Modern bir insan bugün biri çıkıp "Tanrı benimle konuştu" dese, onu hemen ciddiye almak yerine şüpheyle yaklaşır. Hatta çoğu zaman bir doktora yönlendirmeyi düşünür. Mesela böyle bir durumda "Amcam üç aydır bir melek görüyormuş… ona özel görevler veriyormuş… gerekirse herkesle mücadele edeceğini söylüyor" şeklinde bir tablo anlatıldığında, bir uzmanın bunu psikolojik bir rahatsızlık olarak değerlendirmesi son derece muhtemeldir. Çünkü ortada iddia vardır ama bu iddiayı doğrulayacak, toplumsal ölçekte güven veren bir sonuç yoktur.
İşte tam bu noktada Hz. Muhammed’in (sav) durumu tamamen farklıdır. Aslında bu itiraz, dikkatli bakıldığında onun peygamberliğini zayıflatmaz, aksine güçlendirir. Çünkü o sadece "vahiy alıyorum" dememiş, bu sözle birlikte ortaya koyduğu sonuçlarla bu iddianın doğruluğunu fiilen gösterip ispat etmiştir. Nitekim tarihçi Philip Hitti’nin ifadesi şöyledir:
Hazret-i Muhammed hayatta olduğu müddetçe peygamberlik, dini başkanlık, kanun koyuculuk, başhâkim, ordu komutanı ve devlet başkanı fonksiyonlarını şahsında toplamış ve bunları ifa etmiş bir kişidir.
Yani onun iddiası, sadece bireysel bir tecrübe olarak kalmamıştır. Hukuk, toplum ve devlet düzeni kuran bir gerçekliğe dönüşmüştür.
Daha da dikkat çekici olan, ortaya koyduğu dönüşümdür. İslam öncesi Arap yarımadası, kabilelerin sürekli savaş halinde olduğu, dağınık ve medeniyetten nasibini almamış bir coğrafyaydı. Buna rağmen tarihçi Karen Armstrong şöyle der:
Kabilelerin her biri diğeriyle savaş halindeydi. Arapların birleşmesi imkânsız gibi görünüyordu. Ve bu, dünya sahnesindeki yerlerini almalarına izin verecek bir uygarlık kuramayacakları anlamına geliyordu. Hicaz, tam anlamıyla vahşi barbarlık görüntüsündeydi. Ve medeniyetten nasibini almamıştı. Ancak 23 yıl sonra Muhammed 632'de öldüğünde, neredeyse tüm kabileleri, yeni bir Müslüman toplum olarak birleşmeyi başarmıştır.
Hatta Armstrong şu tespiti yapar:
Hz. Muhammed'in tek başarısı sadece bu politik gelişme olsa bile yine de hayranlığımızı kazanmaya yeterdi.
Bu kadar kısa sürede böylesine köklü bir dönüşümün gerçekleşmesi, basit bir halüsinasyon iddiasıyla açıklanamayacak kadar büyüktür. Aynı şekilde bu başarının sadece bireysel değil, kalıcı ve kurumsal olduğunu gösterir. Nitekim komutanlar değişmiş, halifeler vefat etmiş ama sistem işlemeye devam etmiştir. Bu durum, Büyük İskender, Timur veya Cengiz Han gibi liderlerin fetihlerinden farklıdır. Çünkü onların sistemleri büyük ölçüde şahıslarına bağlı kalmıştır.1
Özetle, bugün birinin "Tanrı benimle konuştu" demesi tek başına hiçbir şey ifade etmez, hatta şüphe uyandırır. Ama Sevgili Peygamberimizin (sav) durumu böyle değildir. Çünkü onun sözü, tarihin akışını değiştiren, toplum kuran, insan yetiştiren ve kalıcı bir medeniyet inşa eden sonuçlarla doğrulanmıştır. Bu yüzden bu itiraz, aslında onun peygamberliğini zayıflatan değil "sözünün doğruluğunu ortaya koyduğu büyük neticelerle ispatlayan" bir delil haline gelir.
Altay Cem Meriç, Peygamberliğin İspatı Haber Delili, İnsan Yayınları, 2022, s. 267 / 272-273.

