Soru

"Ecel Dahi Tevehhüm Olunan Fenâlıklara Merci‘dir" Cümlesinin İzahı

22. Söz 2. Makam 1. Lema'da geçen "Ecel dahi tevehhüm olunan fenâlıklara merci‘dir."  ifadesini izah eder misiniz? Fena şeyleri ecele vermeyi açıklar mısınız?

Tarih: 2.11.2023 22:23:52
Okunma: 429

Cevap

Cenab-ı Hakk’ın kâinata bazı sebepler koymasının bir hikmeti de haksız şikayetlerin, geçersiz itirazların Allah’a yönlendirilmesini önlemek içindir. İnsanların kendi kusurlarından ve kabiliyetsizliklerinden ortaya çıkan sonuçların Allah’a verilmesinin, isyan ve itirazlarının önüne geçmek içindir. 

Bu sırrı anlamak için verilen bir misale göre Azrail (a.s) Cenâb-ı Hakk’a demiş: “Ruhların alınması vazifesinde kulların benden şikayet edecekler ve bana küsecekler.” Cenâb-ı Hakk ona demiş ki: “Seninle kullarımın ortasında, musibetler ve hastalıklar perdesini bırakacağım. Tâ tüm şikayetler onlara gitsin, sana küsmesinler.” Hakikaten de bakıldığında vefat eden kimselerin yakınlarından Azrail (a.s)’a bir şikâyet gittiğini duymamaktayız. Hastalık, kaza vs. sebepler yüzünden vefat etmiş denilmekte, Azrail (asm)’a bu sebepler perde olmaktadır. Ölüm/ecel de hastalık ve musibetlerden sonra insanların karşısına çıkan diğer bir perdedir.

Aslında bu kıssanın anlatılmasında maksat, Azrail (asm) ile ruhları kabzetme vazifesi arasına konulan perdelerin varlığını göstermekle beraber Azrail (a.s)’ın da Allah ile kulları arasına giren bir perde olduğuna işaret etmektir. Hastalıklar/musibetler ve ölüm Azrail (a.s)’a, Azrail (a.s) ise Cenab-ı Hakk’a gidecek itirazlara perdedir. Yani insanlar, Azrail (a.s)’a (dolayısıyla Allah’a) gidecek şikâyet ve itirazların önlenmesi maksadıyla konulan hastalık ve musibet gibi sebepleri aşarlarsa bu sefer ölüm bir sebep olarak Azrail (a.s) ile (dolayısıyla Allah ile) kulların arasına girmektedir. Kullar bu perdeyi de aşarlarsa bu sefer karşılarına diğer bir perde olarak Azrail (a.s) çıkmaktadır. Azrail (as) da bizatihi kullar ile Allah arasına giren hastalık/musibetler ve ölümden sonra gelen üçüncü bir perdedir.

Ölüm/ecel, insanlarda Allah'a karşı görülebilecek isyan, itiraz, şikayet ve itham gibi hallerin önüne geçmekte, Allah'a gidecek olan kötü düşüncelere bir perde olup, bu itirazları üstlenmektedir.  Bazı kimseler ölümün hikmetini bilmediklerinden yahut o anın acısıyla gaflete düştüklerinden ölümü zihinlerinde yanlış zan üzerine bina etmektedirler. Ölümü bir son, bir yok oluş, bir belirsizlik, lezzetleri acılaştıran bir vesile, sevdiklerimizden ve sahip olduklarımızdan sonsuz bir ayrılık, bir yokluk bir musibet olarak görmektedirler. Bu esnada eğer ecel/ölüm bir perde olmasaydı insanlar, haşa Allah'a yok eden, belirsizlikte bırakan, lezzetleri tahrip eden, bizi sevdiklerimizden ayıran, karanlıklarda bırakan, acımasız vs. itirazlar, şikayetler, isyan ve ithamlarda bulunabilirdi. İşte ecel/ölüm, bu geçersiz ve hikmetsiz manaların Allah'a verilmesinin önüne geçen bi perde olmakta, bu yanlış algıları üstlenmektedir.

Hakikatte ölüm, hikmeti ve güzellikleri anlaşıldığı takdirde güzeldir. Zahiren çok korkunç görünen ölümün, hakikatte mü'min kullar için çok güzel yönleri vardır.

Cenab-ı Hak bizleri bu dünya hayatında bir takım vazifelerle yükümlü tutmuştur. Bizlerin kul olmaktan kaynaklı bu yükümlülüklerimiz (dua, namaz, kötülüklerden sakınma, iyiliği emretme gibi) ölüm vasıtasıyla bitiyor. Geçici, yok olmaya mahkum olan dünya hayatından, daha güzel bir âlem olan ahiret âlemine, cennet âlemine ölüm vasıtasıyla geçiyoruz. Ölüm ebedi âleme geçişin adıdır.

Bediüzzaman Hazretleri ölümü şöyle tanımlamaktadır;

"Yani, mevti (ölümü) veren odur. Yani, hayat vazifesinden terhis eder, fâni dünyadan yerini tebdil eder (değiştirir), külfet-i hizmetten (hizmet yükünden) âzad eder. Yani, hayat-ı fâniyeden (geçisi hayatttan), seni hayat-ı bâkiyeye (daimi hayata) alır. Sizlere müjde! Mevt (ölüm) idam değil, hiçlik değil, fena değil, inkıraz (son bulma) değil, sönmek değil, firak-ı ebedî (daimi ayrılık) değil, adem (yokluk) değil, tesadüf değil, fâilsiz bir in’idam (yok oluş) değil. Belki bir Fâil-i Hakîm-i Rahîm tarafından bir terhistir, bir tebdil-i mekândır. Saadet-i ebediye (daimi mutluluk) tarafına, vatan-ı aslîlerine (asıl vatana) bir sevkiyattır. Yüzde doksan dokuz ahbabın (sevdiklerin) mecmaı (toplandığı yer) olan âlem-i berzaha  bir visal (kavuşma) kapısıdır."

Ölümün hikmeti ve güzellikleri için bakınız;

https://risale.online/soru-cevap/10-hucceti-imaniye-7-kelime-ve-yumitu-100


Yorum Yap

Yorumlar