Dini kaynaklarda ve sahih hadis rivayetlerinde "İstiğfar hatmi" adıyla tanımlanmış özel bir ibadet veya sünnet şekli bulunmamaktadır. İslam fıkhında ve geleneğinde "hatim" kavramı aslen Kur'an-ı Kerim'in baştan sona okunup tamamlanmasını ifade etmektedir. İstiğfar ise kulun işlediği günahlardan, kusurlardan ve hatalardan dolayı Yüce Allah'tan af ve mağfiret niyaz etmesidir. Peygamber Efendimiz (sav) günlük hayatında istiğfara büyük önem vermiştir. Nitekim şöyle buyurmaktadır:
Vallahi ben günde yetmiş defadan fazla Allah’dan beni bağışlamasını diler, tövbe ederim.1
Benim de kalbime gaflet çöküyor. Ben de Allah’a günde yüz defa istiğfâr ediyorum2
Bu iki hadis gösteriyor ki istiğfarda esas olan, Peygamber Efendimizin (sav) sünnetine uygun olarak günde yetmiş veya yüz defa istiğfar etmektir. Dolayısıyla istiğfarı günlük hayatın bir parçası haline getirmek ve bu sayılarda devamlılık göstermek sünnete uygundur.
1001 veya 70.000 gibi belirli sayılara bağlayarak "istiğfar hatmi" yapma uygulaması ise sahih hadislerde veya klasik fıkıh eserlerinde yer almamaktadır. İslam alimleri ve fetva makamları, sahih hadislerde açıkça belirtilen sayılar haricinde dua, zikir veya istiğfarların belli sayılarda okunmasının şart veya özel bir ibadet formatı (hatim) yoktur, duaların kabulü için samimiyet önemli olup, belirli sayılarda okunması şart değildir.3
Bir Müslüman'ın Allah'tan çokça bağışlanma dilemesi ve istiğfarı dilinden düşürmemesi şüphesiz çok faziletli ve makbul bir amelidir. Ancak bunu dinen tayin edilmiş sabit bir "hatim" ibadeti gibi görmek ya da belli sayılara ulaşıldığında özel bir dini neticenin kesin olarak doğacağına inanmak doğru değildir.
Dolayısıyla herhangi bir sayı sınırına veya bağlayıcı bir hatim formatına takılmaksızın, samimiyetle ve ihlasla dilediğince istiğfarda bulunmak en uygun tutumdur.
Buhârî, Daavât 3.
Müslim, Zikir 41.
Heyet, Fetvalar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2024, s. 479.

