Bediüzzaman Hazretleri, Mektubat eserinde kendisine sorulan, sahabeden sonra gelen büyük zatları büyüklüklerine göre sıralarken şöyle cevaplıyor:
Üçüncü Suâliniz: “Başta müctehidîn-i izâm imamları mı efdal, yoksa hak tarîkatlerin şâhları, aktâbları mı efdaldir?”
Elcevab: Umum müctehidîn değil, belki Ebû Hanîfe, Mâlik, Şâfiî, Ahmed bin Hanbel, şâhların, aktâbların fevkindedirler. Fakat hususî fazîletlerde Şâh-ı Geylânî gibi bazı hârika kutublar, bir cihette daha parlak makama sâhibdirler. Fakat küllî fazîlet imamlarındır. Hem tarîkat şâhlarının bir kısmı müctehidlerdendir. Onun için umum müctehidîn aktâbdan daha efdaldir denilmez. Fakat Eimme-i Erbaa, Sahâbeden ve Mehdî’den sonra en efdallerdir, denilir.
Bediüzzaman Hazretleri, sahâbeden sonra en büyük makamda Mehdî Aleyhisselâm'ın bulunduğunu ifade ediyor.
Ondan sonra Eimme-i Erbaa gelir: Ebû Hanîfe, İmâm Mâlik, İmâm Şâfiî ve Ahmed bin Hanbel.
Onlardan sonra, hususî fazîlet cihetinde Abdülkadir Geylânî Hazretleri, Şâh-ı Nakşibend Hazretleri, İmâm-ı Rabbânî, İmâm-ı Gazâlî, Ahmed er-Rufâî Hazretleri gibi büyük zâtlar, daha ileri makamlarda görünebilir.
Fakat küllî fazîlet cihetinde dört mezhep imamı daha büyüktür. Çünkü bu zâtlar, kendilerine tâbi olan çok geniş kitlelerin İslâmiyeti doğru öğrenmelerine ve yaşamalarına vesile olmuşlardır.
Bu sebeple 27. Söz'de geçen “has bazı eşhas” ifadesi, bütün mü’minleri değil; böyle hususî fazîlete mazhar olan bazı büyük zâtları ifade eder.

