Soru

Ali İmran 77. Ayet

Ali İmran 77. Ayetinde deniliyor ya, söz ve yemin verip bozanlar temize çıkmayacak diye. Şimdi ben bu ayeti bilmeden o duruma düşmüş olsam ve öğrendiğimde korkup tevbe edip istiğfar çeksem ve kefaret ödesem affedilmiyecek miyim?

Tarih: 16.10.2021 05:51:15

Cevap

Bahse konu ayet meali şöyledir: 

"Doğrusu (peygambere îman husûsunda) Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir fiyata (dünyalık menfaate) satanlar var ya, işte onlar, âhirette kendileri için bir nasib olmayanlardır. Hem Allah onlarla konuşmaz; hem kıyâmet günü onlara (rahmet nazarıyla) bakmaz ve onları (günahlardan) temizlemez! Ve onlar için (pek) elemli bir azab vardır."

Allah, şirk hariç (tevbe edilmediği taktirde) dilediği kimselerin büyük-küçük günahlarını mağfiret eder. Affa uğrayan günahkârları, vaîd(azap etme, azapla tehdid etme) ve tehdidin şümulünden istisna etmek gerektir. (Taftazani, Kelam ilmi ve İslam akaidi, dergah yayınları,1991)

Siz samimi bir şekilde tevbe edip bir daha aynı günahı işlememeye niyet ederseniz ümid ediyoruz ki Allah günahlarınızı bağışlar.

Ayetin tefsiri için bakınız:

"Râzî âyetin yahudiler hakkında olduğunda tereddüt bulunmadığı kanaatindedir. Zira ona göre yahudiler hakkında olduğunda şüphe bulunmayan 78. âyet bu âyete atfedilmiştir (VIII, 106-107).

Tefsir ve hadis kaynaklarında bu âyetin nüzûl sebebi açıklanırken, Ehl-i kitap’tan bazılarının, yeminin kutsallığını hiçe sayarak menfaat elde etmeye çalıştıklarını ortaya koyan olaylara yer verilir (meselâ bk. İbn Atıyye, I, 459-460). Bu olaylar âyetin anlaşılmasında canlı birer örnek teşkil etmekle beraber, esasen burada âhiret inancına sahip olan herkese, Allah’ı kendi sözüne kalkan yaparak hak gasbetmeye çalışmanın ağır sonuçları üzerinde düşünme çağrısı yapılmaktadır. Bu âyette Allah’a verilen sözü ve O’nun yüce adı ortaya konarak yapılan beyanları dünyevî çıkarlar uğruna satma eylemi hakkında yer alan ifadeler dikkatle incelenirse, bunun haram kılınan diğer birçok fiile göre çok daha vahim sonuçları olduğu anlaşılır. Gerçekten, insanoğlu nefsinin tutkularına esir düşerek günah ve cezayı mûcip olduğunu bildiği halde bazı yasak eylemlerden uzak duramasa bile, bu âyetteki ikaza rağmen, âhiret hayatının varlığına inanan hiçbir akıl ve iz’an sahibi geçici bazı dünyevî çıkar ve hazlar uğruna ebedî âhiret nimetlerinden yoksun kalmayı, üstelik Allah’ın kendilerini muhatap kabul etmeyip yüzüne bile bakmayacağı kimselerden olmayı, dolayısıyla O’nun engin af ve mağfiretinin kapılarını kendi eliyle kendi suratına kapatmayı, sonunda da elem verici bir azaba çarptırılmayı göze alma anlamına gelen bu çirkin yola tevessül etmez.

Allah’ın bu kimselerle konuşmaması ve onlara bakmamasından maksat, onların Allah Teâlâ nezdinde hiçbir değerlerinin ve itibarlarının olmaması, O’nun gazabına müstahak olmaları; Allah’ın onları temize çıkarmaması (“tezkiye” etmemesi), onları bağışlamaması ve günahlardan arındırmaması ya da sâlih kullarına lâyık gördüğü övgüden onları yoksun bırakmasıdır ki bunlar kulluk bilincine sahip kişi için gerçekten çok vahim sonuçlardır (İbn Atıyye, I, 460; Zemahşerî, I, 197).

Kurtubî bu âyetten, –bazı hadislerde de açıkça belirtildiği üzere– lehine hüküm verilen kişinin gerçeği bilmesi halinde, hâkimin objektif delillere binaen verdiği kararın haksız kazancı helâl hale getirmeyeceği hükmünün çıktığını belirtir (IV, 120)." (Kaynak :  Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 1 Sayfa: 609-610)

 

Ayrıca Bakınız.

https://risale.online/soru-cevap/yemin-3

 

 

 


Yorum Yap

Yorumlar