Yılan veya farklı hayvanların şeytanın Cennet’e girmesine yardım ettiği ve bu sebeple hususi bir ilahi ceza gördüğü şeklindeki rivayetler bulunmaktadır. Bu tür nakiller daha çok İsrâiliyat türünden anlatımlar arasında zikredilir. Yani İsrâiloğullarının kitaplarında nakledilen hikâye ve menkıbelerdir. Kur’ân-ı Kerîm’de ve sahih hadislerde, meselenin esası hayvanlar üzerinden değil, şeytanın vesvesesi ve Hz. Adem (as) ile Hz. Havva validemizin imtihanı üzerinden anlatılır. Bu hususta geçen ayetler şöyledir:
Derken şeytan, (o ikisini, netîcelerinden biri de) onlardan örtülmüş avret yerlerini kendilerine göstermek (olan hatâya sevk etmek) için, onlara vesvese verdi ve: “Rabbiniz, ancak melek olmayasınız veya (Cennette) ebedî kalıcılardan olmayasınız diye sizi bu ağaçtan men‘ etti” dedi. Ve onlara:
“Doğrusu ben size gerçekten (iyiliğiniz için) nasîhat edenlerdenim” diye de yemîn etti. Böylece o ikisini aldatarak (o ağaçtan yemeye) tenezzül ettirdi. Derken ağacı(n meyvesini) tattıklarında, avret yerleri kendilerine göründü de Cennet yapraklarından üzerlerini örtmeye başladılar. Bunun üzerine Rableri o ikisine: “Size bu ağacı yasaklamadım mı ve şübhesiz şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi?” diye nidâ etti.1
Derken şeytan ona vesvese verdi: “Ey Âdem! Sana ölümsüzlük ağacına ve yok olmayacak bir mülk üzerine rehberlik edeyim mi?” dedi.2
Bu ve farklı âyetler kapsamında bahsedilen rivayetlerden biri şöyledir:
Hasan b. Yahyâ bize rivayet etti. Dedi ki: Abdürrezzâk bize haber verdi. Dedi ki: Ömer b. Abdurrahman b. Mührib bize haber verdi. Şöyle dedi: Vehb b. Münebbih’i şöyle derken işittim:
“Allah, Âdem’i ve onun soyunu (yahut eşini; bu hususta râvide tereddüt vardır) yerleştirdi ve onu ağaçtan yemesini yasakladı. Bu ağaç, dalları birbirine geçmiş, dalları iç içe geçmiş bir ağaçtı. Meyvesinden melekler, ebedî kalmak için yerlerdi. İşte Allah’ın Âdem’e ve eşine yasakladığı meyve bu ağacın meyvesiydi.
İblis, Âdem ile eşini yanıltmak istediğinde yılanın karnına girdi. O zaman yılanın dört ayağı vardı ve Allah’ın yarattığı hayvanların en güzellerinden biri olan bir Buhûtî (deve türünden bir hayvan) gibiydi. Yılan cennete girince İblis onun karnından çıktı. Allah’ın Âdem ile eşine yasakladığı ağaçtan bir meyve aldı ve onu Havvâ’ya getirdi. Ona şöyle dedi:
‘Şu ağaca bir bak! Kokusu ne kadar güzel, tadı ne kadar hoş, rengi ne kadar güzel!’
Havvâ ağacın meyvesinden aldı ve yedi. Sonra meyveyi Âdem’e götürerek şöyle dedi:
‘Şu ağaca bir bak! Kokusu ne kadar güzel, tadı ne kadar hoş, rengi ne kadar güzel!’
Âdem de ondan yedi. Bunun üzerine avret yerleri kendilerine göründü.
Âdem ağacın içine girdi. Rabbi ona seslenerek:
‘Ey Âdem! Neredesin?’ diye sordu.
Âdem:
‘Buradayım Rabbim!’ dedi.
Allah:
‘Dışarı çıkmayacak mısın?’ diye sordu.
Âdem:
‘Senden utanıyorum Rabbim.’ dedi.
Bunun üzerine Allah şöyle buyurdu:
‘Senden yaratıldığın yeri lanetliyorum. Artık onun meyvesi dikene dönüşsün!’
O sırada cennette ve yeryüzünde Talh ve Sidr ağaçlarından daha üstün bir ağaç yoktu.
Sonra Allah Havvâ’ya şöyle buyurdu:
‘Ey Havvâ! Kulumu aldatan sensin. Bundan böyle ne zaman hamile kalsan, hamileliği zorlukla taşıyacaksın. Karnındakini doğurmak istediğinde ise defalarca ölümün eşiğine geleceksin.’
Allah yılana da şöyle buyurdu:
‘Lanetli olanın senin karnına girerek kulumu aldatmasına sebep olan sensin. Seni lanetliyorum! Bundan böyle ayakların karnının içine dönüşsün. Rızkın topraktan başka bir şey olmasın. Sen Âdemoğullarının düşmanısın, onlar da senin düşmanındır. Onlardan biriyle karşılaştığında onun topuğuna saldırırsın; onlar da seninle karşılaştıklarında başını ezerler.’3
Bu gibi rivâyetlerde ihtiyatlı olmakta fayda vardır. Nitekim “İsrailiyât” adı verilen bu anlatımların bir kısmı açıkça batıldır. Bir kısmının doğruluğu veya yanlışlığı kesin olarak bilinemez. Bir kısmı ise dinimizin asli kaynaklarına zıt olmadığı için İslâmî eserlerde nakledilir. Fakat bunları sahih dini bilgi yerine koymak uygun değildir. Nitekim âlimlerin bu husustaki görüşleri şöyledir:
Süddî, Ebü'l-Âliye, Vehb b. Münebbih ve diğerleri gibi selef dönemi müfessirleri, burada yılanın kıssası, İblis ve İblis'in cennete nasıl girdiği ve vesvese verdiği hakkında İsrailiyat kaynaklı bazı haberler nakletmişlerdir.4
Birinci Görüş: Kıssacıların görüşüdür. Bu görüşü Yemâme'li Vehb b. Münebbih'ten, Süddî'nin de İbn Abbas'tan (radıyallahu anhümâ) ve başkalarından naklettiği rivayet edilmektedir. Buna göre İblis cennete girmek istediğinde cennetin bekçileri ona engel oldular. Bunun üzerine İblis, dört ayağı bulunan, görünüş itibarıyla baktriya devesine benzeyen bir hayvan olan yılana gitti. İblis, kendisini diğer bütün hayvanlara teklif etmiş, fakat hiçbirisi onu kabul etmemişti. Yılan ise hayvanların en güzel görünümlülerinden biriydi.
Bunun üzerine yılan İblis'i yuttu ve onu cennetin bekçilerinden gizleyerek içeri soktu. Yılan cennete girince İblis onun ağzından çıktı ve Hz. Adem ile Hz. Havva'ya vesvese vermeye başladı. Bu sebeple yılan lanetlendi, ayakları düşürüldü ve karnı üzerinde sürünerek yürür hâle getirildi. Rızkı toprağa bağlandı ve Ademoğullarına düşman kılındı.
Bil ki bu ve benzeri rivayetlere itibar edilmemelidir. Çünkü İblis, yılanın ağzına girebilecek güce sahip idiyse kendisini bir yılana dönüştürüp cennete neden giremedi? Ayrıca bunu yılan aracılığıyla gerçekleştirdiği için yılan neden cezalandırılmıştır? Oysa yılan akıl sahibi ve dinî yükümlülük taşıyan bir varlık değildir. 5
Bununla birlikte yılanla ilgili fıkhî bazı hükümler bulunmaktadır. Peygamber Efendimiz (asm)’in, yılanların öldürülmesiyle ilgili hadisleri mevcuttur.6 Fakat bu hadisler, “yılan şeytana yardım ettiği için cezalandırılmıştır” manasına gelmez. Bu hükümler, insan güvenliği ve zararın defedilmesi ile alakalıdır. Yani bir hayvanın fıtratındaki zarar ihtimali ile, ona gaybî bir “suç hikayesi” yüklemek birbirinden ayrı şeylerdir.
Bu tarzdaki kıssalarda anlaşılması gereken esas nokta, insanın şeytanın hilesine karşı her ân uyanık olması gerekliliğidir. Kıssanın verdiği ders, yılanın, tavus kuşunun veya başka bir hayvanın rolü değil, şeytanın düşmanlığı, nefsin aldanması, emr-i ilahiye muhalefetin neticesi ve tevbe kapısının açık oluşudur. Bu bakımdan, söz konusu rivayetleri merkeze almak yerine, istiaze (şeytandan Allah’a sığınmak), takva, tevbe, kulluk ve Sünnet-i Seniyye’ye ittiba gibi şeytandan korunma yollarına odaklanmak daha doğrudur.
Not: Timsahla ilgili böyle bir rivayete muteber kaynaklarda rastlanmamaktadır
A’râf, 7/20-22.
Tâ-Hâ, 20/120.
Ebû Ca‘fer Muhammed b. Cerîr b. Yezîd el-Âmülî et-Taberî el-Bağdâdî, Câmi‘u’l-beyân ‘an te’vîli âyi’lḲur’ân, thk. Abdullah b. Abdulmuhsîn et-Türkî (Kahire: Dârü’l-Hicr, 2001), 1/525.
İbn Kesîr, Tefsîrü'l-Kur'âni'l-Azîm, thk. Sâmî b. Muhammed es-Selâme, 2. bs. (Riyad: Dâr Taybe li'n-Neşr ve't-Tevzî, 1420/1999), c. 1, s. 236.
Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb (et-Tefsîrü'l-Kebîr), (Beyrut: Dâru İhyâi't-Türâsi'l-Arabî, 3. bs., 1420), c3, s. 462
Buhârî, “Bedʾu’l-halk”, 14; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 173.

