Bağış Yap

Bediüzzaman Said Nursi

04.09.2020

2094

Bediüzzaman Said Nursi'nin Demokrasiye Bakışı Nasıldı?

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

Bediüzzaman Hazretlerinin siyasi hayatı ve demokrasiye karşı tutumu nasıldı?

14.09.2020 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Said Nursi Hazretleri'nin İstanbul'da kaldığı dönem, siyaseten bir devrin kapandığı, yeni bir devrin başladığı çok hareketli bir zamandı. Çok partili siyasî hayatın başladığı bu yeni döneme şahitlik eden Bediüzzaman Hazretleri, İslâm'ın gelişip güçlenmesine hizmet etmek için bu dönemde yoğun bir mücadele içerisine girdi. Siyasî mitinglere katıldı, gazetelerde meşrutiyetin ve siyasetin İslâm'a hizmet etmesini teşvik eden makaleler yayımladı. Bu makalelerde, "Biz muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yoktur!" gibi gayet veciz ve anlamlı ifadelerle insanları irşada çalıştı. Toplumda birlik, beraberlik ve İslâm ahlakının gelişmesi için kurulan İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti'nin (derneğin) kurucuları arasında yer aldı.

Meşrutiyetin ilanından sonra başlayan düşünce özgürlüğü havasından istifade ile Selanik'te okuduğu nutuk ve Ayasofya Camii'ndeki hitabesi gibi, Fatih, Beyazıt ve Süleymaniye camilerinde de nutuklarda bulunarak "meşru dairedeki meşrutiyetin" ehemmiyeti hakkında aydınlatıcı konuşmalar yaptı. Şeriat ve Sünnet-i Seniyye dairesinde yaşamanın ehemmiyetine dair gazetelerde makaleler yayımladı.

Bir defasında dinleyici olarak katıldığı bir konferansta başlayan kargaşayı, bir koltuğun üzerine çıkarak yaptığı etkili bir konuşma ile dindirmiştir. O günün şâhitlerinden Süleyman Çapanoğlu bu hâdiseyi ve Üstad'ın yatıştırıcı konuşmasını şöyle naklediyor:

Mizan gazetesinin sâhibi ve başyazarı tarihçi Murat Bey, Şehzadebaşı'nda, Ferah Tiyatrosu'nda, İttihad ve Terakkî idaresiyle Roma devletinin mukayesesi için verdiği 'Romalıların yükselme ve alçalma sebepleri' adlı konferansında, İttihad ve Terakkî'ye karşı giriştiği tenkitler sebebiyle, salonu dolduran İttihadçıların gürültü çıkararak, hakaret ve sövme ile konferansını yarıda bıraktırmaları ve kendisinin tekrar kürsüye çıktığı takdirde tabanca çekilerek mâni olunacağını bildirmelerinden sonra, dinleyicilerin iki grup hâlinde birbirine girdiği, itişme ve kakışmaların başladığı sırada; birdenbire bir yay gibi fırladığı koltuğun üzerinde gür bir ses ile: 'Ya Eyyühel Müslimîn!' diye söze başlayarak, salona bir anda hâkim olduktan sonra; konuşma hürriyetine saygı göstermek lâzım geldiğini, bir hatibin sözünün kesilmesinin ayıp olduğunu ve terbiye sınırlarının dışına çıkmanın, Meşrutiyet ve Hürriyeti ilan etmiş bir millet için utanılacak bir hareket olduğunu, İslâm Dini'nin fikre saygı göstermeyi emrettiğini; sözlerini âyetlere, hadislere isnat ettirerek; İslâm tarihinden örnekler vererek; Hazret-i Muhammed (asm)'in müşaverelerini, irşadkâr sözlerini ve hitabelerini şâhid tutarak, terbiye ve nezaket dairesinde dağılmalarını tavsiye etti. O bütün külhanbeyleri, şirretler veya yaygaracıların süt dökmüş kedi gibi dağılması, hâlâ hafızalarda yaşar. 1

Medrese talebelerinin askere alınma kararını protesto için yaptıkları mitingde oluşan gerilimi, yürüyüş yapan talebelerin önlerine geçerek yaptığı bir konuşma ile teskin etmiştir.

Bediüzzaman'ın İstanbul'daki hayatı, bir derece siyasîdir. Siyaset yoluyla İslâmiyet'e hizmet edilecek diye kanaat besliyordu. Siyasî hayata karışması, İslâmiyet'e hizmet aşkının bir neticesi idi. Daima hürriyet taraftarı idi. Gördüğü haksızlıklardan dolayı Jön Türkler'e daima muhalefette bulunarak:

Siz dini incittiniz, gayretullaha dokundunuz, şeriatı tezyif ettiniz; neticesi vahim olacaktır, diye muhalefet etmekten çekinmiyordu.2

Hürriyetten sonra mücahid arkadaşlarıyla beraber İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti'ni kurmuşlar, cemiyet pek kısa bir zamanda inkişafa başlamış, hatta Bediüzzaman'ın bir makalesiyle Adapazarı ve İzmit havalisinde elli bin kişi cemiyete dâhil olmuştu.

Hürriyeti yanlış anlamamak ve meşrutiyeti şeriata uygun olarak uygulamak lâzım geldiğini ileri sürerek bu hususta dinî gazetelerde makaleler neşrediyor ve hitabelerde bulunuyordu. Bu makale ve hitabeleri, emsalsiz denecek kadar beliğ ve ikna ediciydi. Ehl-i ilim ve ehl-i siyaset, Said Nursi'nin bu yazılarından ve derslerinden çok istifade etmişlerdir. O zamandaki millî uyanışı, Anadolu ve Asya'nın dünyevî saadetinin başlangıcı olarak müjde veriyor, fakat elden kaçmaması için şeriatın emirlerine uymanın zarurî olduğunu söylüyordu. 'Eğer meşrutiyeti hürriyet-i şer'iyye ile kabul etmezsek ve öyle tatbik edilmezse, elimizden kaçacak, baskıcı bir idareye yerini terk edecek' diye ihtar ediyordu. 3

Yeni Said'e geçip siyaseti terk ettiği yıllarda Bediüzzaman Hazretleri, o zamanki bu siyasî çalışmaları hakkında şunları söyleyecektir:

Eski Said, bir miktar siyasete girdi. Belki siyaset vasıtasıyla dine ve ilme hizmet edeceğim diye beyhude (boşuna) yoruldu. Ve gördü ki; o yol meşkûk (şüpheli) ve müşkilâtlı ve bana nispeten fuzuliyane, hem en lüzumlu hizmete mâni ve hatarlı (tehlikeli) bir yoldur. Çoğu yalancılık ve bilmeyerek ecnebi parmağına âlet olmak ihtimali var.4

Yine o dönemde siyasete girmesinin sebebi ve daha sonra siyaseti terk etmesi hakkında şu açıklamaları yapar:

Ey kardeşlerim! Kırk beş sene evvel Eski Said'in bu dersinden (Hutbe-i Şamiye'den) anlaşılıyor ki; o Said siyasetle, ictimaiyat-ı İslâmiye ile ziyade alâkadardır. Fakat sakın zannetmeyiniz ki; o, dini siyasete âlet veya vesile yapmak mesleğinde gitmiş. Hâşâ, belki o bütün kuvvetiyle siyaseti dine âlet ediyormuş. Ve der idi ki: Dinin bir hakikatini bin siyasete tercih ederim. Evet, o zamanda, kırk-elli sene evvel hissetmiş ki, bazı münafık zındıkların siyaseti dinsizliğe âlet etmeğe teşebbüs niyetlerine ve fikirlerine mukabil (karşılık), o da bütün kuvvetiyle siyaseti İslâmiyet'in hakaikine (hakikatlerine) bir hizmetkâr, bir âlet yapmağa çalışmış.

Fakat o zamandan yirmi sene sonra gördü ki: O gizli münafık zındıkların garblılaşmak (batılılaşmak) bahanesiyle, siyaseti dinsizliğe âlet yapmalarına mukabil, bir kısım dindar ehl-i siyaset, dini siyaset-i İslâmiyeye âlet etmeğe çalışmışlardı.

İslâmiyet güneşi yerdeki ışıklara âlet ve tâbi olamaz. Ve âlet yapmak, İslâmiyet'in kıymetini tenzil etmektir (düşürmektir), büyük bir cinâyettir. Hattâ Eski Said o çeşit siyaset tarafgirliğinden gördü: Bir sâlih âlim, kendi fikr-i siyasîsine muvafık (uyan) bir münafığı hararetle sena etti. Siyasetine muhalif bir sâlih hocayı tenkit ve tefsik (fıskla itham) etti.

Eski Said ona dedi: Bir şeytan senin fikrine yardım etse, rahmet okutacaksın. Senin fikr-i siyasiyene muhalif bir melek olsa, lanet edeceksin. Bunun için Eski Said, (Şeytan'dan ve siyasetten Allah'a sığınırım) dedi, otuz beş seneden beri siyaseti terk etti.5

Bununla birlikte, Hazret-i Üstad'ın o zamanki siyasî faaliyetleri, devletin yapısını, siyasî hayatı, partici siyasetin mü'minler arasında nasıl tefrikaya sebep olduğunu ve İslâm toplumunun asırlardır biriken ictimaî yaralarını en yakından, Osmanlı Cihan Devleti'nin payitahtı olan İstanbul'dan görüp anlamasına sebep oldu. Bu müşahedeler, onun ileride başlayacağı Risale-i Nur'la imana hizmetinin de çok önemli temel taşlarından olacaktır.

Kaynakçalar
  1. Heyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru’l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 1, s. 110.

  2. Heyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru’l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 1, s. 113.

  3. Heyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru’l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 1, s. 113.

  4. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 51.

  5. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 453.

Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız