ettikleri için cinâyet ediyorlar. Fakat kader-i İlâhî ... adâlet eder.1
İkincisi: Bir öğretmenin tanıdığı bir öğrencisi hakkında “Bundan adam olmaz ya!” demesi, aslında kadere bir fetva değil daha çok o öğretmenin bahse konu olan öğrencisi hakkında o vakte kadarki biriken bilgisinin ve tecrübesinin bir sonucudur diyebiliriz.
Üçüncüsü: Ağızdan çıkan her söz bir dua gibidir ve bu anlamda sözün mahiyetine göre müspet veya menfi sonuçlar doğurur. Bu sebeple ağzımızdan çıkan sözlerimize çok dikkat etmeliyiz. Mesela, halk arasında "Ocağı sönsün!" yerine "Ocağı sönmeyesice!" demek daha doğrudur. Zira millî şâirimizin söylediği gibi "Sönmeden yurdumun üstünde en son ocak" manasına mutabıktır.
Evet, fenâ bir adama, “İyisin iyisin!” desen, iyileşmesi; ve iyi adama, “Fenâsın fenâsın!” desen fenâlaşması, çok vukū‘ bulur.2
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 246
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 111

