Öncelikle ilk soruya cevap verecek olursak;
Allah'ın zatı, insan aklının mahiyetini kavrayabileceği bir alan değildir. Çünkü sınırlı olan insan aklı, sonsuz ve ezeli olan Allah’ın zatını kuşatamaz. Nitekim Kur’an'da şöyle buyrulmaktadır:
Gözler O'nu idrâk edemez; fakat O, gözleri idrâk eder. Çünki O, Latîf (bütün incelikleri bilen ve nüfûz eden)dir, Habîr (herşeyden haberdâr olan)dır.1
Allah’ın zatının idrak edilemeyeceği bu ayetle bildirilmiştir. Temelde Allah bize kendisini, zatının mahiyetini açıklayarak değil, isimleri, sıfatları ve fiilleriyle tanıtmış, zatına dair ise ancak bilmemiz gereken kadar bilgi vermiştir.
Bu sebeple müminin üzerinde yoğunlaşması gereken husus, Allah’ın zatının nasıl olduğu değildir. O’nun sonsuz ilim, kudret, irade, rahmet, hikmet ve diğer kemâl sıfatlarını tefekkür etmektir. Kâinattaki sanat, düzen ve hikmeti düşünerek Allah’ın isim ve sıfatlarını tanımaya çalışmak, Kur’ân’ın teşvik ettiği tefekkürdür. Buna karşılık, Allah’ın zatının mahiyetini hayal etmeye veya akılla tasavvur etmeye çalışmak doğru değildir. Çünkü bu, insanın ulaşamayacağı bir alana girmesi anlamına gelir. Mümin için en doğru yol, Allah’ı O’nun bildirdiği şekilde tanımaya çalışmak ve isim ile sıfatlarının kâinattaki tecellilerini tefekkür etmektir.
İkinci sorunun cevabı için lütfen bakınız:
Arş'a İstiva, Yed, Vech, Ayn Gibi Haberi Sıfatlar Nasıl Anlaşılmalıdır? Allah Gökte Midir?
Üçüncü sorunun cevabı için lütfen bakınız:
Elest Bezmi'nde/ Kalu Bela'da Allah'a Verilen Sözün Hatırlanmaması
En‘âm 6/103

