Zelle, bilerek ve isyan kastıyla işlenen bir günah, nefsî bir kusur değildir. Daha faziletli olan varken, beşeriyet cihetiyle daha aşağı mertebede kalan bir tercihin İlâhî ikazla iyileştirilmesidir. Ebû Mansûr el-Mâtürîdî, peygamberlerdeki zellelerin diğer insanların günahları gibi olmadığını söyler. Sıradan insanlar için günah olmayan bir fiil, peygamberlik makamının yüksekliği sebebiyle o makama uygun gelmeyebilir. Normalde günah olmayan ama peygamberlik makamına da uygun olmayan bir işin yapılmasıyla, zelle meydana gelmiş olur. Yani, daha faziletli (efdal) olan bir fiilin terkedilip, az faziletli bir fiilin tercih edilmesidir.1 Ebü’l-Leys es-Semerkandî de peygamberlerin zellelerini mubah bir konuda daha faziletli olanı terkederek daha az faziletli davranışı tercih etmeleri şeklinde açıklamıştır.2
Tasavvuf büyükleri tarafından, "hasenâtü’l-ebrâr, seyyiâtü’l-mukarrebîn" şeklinde meşhur bir söz söylenir. Yani iyi ve sıradan insanlara sevap kazandıran bazı fiiller, Cenab-ı Hakk'a yakın veli kullar için günah sayılabilir. Bunun sebebi, manevi makam arttıkça, hassasiyetin ve sorumluluğun da artmasıdır. İşte zelle kavramına da böyle bakmak gerekmektedir.
O halde anlaşılıyor ki Kur'ân-ı Kerîm'deki uyarılar, nübüvvet makamının yüksekliği sebebiyle, en mükemmel olanın ihtar edilmesidir. Aynı zamanda ümmete ders vermek ve peygamberlik makamının ne kadar hassas olduğunu bildirmek içindir. Aşağıdaki ayeti, bu hakikate örnek olarak verebiliriz:
Kendisine a‘mâ bir kimse geldi diye (peygamber) yüzünü ekşitti ve döndü.3
Burada anlatılan olay vesilesiyle, tebliğin nasıl yapılması gerektiğiyle ilgili, bütün ümmete, kıyamete kadar sürecek olan bir ders verilmiştir. Peygamber Efendimiz (asm)'in yüzünü ekşitmesi bir günah değildi fakat, O(asm)'nun bu o fiili gerçekleştirmesi neticesinde ümmet böyle bir dersten mahrum kalmamış oldu.
Mâtürîdî, Teʾvîlâtü Ehli’s-sünne (nşr. Fâtıma Yûsuf el-Hıyemî), Beyrut 1425/2004, IV, 507, 518.
Ebü’l-Leys es-Semerkandî, Şerḥu’l-Fıḳhi’l-ekber, Haydarâbâd 1321, s. 26.
Abese, 80/1-2.

