Büyüklere saygı için ayağa kalmak ile ilgili bazı hadisler şöyledir:
Acemlerin birbirlerini yücelterek kalktıkları gibi siz de ayağa kalkmayın. 1
İnsanların Hz. Peygamber (asm)'den daha çok sevdikleri bir kimse yoktu. Buna rağmen onu gördüklerinde ayağa kalkmazlardı. Çünkü onun bundan hoşlanmadığını bilirlerdi. Fakat uzaktan gelen birisini karşılamak üzere ayağa kalkarlardı.
İnsanların kendisi için ayağa kalkmalarından hoşlanan kimse, cehennemdeki yerine hazırlansın.2
Bununla beraber Hz. Peygamberin (sav) ayağa kalktığı ve kalkılmasını istediği özel durumlarda olmuştur. Şöyle ki:
Ebu Said el-Hudrî anlatıyor: Beni Kureyza Yahudileri Hz. Sad b. Muaz’ın hükmünü kabul ettikleri zaman, kendisi (hasta haliyle) bir merkebin sırtında geldi. Peygamberimiz onu görünce oradakilere “Efendinizin/reisinizin önünde kalkın” buyurdu.3
Hz. Peygamber (asm), Hz. Fatıma’yı görünce sevinir, kendisini ayakta karşılar, elini tutarak başından öper, ona iltifat edip kendi yerine oturturdu. Babası kendi evine gelince Fatıma da onu aynı şekilde karşılayıp ağırlardı. 4
Zührî şöyle dedi: Abdullah b. Ka‘b b. Mâlik bana haber verdi. O, bir gece kendisine, Allah’ın tövbelerini kabul ettiği üç kişiden biri olan Ka‘b b. Mâlik’in şöyle dediğini işitti:
“Tövbemin kabul edildiği müjdesini aldığımda, Resûlullah’a ﷺ gitmek üzere yola çıktım. İnsanlar gruplar hâlinde beni karşılıyor, Allah’ın benim tövbemi kabul etmesi münasebetiyle beni tebrik ediyorlardı. Nihayet mescide girdiğimde, Talha b. Ubeydullah ayağa kalkarak bana doğru geldi ve benimle musafaha etti.”5
Görüldüğü üzere, Hz. Peygamber’in (asm) uygulama ve ifadelerinde, ayrıca sahâbenin uygulamalarında iki farklı durum söz konusudur. Bu durum, ilk bakışta hadisler arasında bir tezat bulunduğu izlenimini doğurabilmektedir. Ancak hadis şârihleri, söz konusu rivayetleri bir bütün olarak değerlendirmiş ve aralarındaki farklılığın nasıl anlaşılması gerektiğini çeşitli açıklamalarla ortaya koymuşlardır. Örneğin, söz konusu hadislerden hareketle, Sahîh-i Buhârî’nin en meşhur şerhlerinden olan Bedreddin el-Aynî’nin Umdetü’l-Kārî ve İbn Hacer el-Askalânî’nin Fethu’l-Bârî adlı eserlerinde konuya ilişkin şu değerlendirmelere yer verilmektedir:
1. Haram Olan Ayağa Kalkma: Kendisinin önünde ayağa kalkılmasını isteyen , insanların kendisi için ayağa kalkmasını kibir ve büyüklük taslamak amacıyla kullanan kişiye kalkmak.
2. Mekruh Olan Ayağa Kalkma: Kendisinin önünde ayağa kalkılmasını isteyen kişi kibirlenmiyor ve kendisini büyük görmüyor olsa bile, bu davranış sebebiyle nefsine sakınması gereken bir durumun girmesinden korkuluyorsa veya zorbaların ve büyüklenenlerin davranışlarına benzeme ihtimali varsa, bu ayağa kalkma mekruhtur.
3. Caiz Olan Ayağa Kalkma: Kişinin önünde ayağa kalkılmasını kendisi istemediği hâlde, ona iyilik ve ikram amacıyla ayağa kalkılması ve bununla birlikte zorbaların davranışlarına benzeme tehlikesinin bulunmaması durumunda ayağa kalkmak caizdir.
4. Mendup Olan Ayağa Kalkma: Bir kimse seferden döndüğünde, gelişinden dolayı sevinerek onu karşılamak ve selamlamak amacıyla ayağa kalkmak; yahut bir kimsenin yeni bir nimete kavuşması durumunda onu tebrik etmek veya başına bir musibet geldiğinde taziyede bulunmak amacıyla ayağa kalkmaktır. Bu durumda ayağa kalkmak menduptur.6
Özellikle iradeciler ve âlimler açısından bu hususa dikkat çeken Hattâbî şöyle demektedir:
Faziletli bir yöneticinin önünde maiyetinin, âdil imamın önünde insanların ve öğrencinin âlim için ayağa kalkması müstehaptır.7
Ebu Davud, Edep, 153
Ebû Dâvûd, Edeb, 3579; Tirmizî, Edeb, 2755
Buharî, Atk, 17; İstizan, 26
Ebu Davud, Edeb, 143, 144; Tirmizî, Menakıb, 60)
Taberânî, el-Muʿcemü’l-kebîr, thk. Hamdî b. Abdülmecîd es-Selafî, 2. bs., Kahire: Mektebetü İbn Teymiyye, c. 13, s. 58, hadis no. 103.
İbn Hacer el-Askalânî, Fethu’l-Bârî bi-Şerhi Sahîhi’l-Buhârî, thk. Muhammed Fuâd Abdülbâkī, tashih ve neşir: Muhibbüddîn el-Hatîb, el-Mektebetü’s-Selefiyye, Mısır, 1. bs., 1380-1390, c. 11, s. 52.; Aynî, Bedreddin Mahmûd b. Ahmed, ʿUmdetü’l-Kārî Şerhu Sahîhi’l-Buhârî, c. 12, s. 252.;
Aynî, Bedreddin Mahmûd b. Ahmed, ʿUmdetü’l-Kārî Şerhu Sahîhi’l-Buhârî, c. 12, s. 252.

