Bağış Yap

Sorular

997

Adem'e (as) Öğretilen İsimler

Bakara süresi 31. Ayette Adem'e isimlerin hepsini ögretti; şeklindeki ayette. Burada öğretilen isimler "sadece Allah vardı başka birşey yoktu" ve "Allah kainatı yaratmayı murad etti ve yarattı" ile başlayan yaratma hadisesiyle ilgili kıyamete kadar yarattığı bütün kainattaki herşeyin ismini mi öğretti? Mesela güneş, ay, yıldızlar, ağaç, toprak, bunları öğretti ve şimdilerde telefon, bilgisayar, televizyon ve diğer teknolojik aletler, ayrıca araba, ev, halı, aklımıza ne gelirse, ve ileriki zamanlarda yeni teknolojik aletler vs. Kıyamete kadar her ne olacaksa kainatta her ne varsa bunların hepsini mi öğretti?

Aklımıza Gelen Bir Düşüncenin Vesvese Olup Olmadığını Anlamanın Ölçüleri Nelerdir?

Öncelikle aklımıza gelen bir düşünceden kalben rahatsız oluyor, onu benimsemiyor ve doğru bulmuyorsak, bu durum söz konusu düşüncenin bize ait olmadığının bir göstergesidir. Ayrıca, ben bunu neden düşünüyorum, böyle düşünmek istemiyorum tarzı ifadelerle kendimize telkinde bulunuyorsak, bu durum da o düşüncenin bizim gerçek inancımız ve isteğimiz olmadığını gösteren önemli bir işarettir. Yani bu hal açık bir vesvesedir. Özellikle insanın istemediği halde aklına gelen, onu huzursuz eden ve ibadetinden uzaklaştırmaya çalışan düşünceler vesvese kaynaklıdır. Nitekim Bediüzzaman Hazretleri bu durumu şöyle açıklar:Hem bazen şeytan, kalb üstündeki lümmesi cihetinden, Cenâb-ı Hak hakkında fenâ sözler söyler. O adam zanneder ki, Benim kalbim bozulmuş ki, böyle söylüyor der, titrer. Hâlbuki onun titremesi ve korkması ve adem-i rızâsı delîldir ki, o sözler onun kalbinden gelmiyor. belki lümme-i şeytâniyeden geliyor veya şeytan tarafından ihtâr ve tahayyül ediliyor.1Yani insan, aklına gelen kötü bir düşünceden rahatsız oluyor, korkuyor ve o düşünceyi kabul etmiyorsa, bu rahatsızlık zaten onun o düşünceyi benimsemediğini gösterir. İnsanın aklına bir düşüncenin gelmesi ile onu istemesi ve kabul etmesi aynı şey değildir. Şeytan bazen insanın zihnine Allah, iman, ibadet veya din hakkında kötü ve çirkin düşünceler atabilir. İnsan da bunların kendi düşüncesi olduğunu zannederek “Benim kalbim mi bozuldu?” diye endişelenebilir. Halbuki o düşünceden duyduğu rahatsızlık ve onu reddetmesi, o düşüncenin kendi iradesiyle benimsenmediğini göstermektedir.Aklımıza gelen bir düşüncenin vesvese olup olmadığını anlamada diğer önemli ölçü ise onun Kur'an ve sünnetin öğrettiği hakikatlere aykırı olup olmadığıdır. Mesela insanı günaha teşvik eden, haramı güzel gösteren, ibadeti gereksiz veya anlamsız göstermeye çalışan düşünceler vesvesedir. Aynı şekilde “namazı bırak, ibadet etme, tövbe etmene gerek yok” gibi insanı Allah'tan ve ibadetten uzaklaştıran düşünceler de vesvese niteliğindedir. Fakat burada da önemli olan, düşüncenin akla gelmesi değil, insanın onu benimseyip benimsememesidir.Bir başka ölçü de şudur: Vesvese çoğu zaman insanı şüpheye, korkuya ve zihni karmaşaya sürükler. Özellikle insan doğru olduğuna inandığı bir konuda durmadan şüphe etmeye ve tekrar tekrar kontrol etmeye zorlanıyorsa, bu da vesvesenin açık bir işaretidir.Netice itibarıyla insanın aklına gelen her düşünce onun inancı, karakteri veya gerçek arzusu değildir. Zihin, insanın istemediği birçok düşünceyi kendiliğinden üretebilir. Şeytan insana bazı sözler fısıldayabilir. Müminin sorumluluğu, onu doğru ölçülerle değerlendirmektir. Eğer bir düşünceyi istemiyor, ondan rahatsız oluyor ve onu benimsemiyorsak, sırf aklımıza geldi diye kendimizi suçlamamalıyız. Vesvesenin en büyük tuzaklarından biri de insana, “aklına geldiyse demek ki sen bunu istiyorsun” düşüncesini kabul ettirmektir. Halbuki düşüncenin akla gelmesi başka, onu irade ile kabul etmek bambaşkadır.Ayrıca BakınızVESVESENİN ÇARESİVESVESEDEN KURTULMANIN YOLLARIALLAH'IN VARLIĞI HAKKINDA GELEN VESVESEVESVESE VE AKILDAN GEÇENLERGUSÜL ABDESTİ ALIRKEN GELEN AŞIRI VESVESEAMELİN EN İYİSİNİ ARAMAKTAN KAYNAKLANAN VESVESEVESVESE VE EVHAM FARKIALLAH VE PEYGAMBERLER HAKKINDA VESVESEVESVESE VE TAKINTIKAYGI VE VESVESELERLE NASIL MÜCADELE EDİLİR?KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 76.

Fecr Suresinde Üzerine Yemin Edilen On Gece Hangileridir? Müfessirlerin Görüşleri Nelerdir?

Fecr sûresinin başında geçen “on gece /وَلَيَالٍ عَشْرٍ” ifadesinin tam olarak hangi on geceye işaret ettiği kesin olarak bilinmemektedir. Bununla birlikte, âlimlerimiz bu konuda çeşitli görüşler ileri sürmüşlerdir. Bu görüşler genel olarak şu dört ihtimal üzerinde yoğunlaşmaktadır: Zilhicce'nin ilk on gecesi, Muharrem'in ilk on günü, Ramazan'ın ilk on günü ve Ramazan'ın son on gecesi.On gece hakkında Fahrettin Razi tefsirinde şöyle demiştir.Alimler bu hususta şu izahları yapmışlardır:Zilhiccenin İlk On Gecesidir.1) Çünkü Zilhicce'nin on gecesinde (gününde) bu dini emirler yapılır. Bir hadis-i şerifte de "Kendisinde salih amelin yapıldığı hiçbir gün, Zilhicce'nin on gününde yapılan amelden daha üstün değildir" denilmiştir.Muharrem Ayının On Günü2) Bu, Muharrem ayının başından sonuna kadar süre içerisinde geçen on gecedir. Bu ayet, o günlerin kıymetli olduğuna dikkat çeken bir ifadedir. Muharrem ayında geçen günlerden birisi de aşure günüdür. O günde oruç tutmanın faziletine dair haberler variddir.Ramazan'ın Son On Günü3) Bu, Ramazan ayının son on günüdür. Allahü teâlâ, şerefinden ötürü bu günlere yemin etmiştir. Bir de bu günler içerisinde, Kadir gecesi de vardır. Çünkü bir hadisde, "Kadir gecesini Ramazan'ın son on günü içinde arayın" diye hadis varid olmuştur. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in Ramazan'ın son on gününe girdiği zaman, aileleriyle yatmayı terkettiği ve onları ikâz ettiği rivayet edimiştir ki Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in bu günlerde hiç cima etmeyip, ailesine teheccüd namazı emretmesinden kinayedir.1On gece hakında Ebussud Efendi tefsirinde şöyle demiştir:Bu on gece, Zilhicce ayının son on gecesidir. İşte bundan dolayıdır kı, burada fecr, arefe gününün, yahut kurban bayramının birinci gününün fecri olarak da tefsir edilmiştir. Yahut bu on gece, Ramazan ayının son on gecesidir.2Nesefi ise tefsirinde şöyle demiştir:Zilhiccenin ilk on gecesi ya da Muharrem'in ilk on gecesi ya da Ramazan'ın son on gecesidir.3Ebü'l-Ferec İbnü'l-Cevzi Zadü'l Mesir tefsirinde şöyle demektedir:Bunda da dört görüş vardır:Birincisi: O Zilhicce'nin on günüdür, bunu da el - Avfi, İbn Abbâs'tan rivayet etmiş; Mücâhid, Katâde, Dahhâk, Süddi ve Mukâtil de böyle demişlerdir.İkincisi: O Ramazan'ın son on günüdür, bunu da Ebû Zabyan, İbn Abbâs'tan rivayet etmiştir.Üçüncüsü: Ramazan'ın ilk on günüdür, bunu da Dahhâk, demiştir.Dördüncüsü: Muharrem'in ilk on günüdür, bunu da Yeman b. Riab, demiştir.4Âlûsî ise tüm görüşleri delilleriyle beraber şöyle anlatmakta ve kendinden önceki görüşleri şöyle toparlamaktadır:Buradaki “on gece”, Dahhâk'ın rivayeti dışındaki birçok rivayete göre Zilhicce'nin ilk on gecesidir. Hâkim'in sahih kabul ettiği ve başkalarının da İbn Abbas'tan naklettiği rivayet budur. İbnü'z-Zübeyr, Mesrûk, Mücâhid, Katâde, İkrime ve başkalarından da aynı görüş rivayet edilmiştir. Ahmed, Nesâî, Hâkim -hadisi sahih kabul ederek- Bezzâr, İbn Cerîr, İbn Merdeveyh ve Beyhakî'nin Şuabu'l-îmân adlı eserinde Câbir'den merfû olarak naklettikleri rivayet de bunu desteklemektedir. Bu on günün fazileti ise bilinen bir fazilettir.Ahmed ve Buhârî, İbn Abbas'tan merfû olarak şu hadisi rivayet etmişlerdir:“İçinde yapılan salih amelin Allah katında bu on günde yapılan salih amelden daha sevimli ve daha faziletli olduğu hiçbir gün yoktur.” Sahâbîler: “Ey Allah'ın Resûlü! Allah yolunda cihad da mı?” diye sordular. Resûlullah şöyle buyurdu: “Allah yolunda cihad da yoktur. Ancak malı ve canıyla Allah yolunda cihad eden ve bundan hiçbir şeyle geri dönmeyen kimse müstesnadır.”İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbas'tan, burada kastedilen Ramazan'ın son on günü olduğuna dair bir rivayet nakletmişlerdir. Dahhâk'tan da buna benzer bir görüş rivayet edilmiştir. Hatta et-Tebrîzî, bu on gecenin Ramazan'ın son on gecesi olduğu hususunda ittifak bulunduğunu ileri sürmüş ve bazıları da bunu, sahihliği üzerinde ittifak edilmiş hadisle desteklemiştir. Hz. Âişe şöyle demiştir: “Resûlullah, on gün girdiği zaman —yani Ramazan'ın son on günü— eteğini sıkıca bağlar, gecesini ihya eder ve ailesini de uyandırırdı.” Ancak bazı âlimler bu görüşe şu şekilde itiraz etmişlerdir: Resûlullah'ın bu şekilde ibadet etmesinin sebebi, burada geçen “on gün”ün özellikle bu on gün olması değil, Kadir gecesinin bu günlerin içerisinde bulunması olabilir.İbn Cüreyc'den, burada Ramazan'ın ilk on gününün kastedildiği rivayet edilmiştir.Yemân ve bir grup âlime göre ise bunlar Muharrem'in ilk on günüdür. Bu on gün içerisinde Âşûrâ günü bulunmaktadır ve onun fazileti hakkında da çeşitli hadisler rivayet edilmiştir. Buhârî ve Müslim ile başkaları, İbn Abbas'tan şu rivayeti nakletmişlerdir: “Peygamber Medine'ye geldiğinde Yahudilerin Âşûrâ günü oruç tuttuklarını gördü. Bunun üzerine, 'Oruç tuttuğunuz bu gün nedir?' diye sordu. Onlar, 'Bu, büyük bir gündür. Allah bu günde Mûsâ'yı ve kavmini kurtarmış, Firavun ve ailesini ise boğmuştur. Mûsâ da şükür olarak bu gün oruç tutmuştur' dediler. Bunun üzerine Resûlullah, 'Biz Mûsâ'ya sizden daha layığız' buyurdu. Ardından kendisi o gün oruç tuttu ve oruç tutulmasını emretti.”... Sahabeler Âşûrâ gününde oruç tutmaya devam ettiler. Küçük çocuklarına da oruç tuttururlardı. Çocukları mescide götürür ve onlar için yünden yapılmış oyuncaklar hazırlardı. Çocuklardan biri yemek istemesi sebebiyle ağladığında, iftar vakti gelinceye kadar oyalanması için ona bu oyuncaklardan verirlerdi.... Her ne şekilde olursa olsun, burada “on gece” ifadesinin nekre olarak getirilmesi, yüceltme ve önemini vurgulama içindir. “On” kelimesinin nekre oluşunun ise “bir kısmı” anlamında olduğu söylenmiştir; çünkü bu geceler yılın veya ayın gecelerinin yalnızca bir kısmıdır. Bununla birlikte burada asıl uygun olan yorum, ifadenin yüceltme ve büyüklük ifade etmesidir.5Ayrıca BakınızZİLHİCCE AYININ İLK ON GECESİNİN FAZİLETİ VE YAPILMASI TAVSİYE EDİLEN İBADETLERZİLHİCCE AYININ İLK 10 GÜNÜ SAÇ VE TIRNAKLARI KESMEMEKMUHARREM AYI'NIN VE AŞURE GÜNÜ'NÜN FAZİLETİ NEDİR?MUHARREM AYININ 10. GÜNÜ VE AŞURE DAĞITMAKRAMAZAN AYININ FAZİLETLERİKaynakçalarFahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu'l-ġayb = et-Tefsîru'l-kebîr, Beyrut: Dâr İḥyâʾi't-Türâsi'l-ʿArabî, 3. bs., 1420, c. 31, s. 149.Ebû's-Suûd, İrşâdü'l-akli's-selîm ilâ mezâya'l-Kitâbi'l-Kerîm, Beyrut: Dâr İhyâi't-Türâsi'l-Arabî, c. 9, s. 153.Ebû'l-Berekât en-Nesefî, Medârikü't-tenzîl ve hakāʾiku't-teʾvîl, thk. Yûsuf Ali Bedîvî, mür. ve takd. Muhyiddîn Dîb Müstû, Beyrut: Dârü'l-Kelimi't-Tayyib, 1. bs., 1419/1998, c. 3, s. 637.İbnü'l-Cevzî, Zâdü'l-mesîr fî ilmi't-tefsîr, thk. Abdürrezzâk el-Mehdî, Beyrut: Dârü'l-Kitâbi'l-Arabî, 1. bs., 1422, c. 4, s. 437.Şehâbeddin el-Âlûsî, Rûhu'l-meânî fî tefsîri'l-Kur'âni'l-azîm ve's-seb'i'l-mesânî, thk. Ali Abdülbârî Atıyye, Beyrut: Dârü'l-Kütübi'l-İlmiyye, 1. bs., 1415/1994, c. 15, s. 335.