Bağış Yap

Helal-Haram

514

Haram Yiyenin Duası Kabul Olur mu, Günah Kulun Allah ile Bağını Koparır mı?

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

05.11.2026 tarihinde soru cevabı güncellenmiştir.

Cevap

Haram yemek ve gayrimeşru lezzetlerden istifade etmek, Allah’ın yasakladığı bir şeye el uzatmak ve ondan yiyerek, içerek, giyerek yahut başka bir surette faydalanmak demektir. Bu ise kulun, kendisini yaratan ve neyin helal, neyin haram olduğunu bildiren Cenab-ı Hakk’ın emrine muhalefet etmesi manasına gelir. Nasıl bir kurumda çalışan kimse, o kurumun kurallarını hiçe saydığı vakit çeşitli cezalara maruz kalırsa insan da Rabbimizin koyduğu hudutları çiğnediğinde bunun manevi neticeleriyle karşılaşır. Çünkü haramlar, yalnız zahirde bir yasak çiğnemek değil; aynı zamanda ruh, kalp ve ibadet hayatında derin yaralar açan bir itaatsizliktir.

Haramlar ve günahlar, zamanla insanın kalbine sirayet ederek orada manevi yaralar meydana getirir. Bu yaralar, imanın nurunu zedelediği gibi, ibadetten, zikirden ve duadan alınan manevi lezzeti de bozar. Hatta insanın dili, imanın tercümanı olduğu halde, zikirden nefret edercesine uzaklaşır ve adeta susar. Bu sebeple haram ve günahlar, kulun duasındaki ihlası, huzuru ve tesiri de kırar. Bu noktada Üstad Bediüzzaman Hazretleri şöyle der:

Bizlerin günahlarımızdan gelen yaralar ve yaralardan hasıl olan vesveseler ve şübheler, neuzübillah mahall-i iman olan batın-ı kalbimize ilişip imanımızı zedeliyorlar ve imanın tercümanı olan lisanın zevk-i ruhanisine ilişip zikirden nefretkarane uzaklaştırarak susturuyorlar. 1

Günah işlemek, kulun Allah ile olan bağını birdenbire tamamen koparmaz; fakat her bir günahın içinde, insanı adım adım daha büyük manevi felaketlere sevk edebilecek gizli bir yol bulunur. Eğer günah, tövbe ve istiğfar ile çabuk temizlenmezse kalbe işler, onu siyahlandırır, katılaştırır ve nihayet iman nurunu söndürecek bir hale getirir. Buna karşılık istiğfar ile bu manevi tahribat önlenir ve kulun Rabbiyle olan bağı muhafaza edilir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şöyle ifade eder:

Evet, günah kalbe işleyip, kalbi siyahlandıra siyahlandıra, ta nur-u imanı kalbden çıkarıncaya kadar kalbi katılaştırıyor. Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah, istiğfar ile çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük ma‘nevi bir yılan olarak ısırır. 2

Haram lokmanın bu manevi tesiri, duanın kabulü meselesinde de kendini gösterir. Nitekim Peygamber Efendimiz (sav), uzun yolculuklar yapmış, üstü başı tozlanmış, saçı başı dağılmış, ellerini semaya kaldırıp “Ya Rab, ya Rab!” diye niyaz eden bir kimseden bahsederek onun yediğinin, içtiğinin ve giydiğinin haram olduğunu; haramla beslendiği halde duasının nasıl kabul edileceğini şöyle bildirmiştir:

Uzun yolculuklar yapmış, üstü başı tozlanmış, saçı başı dağılmış, ellerini göğe uzatarak, “Ya Rab, ya Rab!” diye yalvarıp yakaran bir adamdan söz etmiş ve “Fakat onun yediği haram, içtiği haram, giydiği haramdı. Haram ile beslenirdi. Peki, böyle birisinin duası nasıl kabul edilsin?” 3

Duası makbul bir kimse olmak isteyen Sa’d b. Ebu Vakkas’a Peygamber Efendimiz (sav) şu tavsiyede bulunmuştur:

Yediklerinin helal olmasına dikkat et ki duaların kabul olsun. 4

Enes b. Malik’in “Ya Rasulellah! Ben dualarımın kabulünü isterim, bana bunun yolunu gösterir misiniz?” ricası üzerine Resul-i Ekrem (sav) şöyle buyurmuştur:

Ey Enes! Helal kazan, duan müstecap olur. Zira kişi, ağzına haram bir lokma götürse, kırk gün duası kabul olunmaz. 5

Demek ki haram lokma, duanın kabulüne mani olan çok mühim bir perdedir. Bu sebeple duanın kabul şartları içinde helal lokma son derece ehemmiyetli bir yer tutar.

Bununla beraber, haram işlemiş veya haram lokma ile kirlenmiş bir kimsenin “Artık benim duam kabul olmaz.” deyip dua ve ibadeti terk etmesi doğru değildir. Bu düşünce şeytanın bir desisesidir. Zira kul hangi halde bulunursa bulunsun, yine de dönüp iltica edeceği tek kapı Cenab-ı Hakk’ın dergahıdır. Günahlar sebebiyle yaralanmış bir kalbin yapması gereken şey, ümitsizliğe düşmek değil; kusurunu anlayıp tevbe, istiğfar ve niyaz ile Rabbine yönelmektir.

Bu sebeple, manevi yaralarla dolu bir kul, Allah’ın huzuruna çıkarken itirazkar ve sitemkar bir tavır takınmamalı; aczini, fakrını ve kusurunu bilerek mahviyet içinde iltica etmelidir. Halis dua ve istiğfar, Cenab-ı Hakk’ın rahmetini celbeder ve günahların açtığı manevi yaralara şifa olur. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şöyle izah eder:

Biz, o münacat ile birinci maksadımız, günahlardan gelen ma‘nevi, ruhi yaralarımızın şifasını niyet etmeliyiz. Maddi hastalıklar için, ubudiyete mani‘ olduğu zaman iltica edebiliriz. Fakat, mu‘terizane ve müştekiyane bir surette değil, belki mütezellilane ve istimdadkarane bir surette iltica edilmeli. 6

Kısacası, haram yemek yalnız bedene giren yasak bir lokma meselesi değildir. O, kalbi yaralayan, zikrin lezzetini kaçıran, duanın kabulüne perde olan ve tövbe edilmezse insanı daha büyük manevi tehlikelere sürükleyen ciddi bir itaatsizliktir. Buna karşı kulun vazifesi, haramdan sakınmak; düştüğü zaman da ümitsizliğe kapılmadan tevbe, istiğfar ve boyun bükerek dua ile Rabbine yönelmektir.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 4.

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 4-5.

  3. Müslim, Zekat, 65.

  4. Taberani, el-Mu’cemü’l-evsat, VI, 310.

  5. Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercümesi ve Şerhi, İhlas Matbaacılık, İstanbul 2019, c. 5, s. 281.

  6. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 8.

Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız