RİSALE-İ NUR

01.05.2026

6

Risale-i Nur'da Kıyametin Vakti Bildiriliyor mu?

Peygamberimize kıyameti sorduklarında, “Sorulan, sorandan daha bilgili değildir.” şeklinde cevap vererek bilmediğini söylemiş; hem Kur’an’da da bu bilginin yalnızca Allah katında olduğu söylenir. Buna rağmen Bediüzzaman Üstadımız neden kıyameti ebced ile arıyor ve tarih veriyor; bu, Kur’an’a ve sünnete ters düşmez mi?

11.05.2026 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlgili yer Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:

Âhir zamandan haber veren mühim bir hadîs-i şerîf:
لَا تَزَالُ طَٓائِفَةٌ مِنْ اُمَّت۪ي ظَاهِر۪ينَ عَلَي الْحَقِّ حَتّٰي يَاْتِيَ اللّٰهُ بِاَمْرِه۪

(Ümmetimden bir tâife Allah’ın emri (kıyâmet) gelinceye kadar, hak üzerinde ortaya çıkmaya devam edecektir.)1

Ramazân-ı Şerîf’de, onuncu gününde, ikinci saatinde birden bu hadîs-i şerîf hâtırıma geldi. Belki Risâle-i Nûr şâkirdlerinin tâifesi ne kadar devam edeceğini düşündüğüme binâen ihtâr edildi. لَا تَزَالُ طَٓائِفَةٌ مِنْ اُمَّت۪ي (Ümmetimden bir tâife devam edecektir.) fıkrasının (şedde sayılır, tenvîn sayılmaz) makām-ı cifrîsi, bin beş yüz kırk iki (m. 2117) ederek nihâyet-i devâmına îmâ eder. لَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُ (Gaybı ancak Allah bilir.)
ظَاهِر۪ينَ عَلَي الْحَقِّ (Hak üzerinde ortaya çıkanlar) fıkrası dahi (şedde sayılır) makām-ı cifrîsi, bin beş yüz altı (m. 2082) edip, bu tarihe kadar zâhiren ve âşikârâne, belki gālibâne olarak, sonra tâ kırk ikiye kadar gizli ve mağlûbiyet içinde vazîfe-i tenvîriyesine devam edeceğine remze yakın îmâ eder. وَالْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِ ٭ لَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُ (İlim, Allah'ın katındadır. Gaybı ancak Allah bilir.)
حَتّٰي يَاْتِيَ اللّٰهُ بِاَمْرِه۪ (Allah’ın emri (kıyâmet) gelinceye kadardır.) fıkrası dahi (şedde sayılır) makām-ı cifrîsi bin beş yüz kırk beş (m. 2120) olup, kâfirlerin başlarına kıyâmet kopmasına îmâ eder. لَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُ (Gaybı ancak Allah bilir.)2

Bu konuyu bir kaç noktadan ele alabiliriz.

İlk olarak Bediüzzaman Hazretleri'nin kıyametin tarihini merak etmesi ve bu tarihi çıkarma çabasına girmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Metnin akışına baktığımızda görüyoruz ki, Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur talebelerinin ne kadar devam edeceğini düşünürken bu hadis-i şerif kendilerine ihtar ediliyor. Yani Cenab-ı Hakk tarafından hatırlatılıyor. Bediüzzaman Hazretlerinin de ebced ve cifr hesabı ile çıkarımları bu olaydan sonra başlıyor. Önemli olan nokta şurası ki, kıyamet tarihini merak etme veya ayet/hadislerden çıkarmaya çalışma gibi bir durum ortada bulunmamaktadır.

Farklı bir amaçla başlayan tefekkür sonucunda bu hadisin Bediüzzaman Hazretlerine ilham edilmesi ve hadiste kıyametin de geçmesi, böyle bir hesabın takdir-i İlahi ile ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Çünkü Bediüzzaman Hazretleri çok farklı bir meseleyi tefekkür ederken, kalbine, içinde kıyametin de geçtiği bir hadis ihtar edilmiştir. Eğer Rabbimiz bu satırların yazılmasını murad etmeseydi, bu hadis-i şerifi O'nun hatırına getirmezdi. Dolayısıyla, bu hadisenin bizzat Cenab-ı Hakk'ın iradesiyle olduğunu anlamamız, bütün suallerimize temelden cevap oluyor.

Bununla birlikte, Bediüzzaman Hazretlerinin bu ifadeleri, kıyametin vaktini belirtmemektedir. Çünkü kıyametin hangi ayda, hangi günde, hangi saat ve dakikada kopacağı bilgisi yoktur. Dolayısıyla tam vakti belirtilmediği için, ayet ve hadislerle de çelişmemektedir. Metinde verilen 2120 senesi ise, kıyametin "kopacağı tarihi budur" maksadıyla yazılmamıştır. Bediüzzaman Hazretleri, kıyametle alakalı olan hadisin ebced ve cifrinin bu tarihe üstü kapalı olarak çok hafif işaret ettiğini söyler. Ancak işaret etmek başka, "kıyamet şu senede kopacak" demek daha başkadır. Ayet o tarihe işaret edebilir ama bu durum, kıyamet o sene kopacak anlamına gelmez. Hadisten çıkan bu çok hafif işaretin gerçekleşip gerçekleşmemesi yine Cenab-ı Hakk'ın hikmetine ve iradesine bağlıdır. Bu sebeple Bediüzzaman Hazretleri metni, Neml suresinin 65. ayetinden iktibasla, لَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُ (gaybı ancak Allah bilir) cümlesiyle bitiriyor.

Kaynakçalar
  1. Buhârî, c.8 s.149; Müslim, c.2 s.1523; Tirmizî, c.4 s.485.

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 29.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız