Aile-Hanımlar

04.05.2015

10009

Anne-Babayı Hoşnud Etmenin Yolu

Bediüzzaman Hazretlerinin Lemalar eserinde, "İnsaniyeti sükût etmemiş ve canavara inkılâb etmemiş herbir veledin farz olan bir vazîfesi de, o muhterem, sadık, fedakâr dostlara, hâlisine hürmet ve samimane hizmet ve rızâlarını tahsil ve kalplerini hoşnud etmektir." deniliyor. Bunu başarmanın formülü var mı?

04.05.2015 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Bediüzzaman Hazretleri şöyle söylemektedir:

Çünki onlar, hayatlarını kemâl-i lezzetle evlâdlarının hayatı için fedâ ediyorlar, sarf ediyorlar. Öyle ise; insaniyeti sükût etmemiş ve canavara inkılâb etmemiş herbir veledin farz olan bir vazîfesi de, o muhterem, sadık, fedakâr dostlara, hâlisine hürmet ve samimane hizmet ve rızâlarını tahsil ve kalplerini hoşnud etmektir.1

Bediüzzaman Hazretlerinin "Çünki onlar, hayatlarını kemâl-i lezzetle evlâdlarının hayatı için fedâ ediyorlar, sarf ediyorlar" şeklindeki ifadesi, anne ve babanın fedakârlığını sadece bir görev değil, onların yaratılışından gelen bir şefkat kaynağı olarak tanımlar. Anne babalar, kendi dinlenme, hobileri ve kişisel hedefleri gibi tüm zaman ve enerjilerini, yani hayatlarını, bizim daha iyi bir eğitim almamız, sağlıklı olmamız ve başarılı bir geleceğe sahip olmamız için harcarlar. Örneğin, kendi ihtiyaçlarını erteleyip, bize imkân sunmaları veya uykusuz kalarak yanımızda olmaları, bu hayatlarını sarf etmenin somut örnekleridir.

Cümlenin en önemli kısmı olan "kemâl-i lezzetle" ifadesi ise, bu fedakârlıkların zorla yapılmadığını, aksine, Allah'ın onlara bahşettiği sınırsız şefkat sayesinde, bizim başarımızdan ve mutluluğumuzdan kendi kişisel zevklerinden alacaklarından çok daha büyük bir manevi haz aldıklarını anlatır.

Sonuç olarak, anne babamızın bize karşılıksız sunduğu bu lezzetli fedakârlığa karşılık olarak, evlat olarak bizim onlara hürmet, hizmet ve rıza göstermemiz, en temel ve farz olan vefa borcumuzdur. Bu farz olan vazifeyi başarmanın yolu, temelde "hürmet," "hizmet" ve "rızalarını tahsil" üçgenini doğru anlamaktan ve uygulamaktan geçer.

Hürmet: Anne ve babayı sadece yaşları veya pozisyonları için değil, Allah'ın emrettiği saygı makamında oldukları için baş tacı etmek. Onlarla konuşurken sesi yükseltmemek, sözlerini kesmemek, otururken veya yürürken öne geçmemek. Onların varlığını bir lütuf olarak görmek.

Hizmet: Maddi ve manevi ihtiyaçlarını gönülden, bıkkınlık göstermeden karşılamak. Yaşlandıklarında onların zorlandığı her işi severek yapmak (alışveriş, temizlik, sağlık takibi vs.) Özellikle acizlik anlarında yanlarında olmak.

Rızayı Tahsil: Gönüllerini Hoşnut Etmektir. Hürmet ve hizmetin sonucunda onların kalben tatmin olmasını sağlamak. Onları endişeye sevk edecek davranışlardan kaçınmak, hayırlı bir evlat olarak örnek olmak ve en önemlisi dualarını almaktır. Bu konu hakkında başka bir eserinde Bediüzzaman Hazretleri şöyle der:

Hem peder ve valideyi şefkat ile techîz eden ve seni onların mer­hametli elleriyle terbiye ettiren hikmet ve rahmet hesabına onlara hürmet ve muhabbet, Cenâb-ı Hakk’ın muhabbetine âittir. O mu­habbet ve hürmet ve şefkat, lillah için olduğuna alâmeti şudur ki, onlar ihtiyâr oldukları ve sana hiçbir fâideleri kalmadığı ve seni zahmet ve meşakkate attıkları zaman, daha ziyade muhabbet ve hürmet ve şefkat etmektir. اِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ اَحَدُهُمَٓا اَوْ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُلْ لَهُمَٓا اُفٍّ ayeti beş mertebe hürmet ve şefkate evlâdı da‘vet etmesi, Kur’ân’ın nazarında vâlideynin(anne-babanın) hukukları ne kadar ehemmiyetli ve ukukları (anne-babaya asi olmak) ne derece çirkin olduğunu gösterir. Madem peder kimseyi değil, yalnız veledinin kendinden daha ziyâde iyi olmasını ister. Ona mukabil veled dahi pedere karşı hak dava edemez. Demek vâlideyn ve veled ortasında fıtraten sebeb-i münâkaşa yok. Zîrâ münâkaşa ya gıbta ve hasedden gelir. Pederde oğluna karşı o yok. Veya münâkaşa haksızlıktan gelir. Veledin hakkı yoktur ki, pederine karşı hak da‘vâ etsin. Pederini haksız görse de, ona isyan edemez. Demek pederine isyan eden ve onu rencide eden, insan bozması bir canavardır.2

Anne ve babamıza duyduğumuz saygı, sevgi ve şefkat aslında onlara bu iyiliği veren, Allah'a olan sevgimizin bir yansımasıdır. Bu sevginin tamamen karşılıksız ve samimi olduğunu anlamamızın yolu ise, onlar yaşlanıp bize hiçbir faydaları kalmadığında, hatta yaşlandıklarında, bize zorluk çıkardıklarında bile onlara daha çok sahip çıkmak ve daha çok saygı göstermektir. Kuran-ı Kerim'deki "onlara sakın 'öf' bile deme" emri, anne ve babanın haklarının ne kadar önemli olduğunu, onlara karşı gelmenin ve isyan etmenin ne kadar kötü bir davranış olduğunu açıkça gösterir.

Zaten bir baba, çocuğunun kendisinden daha iyi olmasını ister, ona karşı kıskançlık beslemez. Çocuğun da yaratılış gereği anne babasından hesap sorma veya onlarla tartışma hakkı yoktur. Bu yüzden, aslında aile içinde kavga etmeyi gerektirecek doğal bir sebep yoktur. Dolayısıyla, anne babasına isyan eden ve onları üzen kişi, maalesef insanlığını kaybetmiş canavarlaşmış kötü birine benzetilir. Kur'anı Kerim'de anne ve babaya nasıl davranmamız gerektiği hakkında Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

Ve Rabbin, kendisinden başkasına ibâdet etmemenizi ve ana-babaya iyilik etmeyi emretti. Eğer onlardan biri veya her ikisi, senin yanında ihtiyarlığa erişirse, sakın onlara “öf!” bile deme! Onları azarlama ve onlara güzel söz söyle! Hem onlara merhamet(in)den alçak gönüllülük kanadını indir ve de ki: “Rabbim! (Onlar) beni küçük iken nasıl (merhamet edip) yetiştirdilerse, (sen de) onlara (öyle) merhamet eyle!”3

Anne babaya iyilik yapmak hususunda İsra suresinde geçen bu ayetin detaylı izahı aşağıdadır:

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 282

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 308

  3. İsra 15/23, 24


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız