Muhtelif Meseleler

10.02.2026

11

Had Cezaları, İşlenen Günahlara Keffâret Olur mu?

Dünyada had cezası çeken bir kişiye ahirette tekrar azap olacak mı? Ahiretteki azabtan kurtulmak için tevbe istiğfara devam etmesi gerekir diye biliyorum. Mezhepler ve islam âlimleri bu hususta ne derler? Had cezaları, işlenen günahların keffareti olur mu?

15.02.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Cezâların amacının keffâret olup olmadığı, kulun âhiretteki sorumluluğundan kurtarıp kurtarmayacağı konusunda İslâm hukukçuları iki gruba ayrılmıştır. Keffâret ilkesini kabul eden ve cumhuru teşkil eden birinci grup; tevbe etsin veya etmesin işlediği suçun cezâsını dünyada çeken kişinin âhirette bir cezâsının kalmadığını savunur.1 Bu hukukçular, bu konudaki keffâret hadîslerini delil getirirr. Bu rivayetlerden en meşhuru Ubâde b. Sâmit rivayetidir: Ubâde b. Sâmit (r.a.) anlatır: “Resulüllah çevresinde bir grup sahabe varken şunları söyledi:

Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmama, hırsızlık yapmama, zinâ etmeme, çocuklarınızı öldürmeme, eller ve ayaklarınız arasındakinden (kendi kendinize) uyduracağınız yalanla iftira etmeme, hiçbir hayırlı işte isyana gitmeme şartı üzerine bana bîat ediniz. Kim sözünü tutarsa karşılığını vermek Allah'a kalmıştır. Kim de bu sayılan günahların birini işler ve dünya hayatında cezâlandırılırsa, bu cezâ onun için keffârettir. Kim bu günahlardan birini irtikab eder de, Allah onun bu halini örter (halk arasında bu durum açığa çıkmazsa) onun durumu Allah'a kalmıştır; dilerse ona azap eder, dilerse onu bağışlar.2

Bu rivayette cezâların açıkça günahlardan temizleme ve telafi vasfı ifâde edilir. Hadîsin rivayetleri arasında “had suçu işlemesi” ifâdesinin zikredilmesi3 de cezânın keffâret olduğuna delil sayılmıştır.

Cumhur, yukarıda zikredilen rivayetin sıhhat yönünden üstünlüğünü esas alarak, irtidad nedeniyle uygulanan cezâ dışındaki had cezâlarının keffâret olduğu görüşünü kabul etmiştir. Mürtedin cezası hariçtir, çünkü yukarıdaki rivayette kendisine hitap edilenler Müslümanlardır

Hadlerin günahların bağışlanması ve keffâret olacağını savunanların ikinci delilleri Mâiz hadîsidir. Zinâ suçu işlediğini ve kendisini temizlemesini söyleyerek üç kez suçunu itiraf eden Mâiz’e Peygamber Efendimiz (s.a.v.) üç seferde de tevbe tavsiye etmesine rağmen Mâiz’in ısrarla günahından temizlenmek istediğini belirtmesi üzerine recm cezâsı uygulanır. Daha sonra Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Mâiz hakkında şöyle buyurmuştur:

Mâiz b. Mâlik hakkında istiğfar edin. O öyle bir tevbe etti ki eğer ümmet arasında pay edilseydi tevbesi hepsine yeterli gelirdi.”4

Aynı şekilde zinâ ettiğini itiraf eden ve günahından temizlenmek isteyen Gamid'li kadına da geri dönmesini ve tevbe etmesini söyleyen Peygamber Efendimiz (s.a.v.), kadın hamile olduğunu söyleyince doğumdan belli bir süre sonra bu kadın da recmedilir. Üzerine sıçrayan kan sebebiyle Halid b. Velid (r.a.) kadına hakaret edince Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle demiştir:

Ağır ol Hâlid! Eğer onun tevbesinin sevabı hicaz halkı arasında taksim edilseydi hepsine yeterdi.5

