Risale-i Nur'da bahsi geçen yerin bir kısmı şöyledir:
Taahhüd-ü Rabbânî hakîkattir. Rızıksızlık yüzünden ölenler yoktur. Çünkü o Hakîm-i Zülcelâl , zîhayatın bedenine gönderdiği rızkın bir kısmını ihtiyât için şahm ve içyağı sûretinde zîhayatın bedeninde iddihâr eder. Hatta bedenin her hüceyresine gönderdiği rızkın bir kısmını, yine o hüceyrenin bir köşesinde iddihâr eder. İstikbâlde, hâriçten rızık gelmediği zaman sarf edilmek üzere, bir ihtiyât zahîresi hükmünde bulundurur. İşte bu iddihâr edilmiş olan ihtiyât-ı rızık bitmeden evvel ölüyorlar. Demek o ölüm, rızıksızlıktan değildir. Belki sû’-i ihtiyârdan tevellüd eden bir âdet ve o sû’-i i‘tiyâddan ve o âdetin terkinden neş’et eden bir maraz ile ölüyorlar...1
Bediüzzaman Hazretleri bu kısımda ve ilgili yerin devamında özetle şöyle demektedir: Yüce Allah, canlıların bedeninde verdiği rızkın bir kısmını önceden depo eder. Bu depo, vücutta yağ olarak bulunur. Hatta bu rızık, sadece genel olarak bedende değil, her bir hücrenin içinde bile küçük miktarlarda saklanır. Bu depolanmış rızık, dışarıdan yiyecek gelmediği zaman devreye girer. Yani beden, bir süre kendi içindeki bu “ihtiyat rızkını” kullanarak yaşamını sürdürür. Normal ve dengeli bir durumda bu rızık yaklaşık kırk gün yeterlidir. Hatta bazı özel hallerde örneğin bir hastalık sırasında veya kişinin derin bir ruhsal yoğunluk yaşadığı durumlarda bu süre iki katına çıkabilir. Geçmişte Londra’daki bir hapishanede, bir kişinin yetmiş gün boyunca hiçbir şey yemeden sağlıklı bir şekilde yaşamını sürdürdüğü gazetelerde yer almıştır. Demek insan bedeni, kırk günden yetmiş-seksen güne kadar kendi içindeki rızıkla yaşayabiliyor.
Allah’ın Rezzak isminin, yeryüzünün her köşesinde apaçık tecelli ettiği ve kullarına umulmadık şekillerde rızık ihsan ettiği görülmektedir. Kupkuru ağaçlardan meyvelerin çıkması veya anne sütünün gelmesi, rızkın umulmadık yerden gelebileceğinin kanıtıdır. İnsanların zulmü bu ilahî düzene müdahale etmediği müddetçe, depolanmış rızık bitmeden önce mutlaka bir yardım kapısını açılacaktır. Yani Allah, canlıyı açlıktan ölüme terk etmez; zamanında ona yetişir. Eğer bir insan açlık çekerken 40 gün dolmadan ölüyorsa, bu ölümün sebebi açlık değildir. Bunun iki ana sebebi vardır:
1-Zararlı bir alışkanlık
2-Vücudun sürekli dışarıdan yemek almaya alışması ve bu alışkanlık aniden kesildiğinde bedenin biyolojik dengesinin bozulup hastalanmasıdır.
Netice olarak insan bedeni, Allah’ın verdiği rızkı depolayarak açlık durumunda kullanabilir ve bu depolanmış rızk normal şartlarda yaklaşık kırk gün kadar yeter. Allah, kullarını açlığa terk etmez; ihtiyaç anında mutlaka rızık yollar. Açlıktan ölüm genellikle zararlı alışkanlıklar veya bedenin ani beslenme değişikliklerine uyum sağlayamamasından kaynaklanır. Somali gibi mazlum ülkelerdeki ölümler, rızkın yokluğundan değil, rızkın ulaştırılmamasından veya engellenmesinden kaynaklanan bir zulmün neticesidir.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.64

