Bediüzzaman Hazretleri, Sekizinci Şua’nın Onuncu Meselesi’nde Kur'an-ı Kerim'de bulunan tekrarların hikmetlerinden ve maslahatlarından bahis buyurmaktadır. Talebesi ve halefi olan Ahmed Hüsrev Altınbaşak Hazretleri, bu risale münasebetiyle Üstadına yazdığı mektupta şu ifadelere yer vermektedir.
Saliklerinin her asırda fevkalade bir metanetle sarılmalarıyla ve emir ve nehyine tamamen inkıyad etmeleriyle, güya yeni nazil olmuş gibi tazeliği isbat edilmiş olan Kur’an-ı Mu‘cizü’l-Beyan’ın, bütün asırlarda zalimlerine karşı şiddetli ve dehşetli ve tekrarlı tehdidleri; ve mazlumlarına karşı şefkatli ve merhametli mükerrer taltifleri, hususuyla bu asrımıza bakan tehdidatı içinde zalimlerine misli görülmemiş bir haletle, sanki feze‘-i ekberden bir numuneyi andıran semavi bir cehennemle altı yedi seneden beri mütemadiyen feryad u figān ettirmesi;1
Hüsrev Efendi Hazretleri bu metinde, Kur’an-ı Kerim’in her asırda diri, tesirli ve hadiselere bakan bir hitap sahibi olduğunu vurgulamaktadır. Öyle ki Kur’an, yalnız nazil olduğu asra değil, bütün zamanlara hitap etmektedir. Müslümanların her devirde ona aynı metanetle sarılması, emir ve nehiylerine teslim olması, onun eskimeyen ilahi kelam olduğunu göstermektedir.
Öte yandan Kur’an’ın zalimlere yönelik tehditlerinin sadece geçmiş kavimlere ait olmadığını, her asırda bir mana taşıdığına işaret eder. Kur’an’ın zalimleri tehdit eden ayetlerinin, bu asırda büyük musibetler ve umumi felaketlerle adeta gözle görünür bir surette tezahür ettiğini belirtir.
“Semavi bir cehennem” ifadesi, gökten gelen harp aletleri, bombardımanlar, tayyareler ve havadan yağan ölüm ve azap vasıtalarıyla meydana gelen dehşetli harp manzarasını anlatır. Ayrıca metinde en büyük uzay anlamına gelen "feza-yı ekber" tabiri değil, kıyametteki en büyük korku manasına gelen “feze‘-i ekber” tabiri geçmektedir. Öyle ki bu umumi korkunun, kıyamet dehşetini andıran bir surete ulaşmasını bildirir. Bu metinde büyük ölçüde İkinci Dünya Harbi’ne işaret edildiği anlaşılır. Çünkü milyonlarca insanı içine alan, semadan gelen tahribatla zalimleri de mazlumları da dehşet içinde bırakan, yıllarca süren bir azap tablosu tarif edilmektedir.
Özetle; Kur’an’ın zalimlere dair tehditleri yalnız geçmiş kavimlere ait değildir; her asırda canlıdır. Bu asırda da o tehditlerin bir cilvesi, gökten yağan harp ateşleriyle, insanlığı yıllarca feryat ettiren büyük dünya harbi suretinde görünmüştür.
Bediüzzaman Said Nursi, Şua’lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 245

