RİSALE-İ NUR

29.03.2011

7489

Tevrat ve İncil'de Sahabe Efendilerimizin Vasıfları

27. sözün zeylinde: "Tevrat ve İncil ve Kur'ân'ın medh-ü senâsına mazhâr olan sahâbelere, fazîlet-i küllîye nokta-i nazarında yetişilemez." deniliyor. Sahâbeler Tevrat ve İncil'de nasıl medh-ü senâ edilmiştir?

30.03.2011 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlgili kısım Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:

Enbiyâdan sonra nev‘-i beşerin en efdali Sahâbe olduğu, Ehl-i Sünnet ve Cemâatin icmâı bir huccet-i kātıadır ki, o rivâyetlerin sahîh kısmı, fazîlet-i cüz’iye hakkındadır. Çünkü cüz’î fazîlette ve hususî bir kemâlde, mercûhrâcihe tereccüh edebilir. Yoksa Sûre-i Feth’in âhirinde sitâyişkârâne tavsîfât-ı Rabbâniyeye mazhar ve Tevrat ve İncil ve Kur’ân’ın medh ü senâsına mazhar olan Sahâbelere, fazîlet-i külliye nokta-i nazarında yetişilemez.1 

Yani ehl-i sünnete göre Peygamberlerden sonra insanlığın en üstünü sahâbedir ve bu konuda ümmetin icmâı (fikir birliği) kesin bir delildir. Bazı rivayetlerde geçen üstünlük ifadeleri sadece cüz’î ve özel faziletler içindir; belli bir alanda öne geçmek mümkündür. Fakat küllî fazilet ve genel üstünlük bakımından sahâbeye yetişmek mümkün değildir. Çünkü Kur’ân, Tevrat ve İncil’de övülmüş, Allah tarafından Sûre-i Feth’in sonunda büyük bir senaya mazhar olmuşlardır. Bu sebeple hiçbir veli ve âlim sahâbenin genel makamına ulaşamaz. Fetih Sûresi'nin sonundaki âyet şöyledir:

Muhammed Allah'ın Resûlüdür. Ve onun berâberinde bulunanlar; kâfirlere karşı çok şiddetli, kendi aralarında gāyet merhametlidirler; onları çokça rükû' eden kimseler ve çokça secde eden kimseler olarak görürsün; (onlar)Allah'dan bir lütuf ve bir rıdvân (sâdece O'nunrızâsını) isterler.Secde eserinden olan alâmetleri, yüzlerindedir. Bu, onların Tevrât'taki vasıflarıdır. İncîl'deki vasıfları ise, bir ekin gibidir ki filizini çıkarmış, sonra onu kuvvetlendirmiş, sonra kalınlaşmış da gövdesi üzerine dikilmiştir; (bu hâl) ekincilerin hoşuna gider; (onlar hakkındaki bu benzetme) kâfirleri onlarla öfkelendirmek içindir. Allah, onlardan îmân edip sâlih ameller iş leyen lere bir mağfiret ve (pek) büyük bir mükâfât va'd etmiştir.2 

Âyette Peygamberin (sav) beraberinde bulunanlardan maksat sahâbelerdir. Zaten âyetin devamında onların yani sahâbelerin vasıflarının Tevrat ve İncil'de geçtiğine de atıf vardır. Kur'ân'da bunu haber vermesi, sahâbelerinin vasıflarının Tevrat ve İncil'de geçtiğine kesin bir delil hükmündedir. Bununla beraber Tevrat ve İncil tahrif edilmiş haliyle bile gerek Sevgili Peygamberinizden (sav) gerekse ashâb-ı kirâmdan bahsetmektedir. Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle demektedir:

Altıncısı: ذٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرٰيةِ fıkrası, iki cihetle ihbâr-ı gaybîdir. Birincisi: Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm gibi ümmî bir zâta nisbeten gayb hükmünde olan Tevrat’taki evsâf-ı sahâbeyi haber veriyor. Evet, on dokuzuncu Mektub’da beyân edildiği gibi, âhirzamanda gelecek peygamberin (asm) Sahâbeleri hakkında Tevrat’ta bu fıkra var: “Kudsîlerin bayrakları beraberindedir.”3  Yani, onun Sahâbeleri, ehl-i tâat ve ibâdet ve ehl-i salâhat ve velâyettirler. Bu vasıflarını “kudsîler” yani “mukaddesler” ta‘bîriyle ifade etmiştir. Tevrat’ın pek çok ayrı ayrı lisânlara tercüme edilmesi vâsıtasıyla, o kadar tahrîfât olduğu halde, yine Tevrat, Sûre-i Feth’in مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرٰيةِ hükmünü müteaddid âyâtıyla tasdîk ediyor.4 

Yani Peygamber Efendimizin (sav) ümmî olması sebebiyle Tevrat’taki bilgileri bilmesi mümkün olmadığı hâlde, sahâbelerin vasıflarının Tevrat’ta yer aldığını haber vermesi gaybi ihbarının bir mucizesidir. Tevrat’ta “kudsîler” diye anılan bu topluluk, Hz. Peygamber’in (asm) itaatkâr, salih ve mukaddes vasıflı sahâbelere ve sonra gelecek olan sâlih evliyalara işaret eder. Çokça tahrife uğramasına rağmen Tevrat’ın mevcut nüshaları bile, Fetih Sûresi’ndeki مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرٰيةِ (Tevrat'taki vasıflarıdır) hükmünü çeşitli âyetleriyle tasdik etmektedir. İncil'de sahâbenin vasıflarına dair Bediüzzaman Hazretleri şöyle demektedir:

Yedincisi: وَمَثَلُهُمْ فِي الْاِنْج۪يلِ كَزَرْعٍ اَخْرَجَ شَطْئَهُ فَاٰزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوٰي عَلٰي سُوقِه۪ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغ۪يظَ بِهِمُ الْكُفَّارَ fıkrası, iki cihetle ihbâr-ı gaybîdir. Birincisi: Nebiyy-i Ümmî’ye (asm) nisbeten gayb hükmünde olan İncil’in, Sahâbeler hakkındaki ihbârını ihbârdır. Evet İncil’de, âhirzamanda gelecek peygamberin (asm) vasfında مَعَهُ قَض۪يبٌ مِنْ حَد۪يدٍ وَاُمَّتُهُ كَذٰلِكَ gibi âyetler var. Yani: “Îsâ Aleyhisselâm gibi kılıçsız değil, belki sâhibü’s-seyf peygamber gelecek, cihada me’mur olacak ve onun Sahâbeleri dahi, kılıçlı ve cihada me’mur olacaklardır. O kadîb-i hadîd sâhibi, reîs-i âlem olacak.” Çünkü İncil’in bir yerinde der: “Ben gidiyorum, tâ âlemin reisi gelsin!” Demek oluyor ki; İncil’in bu iki fıkrasından anlaşılıyor ki: “Sahâbeler, çendân mebde’de az ve zayıf görünecekler. Fakat çekirdekler gibi neşv ü nemâ bularak yükselip, kalınlaşıp, kuvvetleşerek, küffâr onları boğacakları vakitte, onlar küffârın gayzlarını kendilerine yutkundurup, kılıçlarıyla nev‘-i beşeri kendilerine musahhar edip, reisleri olan Peygamber-i Âlîşân’ın âleme reis olduğunu isbat edecekler.” Aynen şu Sûre-i Feth’in âyetinin meâlini ifade ediyor.5 

Âyetin meâli şöyledir: "İncîl'deki vasıfları ise, bir ekin gibidir ki filizini çıkarmış, sonra onu kuvvetlendirmiş, sonra kalınlaşmış da gövdesi üzerine dikilmiştir; (bu hâl) ekincilerin hoşuna gider; (onlar hakkındaki bu benzetme) kâfirleri onlarla öfkelendirmek içindir."

İncil'deki bir âyette şöyle denilmiş: O’nun (sav) demirden bir kılıcı olacak. Ümmeti de öyledir. Yani, İncil’de, âhir zamanda gelecek Peygamberin (sav) kılıçla cihada memur olacağı, ümmetinin de aynı şekilde mücadele edecek yiğitler olacağı bildirilir. Başlangıçta zayıf görünseler de bir ekin gibi büyüyüp kuvvetlenecekleri, küfrün baskısına rağmen galip gelip beşeri etkileri altına alacakları haber verilir. Böylece Peygamberlerinin (sav) âleme reis olduğu hakikati ortaya çıkacaktır. Bu durumda sahâbelerde açıkça görülmektedir.

Ayrıca Hüseyin-i Cisrî Hazretleri Risale-i Hamîdiye adındaki kitabında semâvî kitaplarda Peygamber Efendimizin (sav) geleceğini müjdeleyen yüz on dört işaret tespit etmiştir. Detaylı malumat için o kitaba da bakılabilir.

  1. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, s. 163.

  2. Fetih, 48 / 29.

  3. Halebî, es-Sîretü'l-Halebiye, 1:348

  4. Bediüzzaman Said Nursi, Lemalar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, s. 25-26.

  5. Bediüzzaman Said Nursi, Lemalar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, s. 26.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (1)

Sahabe hep arkanızdayız.

23.12.2011

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız