Onuncu Hüccet-i İmaniye'nin Birinci Kelimesi [لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ] ile İkinci Kelimesi [وَحْدَهُ] kelimelerinin kısaca izahı ve birbirinden farkı şöyle olabilir:1
Birinci kelimede “Benim Rabbim var” manası daha ağır basmaktadır. Bu mananın insana sağladığı psikolojik destek izah edilir. Çünkü insanın iki temel özelliği vardır.
Birincisi, sayısız ihtiyaçları olmasıdır. İnsan hayatta kalmaya, beslenmeye, sevilmeye, korunmaya, sağlığa, huzura ve geleceğinin güvence altında olmasına muhtaçtır. Üstelik ihtiyaçları yalnızca dünyayla sınırlı değildir. Ebedî hayatı, sevdikleriyle tekrar buluşmayı ve sonsuz bir mutluluğu da arzu eder.
İkincisi ise, sayısız tehlikeyle karşı karşıya bulunmasıdır. Hastalık, ölüm, ayrılık, afetler, kayıplar ve geleceğin belirsizliği insanı endişelendirir. Yani insan, ihtiyaçları sonsuz denecek kadar çok, kendi gücü ise son derece sınırlı bir varlıktır. Bu halde bulunan insana [لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ] cümlesi şöyle seslenir: “Sen sahipsiz değilsin. Bütün ihtiyaçlarını bilen, sana merhamet eden ve seni bütün tehlikelerden korumaya kudreti yeten bir Rabbin vardır.”
Yani insan, ihtiyaçları için Cenab-ı Hakk'ın rahmetine müracaat eder. Tehlikeler karşısında da Cenab-ı Hakk'ın kudretine dayanır.
Mesela küçük bir çocuğun kalabalık bir şehirde tek başına kaldığını düşünelim. Acıkıyor, susuyor, yoruluyor, korkuyor. Fakat bunların hiçbirini kendi başına çözecek güce sahip değil. Bu haldeyken bir yakınını buluyor. O çocuk artık yalnız olmadığını, ihtiyaçlarını karşılayacak ve kendisini koruyacak birinin bulunduğunu bilir.
Aynen öyle de, insan “Ben acizim, fakat beni bilen ve gözeten bir Rabbim var.” demekle dünyadaki sahipsizlik duygusunu giderir. Büyük bir huzura kavuşur.
İkinci kelimede ise, “Benim Rabbim birdir ve her şey O'nun elindedir!” manası daha ağır basmaktadır. Burada mesele bir adım daha ileri taşınıyor. Birinci Kelime'de insan, ihtiyaçlarını karşılayabilecek ve kendisini koruyabilecek olan Rabbini tanıyor. İkinci Kelime'de ise kâinatta karşılaştığı bütün varlıkların da o Rabbinin idaresinde olduğunu kavrıyor. Çünkü insanın yalnızca Cenab-ı Hakk'ın varlığına inanması, hayatındaki bütün korku ve bağımlılıklarını kendiliğinden ortadan kaldırmayabilir. İnsan şöyle düşünebilir:
“Allah var, fakat geleceğim patronumun elinde.”
“Allah var, fakat sağlığım doktorun elinde.”
“Allah var, fakat rızkım müşterilerime bağlı.”
“Allah var, fakat şu güçlü insanın karşısında çaresizim.”
Bediüzzaman Hazretlerinin İkinci Kelime'de ele aldığı mesele, işte bu düşünce tarzıdır. [وَحْدَهُ] kelimesi insana şunu hatırlatır. “Cenab-ı Hakk sadece senin yardım istediğin bir Zât değil, korktuğun, ümit bağladığın ve kendisine muhtaç olduğunu düşündüğün bütün varlıkların da Rabbidir.” Dolayısıyla insanın başvurduğu sebeplerin, Cenab-ı Hakk'tan bağımsız ve mutlak güç sahibi varlıklar olmadığını bildirir. Yani fabrikada çalışan bir işçi, patronunun, Cenab-ı Hakk’ın emir ve iradesiyle hareket ettiğini bilir. Ameliyata girecek olan hasta, doktorun, Cenab-ı Hakk’ın emir ve iradesiyle hareket ettiğini bilir. Esnaf, müşterilerin, Cenab-ı Hakk’ın emir ve iradesiyle hareket ettiğini bilir. İşte bu düşünce, insan psikolojisini sebeplerin ezici etkisinden kurtarır. Bütün sebeplerin, bir olan Cenab-ı Hakk’ın elinde olduğunu tam olarak kavrar ve rahatlar.
Yani Birinci Kelime, imanın, insanın aczine ve fakrına verdiği cevabı, İkinci Kelime ise imanın insanın bütün kâinatla olan ilişkilerini daha çok öne çıkarıyor. Birinci Kelime, Cenab-ı Hakk'ı tanımanın, İkinci Kelime ise Cenab-ı Hakk'ın birliğini bütün sebepler ve varlıklar üzerinde görmenin müjdesidir.
Bediüzzaman Said Nursi, Asa-yı Musa, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.201.

