Bağış Yap

RİSALE-İ NUR

12.10.2026

Bediüzzaman Hazretleri’ne Göre Risale-i Nur Anarşizmi Nasıl Önlemiştir?

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

Emirdağ Lâhikası’nın 3. cildinin 331-332. sayfalarında yer alan, “Maddî mânevî bir sual münasebetiyle garib bir ihtar” başlığıyla başlayan mektubu baştan sona detaylı bir şekilde izah edebilir misiniz hocalarım? Bu mektup çok dikkatimi çekti; ancak bazı noktalarını tam olarak anlayamadım. Mektubun tamamını, üzerinde durulan meseleleri ve verilmek istenen mesajları açıklayarak izah ederseniz çok memnun olurum.

12.10.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlgili yer Risale-i Nur’da şöyle geçmektedir:

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا یُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ
اَلسَّلَامُ عَلَیْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

Maddî ma‘nevî bir suâl münâsebetiyle garîp bir ihtâr.
Şöyle ki, denildi: Sen müdâfaâtında demişsin, "Müslümanlar dînî terbiyesini terketse anarşi olur. Başka ecnebî milletler gibi [komunist veya sosyalist gibi] bir kayıt altında kalamaz. Ve anarşileri idare etmek, yalnız istibdâd-ı mutlak ve rüşvet-i mutlaka ile olabilir, başka çâre olamaz." Hem müdâfaâtta demişsin: "Risâle-i Nûr, küfr-ü mutlakı kırdığı için, küfr-ü mutlakın üstü olan istibdâd-ı mutlak ve altı olan anarşiliği def‘eder. kaldırır." Acaba bir misâl gösterebilir misin? Ben de dedim:
Mahrem ve kısaca bir cevâb şudur ki: Hakîkî anarşilik değil, belki bir tevehhümle bir mikdâr lâdînî terbiyesi altında kalan bu vatandaki dîndâr millete anarşilik gelmiş. Veya gelmesi ihtimâline binâen, umûmî ve küllî, acîb bir rüşvet-i mutlaka nev‘inden me’mûrlara maaşı kadar bir ilâve ve çiftçilerden şimdi çok maslahatlı ve merhametli olan öşür vergisini kaldırıp para ile buğdayı onlardan satın almak gibi dâhilî, hâricî cereyânlar, anarşilik damarından istifâde etmemek için çok garîp maddî ma‘nevî, cüz’î küllî rüşvetler göründüğü çok zamandan beri hayât-ı ictimâiyeye bakmadığım için bilemediğim ve istemediğim hâlde, birden köylülerden işittim.
Yine bu münâsebetle ma‘nen denildi ki: Nûrcular gāyet büyük bir kuvvettir. Ne için onlara da hakk-ı sükût olarak tamam serbestiyet vermekle ma‘nevî bir rüşvet verilmiyor? Ben de dedim: Risâle-i Nûr’un tamâmen ehemmiyetini takdîr ve kıymetini tam tasdîk ettikleri hâlde, intişârına meydan vermemesiyle, hâriçten gelen dehşetli dinsizlik cereyânına güyâ Risâle-i Nûr’u neşrettirmemekle sûrî, dinsizcesine, lüzûmsuz, fâidesiz bir rüşvet veriyorlar gibidir. Tâ o hâricî ve hücûm etmek isteyenler hücûm etmesinler. Hâlbuki Risâle-i Nûr, dâhilde kuvvetli ma‘nevî fütûhâtı ile anarşiliğe meydan vermediği gibi, hâriçten gelen ve içimizde anarşiliği yetiştirmeye çalışan, şimâlden gelen dehşetli dinsizlik cereyânına karşı sedd-i Zülkarneyn gibi bir sedd-i Kur’ânî’dir.
Bu vatandaki milliyetperver ve vatanperver ve ehl-i hamiyet, siyâsetçe, hayât-ı ictimâiyece ve kendi menfaatlerince Risâle-i Nûr’un neşrine mecbûr olduklarını iddiâ ederiz. Ve nûrları îmân için okuyan veya resmen tedkîk eden binler şâhid, bu da‘vâyı tasdîk ederler. Eğer bu yirmi senede perde altında Risâle-i Nûr, Kur’ân’ın mu‘cize-i ma‘neviyesiyle yüz binler îmân-ı tahkîkî sâhiblerini yetiştirmese idi, bu mübârek vatan ve millet pek dehşetli fırtınalara tutulacaktı. Ve tutulmadığına bir sebeb de Risâle-i Nûr olduğuna [Sûre-i ve’l-Asr] işâret ediyor.
Kardeşiniz Saîdü’n-Nûrsî1

Bediüzzaman Hazretleri daha önce yaptığı savunmalarında şunlara yer vermiştir:

Başka dinlere bağlı olan kişiler, o dinleri bıraktıkları zaman, sosyalizm veya komünizm gibi sistemlere bağlanabilirler. Fakat İslamiyet ise böyle değildir. İslamiyet’i bırakan kişiler, hiç bir kuralın tanınmadığı ve tamamen kargaşaya sebebiyet veren anarşizme kayarlar. Artık daha başka hiç bir sisteme bağlanmaları mümkün olmaz. Bu tarzdaki insanların idare edilebilmesi için de ancak iki yol vardır. Ya tam bir baskı sistemi ile bu anarşistleri kontrol altında tutmak ya da ne isterlerse yerine getirerek o anarşistlerin topluma zarar vermelerini önlemektir.

İnançsızlık sonucunda iki temel fikir akımı ortaya çıkar. Birincisi, Lenin dönemindeki Marksist Komünist Rusya gibi aşırı baskı rejimleridir. Diğeri ise hiç bir kural tanımayan anarşizmdir. Risale-i Nur ise, inançsızlığı tamamen ortadan kaldırdığı için, toplumu bu iki zararlı sistemden de kurtarmış olur.

Bediüzzaman Hazretlerinden, bu anlattıklarına örnekler vermesi istendiğinde ise şunları kaydetmiştir:

Ülkemizde, tam bir anarşizme geçilmese de, İslamiyet’in yasaklanmasıyla birlikte anarşizme yakın bir durum ortaya çıkmıştır. Bu “kural tanımama” durumunda insanların rejime karşı gelmemeleri için, memurlara çift maaş veya çiftçilerden öşür vergisinin kaldırılıp ürünlerin bizzat devlet tarafından satın alınması gibi rüşvetler verilmiştir. Adeta bu verilen rüşvetlerle, halkın, dinsizlik sebebiyle taşkınlık yapmaması sağlanmıştır.

Bu durum aslında şunu ispatlamaktadır. İslamî yaşantıyı yasaklayan o dönemin dinsiz idarecileri dahi biliyorlardı ki, bu millet dinden uzaklaşınca anarşizme kayarak kargaşa çıkaracak. Bunu bildikleri için çift maaş gibi uygulamalarla halkın dizginin ellerinde tutmaya çalışmışlardır.

Ardından Bediüzzaman Hazretlerine şöyle bir soru yöneltilir: Madem ki dinden uzaklaşan bir yönetim, halkı kontrol altında tutmak için bu tarzda rüşvetler vermek zorunda kalıyor. O halde neden Nurculara da manevi bir rüşvet vermek anlamında Risale-i Nur tamamen serbest bırakılmıyor?

Bu soruya cevap olarak Bediüzzaman Hazretleri günümüz Türkçesiyle şöyle der:

Aslında burada da bir rüşvet söz konusudur. Çünkü dışarıdan gelen bazı fikir akımları, ülkemizde de tam bir Marksist Leninist Komünizmin uygulanmasını istemektedir. Fakat dönemin yöneticileri, dışarıdan gelen bu baskılara karşı, “Bakın biz Risale-i Nur’u yasaklıyoruz. Ülkede dinî bir yaşantıya izin vermiyoruz.” diyerek adeta o baskıları kuran dış güçlere karşı hoş görünmeye çalışmışlardır. “Risale-i Nur’u yasaklamak”, o güçlere karşı bir rüşvet olarak verilmiştir yani. Böylelikle dönemin yöneticileri, bir yandan İslamî yaşantıyı yasaklarken diğer yandan da kendi kontrollerinde olmayan bir komünizmin ülkeye girmesini istememişlerdir. Kendilerinin tek hakim oldukları, kendi isteklerine göre bir yönetim sistemi kurmuşlardır.

Ama aslında o yöneticilerin unuttukları bir nokta vardır. Bu ülkeyi komünizm ve anarşizm gibi etkilerden asıl koruyan ve kurtaran unsur Risale-i Nur’dur. Ondan başka çözüm yolu bulmaya gerek yoktur. (Bediüzzaman Hazretlerinin bu mektubu yazdığı zaman itibariyle) yirmi senedir Risale-i Nur halka iman hakikatlerini ulaştırmasaydı, oluşan dinsizlik sebebiyle ülkemizde çok büyük bir anarşizm ve dehşetli kargaşalar oluşacaktı. Risale-i Nur’un, oluşacak bu kargaşaların önüne geçtiğine Asr Suresi işaret etmektedir.

Bu mesele Sikke-i Tasdik-i Gaybi eserinde şöyle geçmektedir:

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
KARADAĞ’IN BİR MEYVESİ
Azîz kardeşlerim,
Bu def‘a mektûb yerinde bu meyveyi gönderiyoruz.
Bir âyetin ma‘nâ-yı işârîsinin külliyetinden bir ferdi, hürriyetten bu âna kadardır.
1358 Teşrîn-i Sânî, otuzuncu günü Karadağ başına çıkıyordum. İnsanların, hususan müslümanların bu teselsül eden helâketleri ve hasâretleri ne vakitten başladı, ne vakte kadar devam edecek? hâtıra geldi. Birden her müşkilimi halleden Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân, Sûre-i ve’l-Asr’ı karşıma çıkardı. "Bak!" dedi. Baktım. Her asra hitâb ettiği gibi, bu asrımıza da daha ziyâde bakan〚 وَالْعَصْرِ٭ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَفٖی خُسْرٍ〛 âyetindeki〚 اِنَّ الْاِنْسَانَ لَفٖی خُسْرٍ〛 makam-ı cifrîsi bin üç yüz yirmi dört edip, hürriyet inkılâbıyla başlayan tebeddül-ü saltanat ve Balkan ve İtalya harbleri ve Birinci Harb-i Umûmî mağlûbiyetleri ve muâhedeleri ve şeâir-i İslâmiyenin sarsılmaları ve bu memleketin zelzeleleri ve yangınları ve İkinci Harb-i Umûmî'nin zemîn yüzünde fırtınaları gibi semâvî ve arzî musîbetlerle ve hasâret-i insaniye ile,〚 اِنَّ الْاِنْسَانَ لَفٖی خُسْرٍ〛 âyetinin bu asra dahi bir hakîkatini, maddeten aynı târîhiyle gösterip bir lem‘a-i i‘câzını gösteriyor.
〚 اِلَّا الَّذٖینَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ〛 ise, makam-ı cifrîsi [âhirdeki (ت) (ە) sayılır, şedde sayılmaz.] bin üç yüz elli sekiz olan bu senenin ve gelecek senenin aynı târîhini göstermekle, o hasâretlerden, bâhusûs ma‘nevî hasâretlerden kurtulmanın çâre-i yegânesi, îmân ve a‘mâl-i sâliha olduğu gibi; ve mefhûm-u muhâlifiyle o hasârâtın da sebeb-i yegânesi, küfür ve küfrân ve şükürsüzlük olduğunu, yani îmânsızlık ve fısk ve sefâhet olduğunu gösterdi. Sûre-i ve’l-Asr’ın azamet ve kudsiyetini ve kısalığıyla beraber gāyet geniş ve uzun hakāikin hazînesi olduğunu tasdîk ederek Cenâb-ı Hakk’a şükrettik.
Evet, âlem-i İslâm’ın, bu asrın hasâreti olan bu dehşetli İkinci Harb-i Umûmî'den kurtulmasının sebebi, Kur’ân’dan gelen îmân ve a‘mâl-i sâliha olduğu gibi; fakîrlere gelen acı açlık ve kahtın sebebi, orucun tatlı acılığını çekmedikleridir. Ve zenginlere gelen hasârât ve zâyiâtın sebebi de, zekât yerinde ihtikâr etmeleridir. Ve Anadolu’nun bir meydân-ı harb olmamasının sebebi,〚 اِلَّا الَّذٖینَ اٰمَنُوا〛 kelime-i kudsiyesinin hakîkatini fevkalâde bir sûrette yüz binler insanların
kalblerine tahkîkî bir tarzda îmân dersi veren Risâle-i Nûr olduğunu, pek çok emârelerle ve şâkirdlerinden binler ehl-i hakîkat ve dikkatin kanâatleriyle isbat eder.
Ezcümle, bu emârelerden biri, Risâle-i Nûr’a sıkıntı veren veyâhûd hizmetinden çekilen pek çok adamların tokat yemeleri gibi; bu sene, bu memleketin etrafında umûmî bir tarzda Risâle-i Nûr’un intişârına sıkıntı verip şimdiki bir nevi‘ tevakkuf devresi vermenin hatâsı, şimdiki umûmî sıkıntının bir sebebi olduğunu göstermesidir.
Saîdü’n-Nûrsî2

Bu mektupta özetle şunlar anlatılmaktadır:

Asr Suresindeki “Şüphesiz ki insan gerçekten hüsrandadır.”3 ayetinin ebced ve cifri, miladi 1908 senesine bakarak, 2. Meşrutiyet’in ilanı ile başlayan ve sonrasında Sultan Abdülhamid Han’ın tahttan indirilmesi, Trablusgarp ve Balkan savaşlarının kaybedilmesi, Birinci Dünya Savaşı'nın kaybedilmesi ile devam eden sıkıntılı dönemlere işaret edilmektedir.

Ardından gelen “Ancak iman edip salih amel işleyenler müstesna”4 ayetinin ebced ve cifri ise 1942 senesine bakarak, ülkemizin İkinci Dünya Savaşına katılmayarak büyük bir yıkımdan kurtulmasına işaret etmektedir.

Yani Bediüzzaman Hazretlerinin bu sureden çıkarımı şudur ki, iman ve salih amelden uzaklaşıldığında memleketimiz büyük felaketlere maruz kalırken, Risale-i Nur vasıtasıyla iman ve salih amel tekrar hayata geçtiğinde memleketimiz bütün dünyayı kasıp kavuran savaşlardan dahi korunmuştur.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2020, c. 3, s.331-332.

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 43.

  3. Asr, 103/2.

  4. Asr, 103/3.

Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız