Adâlet-i Mahza: Mahz kelimesi “saf, katıksız, tertemiz” anlamına gelir. Adalet-i mahza, “tam, eksiksiz, saf adalet” demektir. Hiçbir masuma zarar vermemeyi temel prensip kabul eder. Bir masumun hakkı için milyonlarca suçlu bile affedilmez ama bir suçlu cezalandırılacak diye bir tek masumun bile zarar görmesine izin vermez. Yani tam bir adalet anlayışıdır.
Adâlet-i İzafiye: İzafî kelimesi “nisbî, göreli, şartlara bağlı” demektir. Adalet-i izafiye, "şartlara göre uygulanan, en az zararla en çok faydayı hedefleyen göreli adalettir." Burada amaç, tamamen kusursuz bir adalet mümkün değilse, mevcut şartlar içinde en az zararı üretmek ve umumun menfaatini korumaktır. Hukuk sistemlerinin önemli kısmı bu tip adalete dayanır.1
Adâlet-i Mahza Uygulanmıyorsa Adâlet-i İzafiye Caiz Midir?
Adalet-i mahza uygulanabiliyorsa, izafiye tercih edilemez, mahza üstün ve esastır. Fakat bir toplumda, sistemde veya olayda mutlak adaletin uygulanması fiilen mümkün değilse, bu kez içtihatlar ve İslâm hukukçuları adalet-i izafiyeyi, yani “en az zarar veren çözümü” uygulamayı uygun görmüşlerdir. Bunun temel gerekçesi şudur:
- Mutlak adaletin tatbik edilmesine imkan yoksa, onu zorlamak daha büyük zulümlere yol açar.
- O zaman “az zarar ile çok zararı önlemek” prensibi devreye girer.
Bu durumda adalet-i izafiyenin uygulanması, mahzurun (yani sakıncalı durumun) uygunluğundan değil; kaçınılmazlığının gereğidir, çünkü aksi halde daha büyük zulüm doğacaktır. Yani “en iyisi mümkün değilse, en az zararlı olana gidilir”.
Adâlet-i İzafiyeyi Uygulanabilir Kılan Sebepler Nelerdir?
1) Şartların adalet-i mahzayı mümkün kılmaması: Toplum karmaşası, sistem bozuklukları, delil yetersizliği veya çok taraflı davalar, mutlak adaleti engelleyebilir.
2) Maslahatı âmme: Toplumun genel düzenini ve güvenliğini korumak için izafî adalet uygulanabilir.
3) “Şerr-i ekalli irtikâp” prensibi: Daha büyük zararı önlemek için en küçük zarar tercih edilir.
4) Ceza hukukunun pratik sınırları: Her suçun ve her davanın mutlak adaletle, hatasız şekilde çözülmesi ilmen ve fiilen her zaman mümkün değildir.
Bu sebepler, izafî adaletin bir "alternatif adalet biçimi" değil, zorunlu durumlarda devreye giren bir koruyucu mekanizma olduğunu gösterir. Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle demektedir:
Adâlet-i mahza ile adâlet-i izâfiyenin îzâhı şudur ki: اَنَّهُ مَنْ قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ... فَكَاَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَم۪يعًا -ilâ âhirihî- âyetin ma‘nâ-yı işârîsiyle, bir ma‘sûmun hakkı, bütün halk için dahi ibtâl edilmez. Bir ferd dahi umumun selâmeti için fedâ edilmez. Cenâb-ı Hakk’ın nazar-ı merhametinde hak haktır. Küçüğüne büyüğüne bakılmaz. Küçük, büyük için ibtâl edilmez. Bir cemâatin selâmeti için, bir ferdin rızâsı bulunmadan, hayatı ve hakkı fedâ edilmez. Hamiyet nâmına rızâsı ile olsa, o başka mes’eledir.
Adâlet-i izâfiye ise, küllün selâmeti için cüz’ü fedâ eder. Cemâat için ferdin hakkını nazara almaz. ‘Ehvenüşşer’ diye bir nevi‘ adâlet-i izâfiyeyi yapmaya çalışır. Fakat adâlet-i mahza kābil-i tatbîk ise, adâlet-i izâfiyeye gidilmez. Gidilse zulümdür.2
Yani adalet-i mahza, bir masumun hakkını bütün insanların menfaatine bile feda etmeyen saf ve mutlak adalettir. Allah’ın nazarında hak, küçük de olsa büyüğe karşı geçersiz kılınamaz. Bu sebeple bir fert, kendi rızası olmadıkça toplum selameti için bile kurban edilemez. Buna karşılık adalet-i izafiye, toplumun genel selameti için ferdî hakların kısmen feda edilmesine izin veren, “ehvenüşşer” anlayışına dayanan göreli adalet türüdür. Fakat Bediüzzaman Hazretlerinin vurguladığı gibi, eğer adalet-i mahzayı uygulamak mümkünse, adalet-i izafiyeye başvurmak zulüm olur, izafiye ancak mutlak adaletin fiilen uygulanamadığı zorunlu durumlarda devreye girebilir.
Sonuç olarak: Adalet-i mahza, İslâm’ın esas kabul ettiği saf adalet biçimidir. Mümkünse mutlaka o uygulanmalıdır. Fakat uygulama şartlarının imkânsızlaştığı durumlarda, İslâm hukukunda adalet-i izafiyenin uygulanması caiz ve uygun görülmüştür. Uygulanabilirliği, daha büyük zulmü engelleme zorunluluğundan kaynaklanır. Böylece toplum düzeni korunur ve adalet bütünüyle kaybolmaktan kurtulur.
Dr. Necib Ali Abdullah es-Sudi, “Said Nursî’de Terimlerin Delâleti: Adalet Terimi Örneği”, İstanbul İlim ve Kültür Vakfı Yayınları, 2016, s. 146.
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, s. 42-43.

