Üstad Bediüzzaman Hazretleri, hayatı boyunca devleti ve milleti için nice hizmetlerde bulunmuştur. Milletinin imanı için manen hizmet etmekle birlikte, Birinci Cihan Harbi, İngiliz muhasarası başta olmak üzere vatanı ve devleti için de her türlü mücadele içerisinde aktif bulunmuştur. Dönemin padişahları ve devlet erkânı da bu vatanperver âlim zata karşı muhabbet içerisinde oldukları gibi, Üstad Hazretleri de onların şahıslarına ve devlet vazifelerine uygun bir irtibatla müsbet bir ilişki içerisinde olmuştur.
Nitekim Sultan Reşad'ın 6 Haziran 1911'de yaptığı Rumeli ziyareti için Bediüzzaman Hazretlerini bizzat davet etmesi1, yine en yüksek İslâm akademisi ve danışma kurulu olan Dârülhikmeti'l-İslâmiye'ye bizzat Enver Paşa'nın teklifi üzere2 aza olarak katılması gibi birçok husus, Üstad Hazretlerinin devlet nezdindeki itibar ve ehemmiyetini göstermektedir.
Sultan Vahdeddin ile Üstad Bediüzzaman Hazretleri arasında müsbet bir iletişim olduğu söylenebilir. Zira Sultan Vahdeddin, kendi döneminde Üstad Bediüzzaman Hazretlerine, o zamanın savunma bakanlığı olan Harbiye Nezareti'nin de teklifi ile 25 Ağustos 1918 tarihinde devrin en yüksek ilmî rütbesi olan “Mahreç” pâyesini vermiştir. Konu hakkındaki resmî dilekçe ise şu şekildedir:
Atûfetlü (çok merhametli) Efendim Hazretleri! Bitlis’te Ruslarla vukua gelen savaşlara iştirak edip esir düşmüş ve bu kere dönmüş olan Bediüzzaman Said-i Kürdî Efendi’nin aşiretlerin savaşa teşviki hususundaki gayretli çalışmaları ve görülen kıymetli vatanperver hizmetlerine binaen ilmî bir rütbe ile taltifi Savunma Bakanlığı’ndan bildirilmiş ve daha sonra Dârü’l-Hikmeti’l-İslamiye âzâlığına tayin olunan bu zatın mahreç payesi ile taltifi münasip olduğu düşünülerek düzenlenen padişah iradesini gösteren tasarı ekte (size) sunulmuş ise de Hazret-i Hilafet-penahi (Halife olan Sultanımız) münasib görürse bu hükmün yerine getirileceği kararlaştırılmıştır efendim.” 3
Ayrıca Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin, devletin teklifiyle devrin en yüksek İslâm akademisi ve danışma kurulu olan Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiye’ye âzâ olarak tayin edildiği sırada padişahın Sultan Vahideddin olması da, aralarındaki münasebetin müsbet olduğuna işaret etmektedir.
Heyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru’l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 1, s 112.
Heyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru’l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 1, s 147.
Heyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru’l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 1, s 155.

