Öncelikle bilinmesi gereken mesele; vahiy ve dinin özü meselesidir. Yani ayetle de sabit olduğu üzere;
Muhakkak ki Allah katında (yegâne) din, İslâm'dır!1
Bu ayetten de anlaşılacağı üzere; bütün semavi dinlerin kaynağı tekdir. Yani teferruatta ve şeriatlarda bazı değişiklikler olsa da, özde ve itikatta hepsi birdir. Fakat zamanla tahrif olup bozulmaları nedeniyle son ve değişmez olan şeriatı ile İslam dini en mükemmel haliyle gönderilmiş ve önceki şeriatların hükmü kaldırılmıştır. Yani aynı kaynaktan gelen Musevilik, Hristiyanlık ve İslam, aynı Allah’tan gelen vahiy zincirinin halkalarıdır. Hz. Musa (as), Hz. Davud (as), Hz. İsa (as) ve Hz. Muhammed (asm), aynı tevhid inancının peygamberleridir. Bu nedenle; Helal ve haram hassasiyeti, temizlik kuralları, ibadetin disiplini ve örtünme gibi unsurların ortak veya benzer olması normaldir. Zira Kur’an-ı Kerim bu hususta şöyle buyurur:
(O Allah ki;) “Dîni ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin!” diye Nûh'a kendisiyle tavsiye etmiş olduğunu, sana vahyettiğimizi, İbrâhîm'e, Mûsâ'ya ve Îsâ'ya kendisiyle tavsiye etmiş olduğumuzu, size dinden şeriat kıldı. Onları kendisine da'vet etmekte olduğun (bu din), müşrikler(in gözlerin)e büyüdü (kendilerine ağır geldi). Allah, dilediği kimseyi ona (o dîne)seçer; (kendisine) yönelen kimseyi de ona hidâyet eder.2
Sorudaki Haridiler ise Ortodoks Yahudiliğin muhafazakâr kolu olarak bilinmektedir. Tevrat’ı ve Talmud’u lafzî ve sıkı şekilde uygularlar. Yani İslam’daki zahid ve muhafazakâr çizgiye bir yönüyle en çok benzeyen Yahudi gruptur. Bu nedenle de dış görünüşte, yukarıda sebebini izah ettiğimiz bazı benzerlikler görünebilir.
Onların şeriatları bozulmuş ve hükmü kalkmıştır. Fakat az da olsa geriye kalmış vahiy kaynaklı bazı kemalat noktaları olabilir. Bununla alakalı Üstad Bediüzzaman Hazretleri şöyle der:
Onlar bir peygamberi inkâr etse, diğerlerine inanabilir. Peygamberleri bilmese de, Allah’a inanabilir. Onu da bilmese, kemâlâta medâr bazı seciyeler bulunabilir.3
Örneğin; haram yememe (koşer) benzerliği doğrudan vahiy kaynaklı olduğu söylenebilir. Çünkü ikisi de hayvan kesimini, kanın akıtılmasını ve belirli hayvanların yasaklanmasını önceler. Fakat bu benzerliklerle birlikte pek çok farklar da vardır.
Bunun gibi yine namaza benzeyen hareketler de vardır. Fakat namazın en mükemmel hali, İslam ile belirli vakitlerde farz kılınmış halidir.
Aynı şekilde tesettür ve kadınların çarşaf benzeri giyiminde de bazı benzerlikler görünse bile yine bir çok farkları mevcuttur. Örneğin onlarda sadece evli kadınlar saçlarını tamamen örter. Fakat İslam'daki tesettür şekli, insan fıtratına en uygun olanıdır.
Netice olarak; şu anda, Hz. Muhammed (asm)'ın Kur’ân ve sünnet ile tesis ettiği İslâm’dan başka hak din yoktur. Bununla birlikte, özü aynı kaynaktan çıkan önceki dinler ve İslam şeriatı arasında bazı benzerlikler olması normaldir. Fakat bu benzerlik bizi rahatsız etmemelidir. Çünkü benzerlik, taklitten değil, aynı ilahî kaynaktan gelen, fıtrata uygun ibadet biçimlerinin korunmasındandır. Bu sebeple şekil benzerliği olabilir ama akide, amaç ve ruh çok farklıdır.
Âl-i İmrân Sûresi, 3/19.
Şûrâ, 42/13.
Bediüzzaman Said Nursi, Asa-yı Musa, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 12.