İmam Nevevî de Müslim Şerhinde Mâiz’in ve Gamid'li kadının tevbe ile yetinmeyip ısrarla recm edilmeyi istemelerini, had cezâsının tatbikinde günahın düşmesinin kesin olmasıyla açıklar. Rivayetlerdeki itirafçıların sadece tevbeyle yetinmeyişlerini tevbenin nasuh olmama veya şartlarından bazısının gerçekleşmemesinden korkmaları, böylece de günahın ahiretteki cezasından kurtulamama endişesine bağlarlar. Suçun günahının kalma ihtimali olan yolu değil, günahları temizlemesi kesin olan cezâ yolunu tercih ettiler”6 diye izah eder.

Hadlerin keffâret olduğunu savunanların bir diğer delili de Hz. Ali’nin “her kim bir had suçu işlerde kendisine had cezâsı uygulanırsa bu onun keffâretidir.”7 demesi ve Hz. Ali’nin etrafındakilere “Size Allah’ın kitâbındaki en üstün ayeti haber vereyim mi” dedikten sonra şu ayeti okumuştur:

Başınıza gelen her musibet yaptıklarınız sebebiyledir. Allah çoğunu da affeder.8

Peygamberimizin (s.a.v.) “ Bunu sana tefsir edeyim mi ey Ali! ” diyerek şöyle buyurduğunu nakletmesidir:

Dünyada başınıza gelen her hastalık cezâ veya bela yaptıklarınız sebebiyledir. Allah onlara âhirette tekrar cezâ vermeyecek kadar kerimdir. Allah’ın dünyada iken affettiklerine gelince Allah affettikten sonra cezâlandırmaya dönmeyecek kadar halimdir.9

Yine Hz. Ali’den keffârete delil sayılan bir rivayette Rasûlullah (s.a.) şöyle buyurur:

Kim, bu dünyada bir suç işlerse; onunla cezâlandırılır. Allah âdildir, kulunun cezâsını iki kez tekrarlamaz. Kim de dünyada bir günâh işler, Allah onu örter ve affederse, affettiği bir şeyi yeniden cezâlandırmamak konusunda elbetteki Allah, en çok kerem sahibidir.”

Amr b. Semure’nin Peygamberimiz'e (s.a.v.) gelerek deve çaldığını itiraf edip günahından temizlenmek istediğini belirtmesi ve hırsızlık yaptığı kesinleşince uygulanan el kesme cezâsının ardından eline bakarak: şöyle demesi cezâların keffâret olduğuna delil sayılmıştır.

Senden beni temizleyen Allah’a hamd olsun. Sen benim bedenimin ateşe girmesini istedin. 10

İmam Şâfiî, el-Ümm adlı eserinde “hadlerin keffâret olması” başlığı aldında Ubâde b. Sâmit rivayetini zikreder ve “hadler hususunda bundan daha açık bir hadîs işitmedim” der. 11

İmam Mâverdî el-Hâvî de hadler, ehli için keffârettir hadîsini zikrederken hadlerin Müslümanlar için günahları giderme, kâfir için cezâ olduğunu savunur. 12

Beyhakî, Sünen-i Kübrâ’sında hadlerin keffâret olması başlığı altında başta Ubâde hadîsi olmak üzere sekiz rivayet zikretmiş ve hadlerin keffâret olduğuna dair Hz. Ali’nin yanında had uygulanan birine küfredip lânet edenlere şöyle dediği nakledilir:

Ona bu günahından dolayı sövüyorsanız, o günahından sorulmayacak.13

İbn Salah da “Hadler ve ukubat, ehli için keffârettir.” hadîsinin sabit olduğunu bu nedenle zulmen birini öldüren kişiye had uygulandığında âhiretteki cezâsının düşmeyeceği görüşüne itiraz eder ve dünyada suçunun cezâsını çeken kâtilin âhirette cezâlandırılmayacağını, ancak cezâsı dünyada uygulanmayanların âhirette Allah affetmezse cezâlandırılır demenin doğru olacağını söyler.14

Kurtûbî, hadlerin keffâret olmasına dair şu rivayeti nakleder.

Hz.Aişe’ye zinâ iftirâsında bulunan Abdullah b. Ubey’in had cezâsına çarptırılmamasının sebebi Allah’ın ona âhirette büyük bir azab hazırlamasındandır. Eğer had cezâsı uygulansaydı âhiret azabı hafifleyecekti. Müslümanların had cezâsı ise günahlarının temizlenmesi ve âhirete cezâsının kalmaması içindir.15

Suyûtî de münafıklara had uygulanmamasını “Hadler temizlik içindir, onlar ise buna ehil değildir.” diyerek açıklar.

Ahmed b. Hanbel; “Hadler ehline keffârettir” hadîsini müsnedinde nakleder ve bu hadîse istinaden hadlerin keffâret olduğunu savunduğu rivayet edilir.16

Bu konuda ikinci görüş sahibi olan ulema ekseriyetle Hanefi mezhebine tabi olan âlimlerdir. Hanefî hukukçularına göre hadlerden maksad caydırma olup17 hadlerin günahlara temizleme amacı yoktur. Mürtedlere had cezâsı uygulanması da onları caydırma amaçlıdır. Çünkü kâfirlerin cezâ ile günahtan temizlenmesi mümkün değildir. Hadlerin günaha keffâret olması suçlunun tevbe etmesine bağlıdır. Tevbe ibadet olduğundan kâfirler ise ibadet ehli değildir.18

Hadlerin mutlak olarak keffâret olduğunu savunanlar çoğunluktadır. Hadîs imamları koydukları başlıklarla bu yönde görüş belirtmektedirler. İslam hukukçularının çoğunluğuna göre; had cezâları uygulandığında işlenen suçun günahına keffâret olup suçlu ayrıca âhirette bu suçtan cezalandırılmaz. Bu hukukçulara göre cezâlar Müslümanlar hakkında câbir yani âhirette de göreceği cezânın yerine geçip telâfî edicidir.19

Hanefî hukukçulara göre, had ve ta’zîrler suç işlemeyi önleyici, caydırıcı olarak konulmuştur. “Hadlerin hepsi bir tek amaç içindir ki o da genel önlemedir.” derler.20 Âhirette ise günahtan temizlenme Hanefîlere göre ancak tevbe ile mümkündür. Had uygulanan kişi günahtan tevbe etmedikçe ahiretteki cezâsından kurtulamaz. Hanefîlerin bu konuda delilleri günah işleyenin cehennemde cezâlandırmaya müstahak olduğunu gösteren ayetlerdeki genel mana ve hirabe ayetinde istisnâdır.21 Yani Allah hem dünyada hem âhirette azab edeceğini ve sadece tevbe edenin âhiretteki cezâsının düşeceğini haber vermektedir, demişlerdir. 22

Kaynakçalar
  1. Ebû Muhammed Ali b. Ahmed b. Saîd el-Endelüsî el-Kurtubî _bn Hazm (456/1064) , el-Muhallâ bi’lÂsâr,Dâru’l-Fikr, Beyrut ts, I-XII. XII, s. 12.

  2. Ebu Abdullah Muhammed b. İsmail el- Buhârî (194-256/810-869), el-Câmiu's-Sahîh (thk. ve tal. D. Mustafa Dîb el-Bugâ) 3. baskı, Daru _bn Kesir, Beyrut 1987/1407, Fezailüs-Sahabe 72, no:3679 ; İman 11; Ebû'l-Huseyn Müslim b. el-Haccâc (261/875), el-Câmiu's-Sahîh (nsr.: M. Fuad Abdülbâki), Kahire, 1374-1375 h, , I-V, Hudûd 41; Ebû Abdirrahmân Ahmed b. Suayb en-Nesâî (303/915–916), es-Sünenü’l-Kübrâ (thk. Abdulgaffâr Süleymân el-Bindârî vdg.),1. baskı, Dâru’l-Kütübi’l-ilmiyye, Beyrut 1991, I-VI, Bey'a 17; Ebu Îsa Muhammed b. Îsa et- Tirmizî (297/909), Sünenu’t-Tirmîzî (thk. Ahmed Muhammed Sâkir), I-V, Daru İhyâi’t-Turâsi’l-Arabî, Beyrut trs., Hudûd 12; Bedreddin Ayni, (855/1451), Umdetü’l-Kâri Şerhu Sahîhi’l-Buhârî, I-XVI, Dâru’l-Fikr, Beyrut 1998, XIX, s. 233. ; İbn Hazm, Muhallâ, XII, 12.

  3. Ebu Abdullah Muhammed b. Yezid el-Kazvinî İbn Mâce (273/886), Sünen (thk. M. Fuad Abdulbaki) Daru'l-fikr, Beyrut trs., Hudûd 33.; Ahmed b. Hüseyin el-Beyhakî (384-458 /994-1066), Sünen-i Kübrâ, 1.Baskı, Meclisi Daireti Marifeti’n-Nizamiye, Haydarabad 1344 h. , I-X, Eşribe 26.

  4. Müslim, Hudûd 5, 16 ; Nesâî, Hudûd 5; İbn Hazm, Muhallâ, XII, s. 17.

  5. Ahmed b. Hanbel, V, s. 348; Müslim, Hudûd 22; Ebû Dâvud, Hudûd 24, 25; Beyhakî, Hudûd 9

  6. Ebû Zekeriyyâ Muhyiddîn Yahyâ b. Seref Nevevî ( 676/1277 ), el-Minhâc Serhi Sahihi Müslim b. ElHaccac, 3. baskı, Daru İhyai’t-Turasi’l-Arabi, Beyrut 1392h., XI, s. 199.

  7. Beyhakî, Hudûd 26

  8. eş-Şûrâ, 30/42

  9. İbn Hâcer, Metâlibu'l-Aliye , 1. baskı, Dâru’l-Âsıme, Suudi arbistan 1410 h., I-IXX, Tefsir, 36. 3704.

  10. İbn Mace, Hudûd 24; Ahmed b. Abdullah b. Ahmed Ebû Nuaym el-İsbehânî (430 h.), Ma’rifetü’sSahâbe ( tah. Âdil b. Yûsuf) 1. baskı, Dâru’l Vatan, Riyad 1998, I-VII, I, s. 489.

  11. İbn Hümam, V, s. 211-212

  12. Mâverdî, el-Hâvi’l-Kebir fi Fıkhi Mezhebi’l-İmam es-Şâfiî, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut 1994.,, X, s. 414, XV, s. 315.

  13. Beyhakî, Hudûd 26.

  14. Zekeriya el-Ensârî, Esne’l-Metâlib fi Şerhi Ravdi’t-Tâlib, (thk. D. Muhammed Tâmir), 1.baskı, Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyyeI-IV ,IV, s. 2.

  15. Muhammed b. Ahmed el-Ensari el-Kurtubî, el-Cami' Li Ahkâmi'l-Kur'ân, Daru'l-Kütübi'l‘İlmiyye, Beyrut 1988., XII, s. 202; Suyûtî, Şerh-i Sünen-i İbn Mâce, I, s. 185.

  16. Ebu İshak Burhaneddin İbn Muflih (884 / 1479), el-Mubdi' fi şerhi'l-Mukni', I -XI, el-Mektebetü'lİslami, Beyrut 1980, IX, s. 279.

  17. İbn Hümam, V, s. 211.; İbn Âbidîn, II, s. 61.

  18. İbn Hümam, V, s. 211-213.

  19. Abdulhamid es-Şirvânî, Havâşî’s-Şirvânî ala Tuhfeti’l-Muhtac, Dâru’l-Fikr, Beyrut, I-X, Şirvânî , VI, s. 287.,VII, s. 318.

  20. Kâsânî, IX, s. 176.

  21. en-Nisâ 4/93, el-Mâide 5/34.

  22. İbn Hümam, IV, s. 112; Zeyleî, Tebyîn, III, s. 163.; İbn Nüceym, Bahru’r-Râik, V, s. 3.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız