Bağış Yap

Muhtelif Meseleler

04.11.2026

Kalpten Geçen Düşünceler ve Günaha Kalben Azmetmek İnsanı Sorumlu Kılar mı?

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

Sitenizde cevaplanan bir yazıda geçen “kalplerin amellerinden dolayı sorgulamanın söz konusu olduğuna delil teşkil eden hadis-i şerifler” ifadesiyle hangi hadis-i şerifler kastedilmektedir? Bu hususu misaller vererek izah eder misiniz?

Ayrıca metinde adı geçen Kadı Ebu Bekir (rh) kimdir? Kısaca bilgi verebilir misiniz?

Bunun yanında, aynı yazıda Kadı Ebu Bekir’in (rh) benimsediği görüşe atıf yapılmakta, ancak bu görüş açıkça ifade edilmemektedir. Bu sebeple, söz konusu zatın bu meseledeki kanaatini açık ve net bir şekilde yazarak ilgili metni izah eder misiniz?

04.11.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Kalbimizden ve aklımızdan geçen kötü düşünceler, fiile yani amele dönüşmediği sürece kişi bunlardan sorumlu ve mesul tutulmaz. Bu konuda Sevgili Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmaktadır:

Şüphesiz Allah, ümmetimden dilleriyle söylemedikçe yahut fiilen yapmadıkça gönüllerinden geçirdikleri şeyleri onlara bağışlamıştır. 1

Bir diğer rivayette ise şöyle buyrulmuştur:

Her kim bir iyilik yapmayı içinden geçirir de onu yapmazsa, Allah Teala bunu kendi katında tam bir iyilik olarak yazar. Şayet o iyiliği yapmaya niyet eder ve yaparsa, Allah Teala onu kendi katında on iyilikten yedi yüz kata ve daha fazla katlara kadar sevap olarak yazar. Her kim de bir kötülük yapmayı içinden geçirir de onu yapmazsa, Allah Teala bunu kendi katında tam bir iyilik olarak yazar. Eğer o kötülüğü içinden geçirir ve yaparsa, Allah onu sadece bir tek kötülük olarak yazar. 2

Bu rivayetlerden anlaşıldığı üzere, insanın kalbinden geçen kötü düşünceler fiile dönüşmedikçe günah olarak yazılmaz. Hatta o düşünce Allah korkusuyla terk edilirse sevap dahi kazanılır. Aynı şekilde, yapılması düşünülen bir iyilik fiile dönüşmese bile niyet sebebiyle sevap yazılır; amel edilirse bu sevap kat kat artar. Bediüzzaman Hazretleri de bu konuda şöyle buyurmaktadır:

Tahayyül-ü küfür, küfür olmadığı gibi; tahayyül-ü şetim dahi şetim değildir. Zira mantıkça tahayyül, hüküm değildir. Şetim ise hükümdür.3

Demek ki kötü bir şeyi yalnızca kalben veya aklen tasavvur etmek, o düşünce fiile dökülmedikçe insanı amel bakımından mesul kılmaz. Bununla beraber, kalpte yerleşen ve kalbi ifsat eden kibir, haset ve riya gibi manevi hastalıklar bu hükmün dışında mütalaa edilmelidir. Zira bunlar sadece gelip geçen birer hayal değil, kalpte yerleştiğinde imana, ihlasa ve amellerin sevabına zarar verebilen menfi hallerdir. Bu sebeple bu gibi duygular hafife alınmamalı; kalbin ıslahı, ihlasın muhafazası ve nefsin tezkiyesi için ciddi bir mücahede gösterilmelidir.

Kalplerin Amellerinden Dolayı Sorgulamanın Söz Konusu Olduğunu Gösteren Hadis-i Şerifler

Sorudaki “kalplerin amellerinden dolayı sorgulamanın söz konusu olduğuna delil teşkil eden hadis-i şerifler” ifadesiyle, insanın kalbinde yerleşen hallerden ve kalben verdiği kararlardan dolayı sorumlu tutulacağını gösteren hadisler kastedilmektedir. Bunlardan bazıları şunlardır:

1. Kibir ve Büyüklük Taslama ile İlgili Hadis-i Şerifler

Abdullah b. Mes'ud (r.a.) şöyle rivayet etmektedir:

Kalbinde zerre (veya hardal tanesi) miktarı kibir bulunan kimse cennete giremez. 4

Abdullah b. Ömer (r.a.) şöyle rivayet etmektedir:

Kişi kendini büyük görür ve kibirle yürürse, kıyamet günü Allah'ın huzuruna O'nun gazabına uğramış olarak çıkar. 5

Ebu Hüreyre (r.a.) şöyle rivayet etmektedir:

Büyüklük (kibriya) benim rıdam, azamet ise izarımdır. Kim bu iki sıfattan birinde benimle çekişmeye kalkışırsa, onu cehenneme atarım. 6

Abdullah b. Ömer (r.a.) şöyle rivayet etmektedir:

Kim giydiği elbisesini kibirlenerek yerde sürüklerse, kıyamet gününde Allah o kimseye bakmaz. 7

2. Riya (Gösteriş) ve İhlas ile İlgili Hadis-i Şerifler

Cündüb b. Abdullah (r.a.) şöyle rivayet etmektedir:

Her kim (ibadetini) işittirirse Allah onun niyetini işittirir; kim de riyakarlık ederse Allah onun riyakarlığının cezasını verir. 8

Ebu Hüreyre (r.a.) şöyle rivayet etmektedir:

Kıyamet gününde insanlar arasında haklarında ilk hüküm verilecek üç kişi şunlardır: Kahraman denilsin diye savaşan kişi, alim ve Kur’an okuyucusu denilsin diye okuyan kişi, cömert denilsin diye mal infak eden kişi...9

3. Haset (Çekememezlik) ile İlgili Hadis-i Şerif

Ebu Hüreyre (r.a.) şöyle rivayet etmektedir:

Hasetten sakının! Çünkü haset, ateşin odunu yiyip tükettiği gibi iyilikleri yer bitirir. 10

4. Günaha Kalben Azmetmekle İlgili Hadis-i Şerif

Kalpteki kesin kararın sorumluluk doğurduğunu en açık şekilde gösteren hadislerden biri de şudur:

"İki Müslüman kılıçlarıyla karşılaştıkları zaman, öldüren de öldürülen de ateştedir.” “Ey Allah’ın Resulü! Bu öldüren; peki öldürülenin suçu ne?” denildi. Buyurdu ki: "Çünkü o da arkadaşını öldürmeye hırslı idi."11

Bu hadiste öldürülen kişi, fiilen kimseyi öldürmediği halde, kalbindeki kesin kararı ve hırsı sebebiyle sorumlu tutulmuştur.

Kadı Ebu Bekir (rh) Kimdir?

Kadı Ebu Bekir el-Bakıllani, İslam düşünce tarihinde Ehl-i Sünnet’in Eş’ari kelam ekolünü sistemleştirip kurumsallaştıran, fıkıhta ise Maliki mezhebinin en büyük otoritelerinden biri kabul edilen büyük bir İslam alimidir. Hem bilgi teorisi, atomculuk ve Kur’an’ın mucizeliği (İ’cazü’l-Kur’an) üzerine yazdığı kurucu eserleriyle hem de Bizans sarayında İslam’ı başarıyla temsil eden diplomatik dehası ve hazırcevaplığıyla tanınır. İslam ilim geleneğinde unvansız olarak sadece “el-Kadı” denildiğinde akla gelen ilk isim olan Bakıllani, aklı vahyin hizmetine sunarak çağının inanç sapmalarına karşı Sünni itikadı sarsılmaz bir metodolojiye kavuşturmuştur.

Kadı Ebu Bekir’in (rh) Bu Meseledeki Görüşü

Kadı Ebu Bekir el-Bakıllani, kalpten geçen düşünceleri iki kısma ayırır:

Hemm: Kalpte yerleşmeden, bir karara dönüşmeden gelip geçen düşüncelerdir.

Azm: Kişinin bir günahı işlemeye kalben kesin olarak karar vermesi ve nefsini o günaha hazırlamasıdır.

Ona göre “Allah, ümmetimin gönlünden geçirdiklerini bağışlamıştır” manasındaki hadisler birinci kısımla, yani gelip geçen düşüncelerle ilgilidir. Fakat bir kimse bir günahı işlemeye kalben azmeder ve nefsini ona hazırlarsa, o günahı fiilen işlemese bile bu kararı ve azmi sebebiyle günahkar olur.12

Kadı İyaz, seleften ve fakih ve muhaddislerden alimlerin çoğunluğunun, kalplerin amellerinden dolayı sorgulamanın söz konusu olduğunu gösteren hadislere dayanarak Kadı Ebu Bekir’in bu görüşünü benimsediğini belirtir. Ancak bu alimlere göre burada yazılan günah, işlenmesi düşünülen günahın kendisi değil, o günaha azmetmenin günahıdır. Kişi o günahı Allah korkusuyla terk ederse, bu terk ona bir sevap olarak yazılır; fiilen işlerse, ayrıca o günah da yazılır. İmam Nevevi de bu görüşü isabetli bulmuş ve kalpte yerleşen kesin kararın sorumluluk doğurduğuna delil olarak şu ayeti zikretmiştir:

İman edenler arasında hayasızlığın yayılmasını arzu edenler için dünyada da ahirette de elem verici bir azap vardır...13

Netice olarak, kalpten gelip geçen düşüncelerden dolayı insan sorumlu tutulmaz. Fakat kibir, haset ve riya gibi kalpte yerleşen haller ile bir günahı işlemeye kalben verilen kesin karar, kişiyi sorumlu kılar. Yukarıda zikredilen hadisler de Kadı Ebu Bekir’in bu görüşünün delilleri arasındadır.

Kaynakçalar
  1. Buhari, Eyman ve’n-Nüzur, 15; Müslim, İman, 201

  2. Buhari, Rikak, 31

  3. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 98.

  4. Müslim, İman, 149

  5. Hakim, İman, 205

  6. Müslim, Birr ve Sıla, 2620

  7. Buhari, Libas, 5784

  8. Buhari, Rikak, 6499

  9. Müslim, İmare, 1905

  10. Ebu Davud, Edeb, 4903

  11. Buhari, İman, 22.

  12. Nevevi, el-Minhac Şerhu Sahihi Müslim, Kitabü’l-İman, “İza hemme’l-abdü bi-hasenetin kütibet ve iza hemme bi-seyyietin lem tüktеb” babı.

  13. Nur, 24/19.

Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız