Kabz ve Bast Hali
Sözlükte “daralma, büzülme; tutukluk, durgunluk, sıkılma, tasalanma” gibi anlamlara gelen kabz, kişinin bir anda kalbine gelen mânevî sıkıntı, huzursuzluk sebebiyle hissettiği tutukluk ve durgunluk halidir. Bast ise kişinin kalbine gelen mânevî rahatlık ve ferahlık demektir. 1
Kişi bazen tutuk ve tedirgin olur, aklına hiçbir şey gelmez, zihni boştur, söyleyecek bir söz bulamaz; bazen de neşeli ve kendinden emindir, zihni açık, gönlü geniştir. Âlimler ilk hali kabz ve inkıbaz, ikincisini de bast ve inbisat şeklinde adlandırır ve her iki halin de Allah’tan geldiğini söylerler; Allah uğruna savaşarak özveride bulunmayı öven bir âyette geçen2 ve nimeti daraltanın da (kabz) genişletenin de (bast) Allah olduğunu belirten ifadeyi bu anlamda yorumlarlar.3 Kabz ve bast halleri diğer mânevî haller gibi geçicidir.
Kabz ve Bast Hali Celâlî Ve Cemâlî İsimlere Mazhariyetin Bir Sonucudur
Kâinatta olduğu gibi celâlî ve cemâlî isimler; kâinatın küçültülmüş bir numunesi insanda ve insanın samediyetin aynası4 olan kalbinde de tecelli eder. Kalbimizde ise bazen celâlî, bazen de cemâlî isimlerin tesirini daha fazla hissederiz.
Celâlî ve cemâlî isimlerin gerektirdiği hâl birbirine zıt olduğundan, insan hâlden hâle tavırdan tavıra girmekten kurtulamaz. Bu hal, insanı daima, mücadele meydanına sürüklemekle, onun olgunlaşmasına zemin hazırlamaktadır. Nitekim insan ölünceye kadar bu durum devam eder.
Celâlî ve cemâlî isimlerin birer uçları olan Kâbz (ruhları kabzeden, sıkan, daraltan) ve Bâst (ruhları bedenlere yerleştiren, açan, genişleten) isimleri de kâinatta birbiri ardınca tecelli eder. Geceyi zulmetle örten Rabbimiz, gündüzün ziyasıyla varlıkları memnun eder. Kâinatta umumen gözüken şu hal insanda da tezahür eder. Ruhlar âleminde bast hâlindeki insan, rahm-i mâderde (ana karnında) kabz hâlini almıştır. Velâdet (doğum) ile tekrar bast hâline, mevt (ölüm) ile ise tekrar kabz hâline geçecektir. İnsan her zaman Rabbimizin Kâbiz ve Bâsit isimlerine mazhar olmaktadır.
İnsanın bu kabz ve bast hâletlerindeki en mühim devre, dünya hayatıdır. Zira dünya hayatı bütün istidatların kemâle erebileceği ve bütün kabiliyetlerin gelişim gösterebileceği tek yerdir.
Bediüzzaman Hazretleri bu hali hafv ve reca ortasında kalabilmek ve daima sabır ve şükürde bulunabilmek için Cenab-ı Hakk’ın Celal ve Cemal isimlerinin bir tecellisi olduğunu şöyle ifade etmektedir:
Sair teellümât-ı ruhaniye (ruhi sıkıntılar) ise, sabra, mücahedeye alıştırmak için Rabbanî bir kamçıdır. Çünkü, emn ve ye'sin vartasına düşmemek hikmetiyle, havf ve reca müvazenesinde sabır ve şükürde bulunmak için kabz—bast hâletleri celâl ve cemal tecellîsinden intibah ehline gelmesi, ehl-i hakikatçe medâr-ı terakki bir düstur-u meşhurdur.5
Yani ruhî sıkıntılar, insanı sabra ve zorluklarla mücadele etmeye alıştıran ilahî bir kamçıdır. Çünkü insanın aşırı güvene kapılmaması veya ümitsizliğe düşmemesi için korku ile ümit arasında dengede kalması, sabır ve şükür içinde yaşaması gerekir. Bu sebeple Allah'ın celâl (azamet ve zorluk) ile cemâl (rahmet ve güzellik) tecellileri sonucu yaşanan kabz ve bast halleri, insanın manevî yönden ilerlemesine vesile olan önemli bir prensiptir.
Kabz ve Bast Halinde Ne Yapılmalıdır?
İnsan, bazen yaşadığı kabz veya bast halinin sebebini bilmeyebilir. Bu durumda eğer kabz halinde ise buna teslimiyet göstermesi, sabır ve şükür etmesi, iradesiyle bu hali uzaklaştırmaya kalkışmaması gerekir. Aksi takdirde kabzı daha da artar. Bundan dolayı kişi bu halin kendiliğinden geçmesini beklemelidir. Zaman zaman bast halinin insanı heyecanlandırdığı, ölçüsüz şekilde konuşmasına sebep olduğu görülür. Böyle durumlarda onun elinden geldiğince sükûnetini ve edebini koruması gerekir. Bast halinin zevkine kapılanların bazen ayakları sürçer ve manevi hallerini yitirirler. Nitekim sûfîler “şathiyyât” denilen sözleri genellikle bast halinde söylemişlerdir. Bu hali ifade etmek üzere inbisat, dilâl, naz ve niyaz gibi tabirler de kullanılır.6
Bütün bu anlatılanlardan anlaşılan şudur ki; bu haller geldiğinde kişinin teslim olması, bu hallerin geçmesini beklemesi, fevri hareket ve konuşmalarda bulunmaması, sabır ve şükür etmesi gerekmektedir. Bu hallerin, Allah’ın celalî ve cemalî isim ve sıfatlarının bir tecellisi olduğunun bilincinde olup bu farkındalığa göre hareket etmelidir.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “bsṭ”, “ḳbż” md.leri; Kāmus Tercümesi, c.2, s. 1291.
Bakara 2/245
Süleyman Uludağ, Kabz mad., TDV, İstanbul 2001, c.24, s.44-45
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrât Neşriyât, Isparta 2015, s. 309.
Bediüzzaman Said Nursi, Katamonu Lahikası, Isparta 2022, s.10
Gazzâlî, el-Maḳṣadü’l-esnâ, s. 6

