Bağış Yap

Ahmed Hüsrev Altınbaşak

24.10.2026

Hüsrev Efendi Hazretleri’nin Hizmet Uğruna Fedakarlığı ve İnsanların Hidayetinden Sorumluluğumuz

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

Hüsrev Efendi Hazretleri’nden rivayet edilen, “Bu insanlar gençler cennete, biz cennete; bu insanlar cehenneme, biz cehenneme” şeklinde, tam hatırlayamadığım bir söz var.

İnsanları kurtarmak için çabalıyoruz. Ancak bizim gayretimizle cennete gideceklerse veya gayret etmediğimizde cehenneme gideceklerse, onların şahsi imtihanları bir yönüyle bize bağlı hâle gelmiyor mu? Elbette kendi tercihleri var; fakat bazen bu durum, onların akıbeti bizim çabamıza bağlıymış gibi düşündürüyor. Bu konunun aslı ve esası nedir?

24.10.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

"Bu insanlar cennete biz cennete, bu insanlar cehenneme, biz cehenneme" sözünün söylendiği dönem, harf inkılabı sonrası Kur'ân yazısının, Arapça ezanın ve dini eğitimlerin yasaklandığı bir dönemdir. Bediüzzaman Hazretleri ve talebeleri, yazdıkları risaleler yüzünden sürekli takip edilmiş, 1935'te Eskişehir, 1943'te Denizli ve 1948'de Afyon gibi mühim davalarda yargılanıp hapsedilmiştir.
Ahmet Hüsrev Efendi, Isparta'da "Gül Fabrikası" olarak adlandırılan bir ekip kurarak evlerde el yazısıyla binlerce Risale-i Nur mecmualarını çoğaltmıştır. Yakalanma, sürgün ve hapis tehlikesinin en zirvede olduğu bu baskı ortamı, bu sözün söylendiği ana arka plandır.
Bu sözün en büyük amacı, Risale-i Nur talebelerinin hizmet ettikleri toplumla aralarına hiçbir mesafe koymadıklarını göstermektir. "Bu milletin çocukları nereye giderse biz de oraya gideriz" diyerek, halkın evlatlarının dünyevî ve uhrevî istikbalini tamamen sahiplendiklerini ilan etmişlerdir. Bu söz o insanları yalnız bırakmama ve her türlü sıkıntıyı beraber göğüsleme iradesidir.
Hapislerde, sürgünlerde ve mahkemelerde Risale-i Nur talebelerini birbirinden ayırmak, birbirlerinin hususen Hüsrev Efendi'nin aleyhine geçirmek için büyük baskılar uygulanıyordu. Hüsrev Efendi, bu duruşuyla, hizmet arkadaşlarına ve davasına bağlılığını, gerekirse dünyada hapisleri, ahirette ise cezaları beraber çekmeye hazır olduğunu belirterek tam bir ihlas ve sadakat örneği göstermiştir.
Bu söz, Bediüzzaman Hazretleri’nin 1952'de İstanbul'da söylediği "Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evladım yanıyor, imanım tutuşmuş gidiyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum... Milletimin imanını selamette görürsem, cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım" sözünün en mühim bir talebesi tarafından adetâ somutlaştırılmış halidir. Asıl amaç, şahsi kurtuluş derdine düşmek değil, toplumun topyekün imanını kurtarma idealini her şeyin üstünde tutmaktır.

Diğer taraftan dünya imtihan dünyası olup âkil - bâliğ olmuş her insan hür iradesiyle tercihlerinden ve yapıp ettiklerinden bizatihi kendi sorumludur. Onların kaderi bize bağlıdır, biz yoksak onlar da yok ya da onların cehenneme gitmesi tamamen bizim yüzümüzden gibi ifadeler gerçekle tam örtüşmez. Zira aynı toplum içerisinde yaşamak itibariyle işin vebal ve mesuliyet ciheti olmakla beraber herkes öncelikle fiillerinden kendisi sorumludur. Bu hakikati şu âyet-i kerime açıkça ortaya koymaktadır:

Hem hiçbir günahkâr, başkasının günâhını yüklenmez. Artık (günâhı) ağır gelen kimse onu taşımaya (başkalarını) çağırsa ve (bu çağırdığı kimse) akrabâsı bile olsa, ondan (o günâhından) bir şey yüklenmez.

(Ey Habîbim!) (Sen) ancak, gıyâben (görmeden) Rablerinden korkanları ve namazı hakkıyla edâ edenleri korkutursun. Artık kim (günahlardan) temizlenirse, o takdirde ancak kendi lehine temizlenmiş olur. Ve (nihâyet) dönüş ancak Allah'adır.1

Özetle bu söz; en zor siyasî ve sosyal şartlar altında bile dinî değerleri muhafaza etmeye çalışırken, milletin gençliğiyle hem bu dünyada hem de ahirette bir ve beraber olmak adına gösterilen nuranî, yüksek bir adanmışlık halidir.

Kaynakçalar
  1. Fâtır, 35/18.

Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız