Bediüzzaman Hazretleri'nin soruda bahsedilen ifadeleri şöyledir:
[Üçüncüsü: Hâtırımdan çıkmayan Hâfız Tevfîk ve kardeşi, Risâle-i Nûr’a hizmetleri büyüktür. Fazla bir ihtiyât cihetinde çekinmesi, kuvvetle ümîd ederim ki zâhirîdir ve kalben sadâkatte devam ederler.1
Burada kasdedilen Şamlı Hâfız Tevfik'in kardeşinin Mes‘ud Efendi olduğu Barla Lahikası'nda geçen şu ifadelerden anlaşılmaktadır:
Şimdi bu mektubu yazan kâtip ile kardeşi Mes‘ud beraber bir gün, üç aydan beri bahsi geçmediği Ahmed Ağa’nın bahsi geçti. Beraberimde Kâtip Tevfîk ile Mes‘ud’a dedim: Bütün kitapları Diyarbekir’deki Ahmed Ağa’ya göndereceğiz. Tâ ya Şâm-ı Şerîf tarafına, ya Van’daki sadîklara ulaştırsın.2
Şamlı Hâfız Tevfik ve kardeşi Mes‘ud'un fazla ihtiyat gösterip çekinme meselesi ile ilgili şunları söyleyebiliriz:
Şamlı Hâfız Tevfik Efendi, 1935'te Eskişehir'de ve 1943'te Denizli'de Bediüzzaman Hazretleri ile birlikte hapis yatmıştır. Bediüzzaman Hazretleri 1936–1943 yılları arasında Kastamonu'da sürgünde iken Şamlı Hâfız Tevfik de Barla'da bulunmaktadır. Hâfız Tevfik ve kardeşinin fazla ihtiyat ve çekince göstermesinin nedenlerini Kastamonu Lahikası'nda aynı vakitlerde kaleme alınan mektuplarda geçen ipuçları çerçevesinde şöyle sıralayabiliriz:
Hazret-i Üstad tarafından mahrem tutulan 5. Şua, 1938 yılında Kastamonu'da telif edilmiş ve bir nüshası da Isparta'ya gönderilmiştir. Hem Eskişehir hem de Denizli Hapishanelerinde yatan Hâfız Tevfik için böyle mahrem bir Risaleyi elinde bulundurmak gerçekten ihtiyat gerektiren bir durum gibi görünmektedir.
Bediüzzaman Hazretleri 5. Şua'nın telif sebebini ve bu Risale'nin önemini şu şekilde ifade etmektedir:
Size eşrât-ı sâat hakkında gayet ehemmiyetli ve kuvvetli olan Beşinci Şuâ‘ı göndermek için vâsıta bulamıyorum. Bu kıymetdar ve evhâm ve şübehâtı izâle eden risâlenin sebeb-i te'lîfi, hâlis ve çalışkan kardeşimiz Sarı Bıçak ve elmas kalemli Mustafa, benden orada iken dâbbetü’l-arz hakkında ve cevapsız kalan suâlidir. O mes'ele, yirmi üç mesâil-i mühimmeye vesîle olmakla beraber, yine bir derece cevapsız kaldı.3
Bediüzzaman Hazretleri'nin mahrem kabul ettiği Beşinci Şuâ hakkında kardeşi Abdülmecid'in ihtiyatlı davranmış olabileceğini söylemek mümkün olduğu gibi, aynı durum Hâfız Tevfik ve kardeşi için de geçerli olabilir. Zira söz konusu dönem 1938'li yıllardır ve o günlerin siyasî ve idarî şartları, Risale-i Nur hizmetinde bulunan talebeleri son derece dikkatli ve ihtiyatlı hareket etmeye sevk etmiştir. Nitekim bir mektupta Bediüzzaman Hazretleri kardeşinin ihtiyatını şöyle beyan etmiştir:
Abdülmecîd’e Beşinci Şuâ‘ı haber vermiştim, cevap gelmedi. Belki ihtiyâten sükût ettiler, göndermedim. Siz, evvelce muhâbere ediniz, sonra gönderebilirsiniz. Eğer Hastalar Risâlesi’ni bana gönderseniz, İhtiyârlar Risâlesi de beraber olsa daha iyi olur.4
O günün ağır şartlarında telif edilen Risale-i Nur Külliyatı sebebiyle Bediüzzaman Hazretleri ve talebeleri, ehl-i dünya tarafından pek çok baskı ve sıkıntıya maruz kalmıştır. Bediüzzaman Hazretleri, yaşanan bu zorlu süreci şu ifadelerle dile getirmektedir:
Sizlere her gün birer uzun mektup yazmak hakkınız var iken, maatteessüf üç seneden beri size göndermek için yazdığım bir mektup, şimdiye kadar bekliyor, eski sakomun cebinde duruyor. Demek Risâle-i Nûr, ehl-i dünyâ dinsizlerine çok dehşet vermiş ki, dünyalarına karışmadığım halde bu tazyîkatı yapıyorlar. 5
Ayrıca, Şamlı Hâfız Tevfik'in 1948 yılında Barla'ya fahrî hâfız öğretmeni olarak resmen tayin edilmesi ve 1953 yılında Akmescid (Ak Ahmed Ağa) Camii'ne imam olarak atanması, o dönemde yasaklı kabul edilen Risale-i Nur eserleriyle irtibatı konusunda daha ihtiyatlı davranmış olabileceği ihtimalini güçlendirmektedir.
Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lahikası, Altınbaşak Neşriyat, İstanbul 2011, s. 35.
Bediüzzaman Said Nursî, Barla Lahikası, Altınbaşak Neşriyat, İstanbul 2013, s. 138.
Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lahikası, Altınbaşak Neşriyat, İstanbul 2011, s. 31.
Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lahikası, Altınbaşak Neşriyat, İstanbul 2011, s. 32.
Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lahikası, Altınbaşak Neşriyat, İstanbul 2011, s. 34.

