Aile-Hanımlar

26.03.2010

5374

Anne-Baba Hakkına Dair Ayetin İzahı

Ayette, “...Eğer onlardan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlığa erişirse, sakın onlara ‘öf!’ bile deme! Onları azarlama ve onlara güzel söz söyle!” (İsrâ, 23) diye emrediliyor.
1- Bu ayetteki “öf bile deme” emri ihtiyarlığa mı bağlıdır?
2- Bediüzzaman Hazretleri bu ayeti izah ederken ana babanın rızalarını kazanmanın farz bir vazife olduğunu söylüyor. Razı olmuyorlarsa ne olacak?
3- Ayette ana babadan bahsedilirken Üstad, “Amca ile hala baba hükmündedir, dayı ile teyze ana hükmündedir” hükmünü neye binaen söylüyor?


31.03.2010 tarihinde cevaplandı.

Cevap

1) Bu ayetteki “Öf bile deme” emri ihtiyarlığa mı bağlıdır?

Müfessirler ve hadis şerhleri, yasağın bilhassa bu döneme tahsis edilmesinin hikmetlerini şöyle izah etmişlerdir:

Güçsüzlük ve Çocuklaşma Hâli: Yaşlılık, ebeveynin tıpkı çocukluk günlerinde olduğu gibi idraklerinin zayıfladığı, anlayışlarının azaldığı ve âdeta "büsbütün çocuklaştıkları" bir devredir. Bu yaşlarda, evladın hoşuna gitmeyecek hareketler yapabilir, yersiz veya garip sözler söyleyebilirler. Ayet, evladın, anne babasının çocukluk günlerinde kendisine gösterdiği anlayışın ve şefkatin benzerini onlara göstermesini emretmektedir.

Hizmetten Usanma İfadesinin Yasaklanması: "Öf" , usanmışlık, bıkkınlık, nefret ve öfke anında kullanılan en hafif sözdür. Ayet, evladın, ebeveyninin gençliğinde ve yaşlılığında getirdiği zahmetler karşısında sabırsızlık göstererek, "bıktım, usandım" anlamına gelebilecek en ufak bir ifadeyi dahi kullanmasını yasaklar. Bu dönemde hizmetten yorulmanın alâmeti olarak ortaya çıkan "öf" sözü, zamanla hizmetten kaçmanın başlangıcı ve ebeveynin perişaniyetine sebep olabilir ki, bu büyük bir günahtır.

Vefa Borcu ve Tevazu: Ebeveynlere karşı gösterilmesi gereken anlayış ve hürmet, onların özellikle yaşlılık dönemlerinde daha da önem kazanır. Onlar yaşlandıkça, hoşumuza gitmeyecek veya yersiz bulacağımız hareketler yapabilir, garip sözler söyleyebilirler, ancak bu durumda onları asla azarlamamak ve gönüllerini kırmamak esastır. Zira biz de çocukluk günlerimizde hoşa gitmeyen işler yaptığımızda annemiz ve babamız bize nasıl anlayış gösterdilerse, şimdi biz de onlara aynı şekilde sabır, şefkat ve merhamet göstermeliyiz. Bu vefa borcunun temelinde, onların bizi küçüklüğümüzde şefkatle büyütmek için yaptıkları büyük fedakârlıklar yatmaktadır. Taşıma, emzirme ve büyütme gibi fedakârlıklar, her yaşta onlara hürmet etmeyi mecbur kılar. Dolayısıyla, onlara sadece dünyevi bakım sağlamakla kalmamalı, aynı zamanda Cenâb-ı Hakk’a dua ederek, “Rabbim, küçüklüğümde onlar beni nasıl şefkatle büyüttülerse, sen de onlara öyle merhamet et,” diye dua etmeliyiz. Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmaktadır:

  • Ebû Abdurrahman Abdullah İbni Mes`ûd(ra) şöyle dedi:

    Peygamber Efendimiz (sav) sordum.

    - Allah’ın en çok beğendiği amel hangisidir? diye sordum.

    - “Vaktinde kılınan namazdır” diye cevap verdi.

    - Sonra hangi ibadet gelir? dedim.

    - “Ana ve babaya iyilik ve itaat etmek” buyurdu.

    - Daha sonra hangisi gelir? diye sordum.

    - “Allah yolunda cihâd etmek” buyurdu. 1 

    2) Üstad Bediüzzaman bu ayeti izah ederken ana babanın rızâlarını kazanmanın farz bir vazife olduğunu söylüyor. Razı olmuyorlarsa ne olacak?

    Eğer anne ve baba, dinin ve adaletin sınırları içinde kalınarak kendilerine gösterilen hürmete, şefkate ve hizmete rağmen rızalarını vermiyorlarsa, evladın yapacağı şey hizmeti ve hürmeti azaltmak değil, tam tersine artırmaktır. Evlat, merhametle tevazu kanatlarını germeli, Allah’a sığınmalı ve "Rabbim! Onlar beni küçüklüğümde nasıl koruyarak büyüttülerse, şimdi sen de onlara öyle merhamet et, de!” diyerek dua ve niyazda bulunmalıdır. Zira evlatlık vazifesi, mecbur olunduğu için yapılan bir görevdir. Evlada düşen ancak vazifesini en iyi şekilde yapmaktır. Bediüzzaman Hazretlerinin kastettiği de esasen rızalarını kazanmaya çalışmak demektir. Eğer evlat bütün bunlara rağmen anne ve babasının rızasını alamıyor ya da bunu belli etmediklerini görüyorsa, sabretmek ve bu hizmetin karşılığını yani ecrini Allah’tan beklemek gerekir. Bu görevi en iyi şekilde yapan elbette Allah'ın hoşnutluğunu kazanacaktır. Evladın kalbindeki iyi niyet, yani ihlâsı, Allah'ın rahmetinin kapısını ona açacak en büyük vesiledir. Bu konuyu meşhur atasözümüz ne kadar güzel izah eder:

    İyilik yap, denize at, balık bilmezse, Hâlık bilir.

    3) Ayette anne ve babadan bahsedilirken Bediüzzaman Hazretleri , “amca ile hala baba hükmündedir, Dayı ile teyze ana hükmündedir” hükmünü neye binaen söylüyor?

    Bununla ilgili birçok hadis var. Peygamber Efendimiz (sav) bir hadiste şöyle buyurmuştur:

    Teyze anne sayılır. 2 

    Bediüzzaman Hazretleri, bu kıyas yoluyla, tıpkı ana babaya hürmet etmeyen çocukların ileride kendi evlatlarından hürmet görmeyeceği gibi, mübarek ihtiyarların (hala, amca, dayı, teyze) vücutlarını istiskal edip ölümlerini arzu etmenin vicdansızlık ve alçaklık olduğunu beyan ederek, onlarada gösterilecek hürmetin farz bir vazife olduğunu belirtmiştir.

    Ayrıca Bakınız:

    Anne ve Babaya Olan Sevginin Allah Namına Olduğunun Göstergesi

    Anne ve Babaya İtaatsizliğin Cezası

  1.  Buhârî, Mevâkît 5

  2. Tirmizî, Birr 6


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız