İlgili kısım Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:
Evet, tevhîd-i îmânî, elbette tevhîd-i kulûbü ister. Ve vahdet-i i‘tikād dahi, vahdet-i ictimâiyeyi iktizâ eder. Evet, inkâr edemezsin ki, sen bir adamla beraber bir taburda bulunmakla, o adama karşı dostâne bir râbıta anlarsın. Ve bir kumandanın emri altında beraber bulunduğunuzdan, arkadaşâne bir alâka telakkî edersin. Ve bir memlekette beraber bulunmakla, uhuvvetkârâne bir münâsebet hissedersin. Halbuki îmânın verdiği nûr ve şuûr ile ve sana gösterdiği ve bildirdiği esmâ-yı İlâhiye adedince vahdet alâkaları ve ittifâk râbıtaları ve uhuvvet münâsebetleri var.1
Yani imandan gelen tevhid, yani Allah’ın bir olduğuna inanmak, insanların kalplerinin de birleşmesini ister. Çünkü aynı Allah’a iman eden insanların düşünce dünyaları ve değerleri ortak olur. İnanç birliği (vahdet-i itikad), insanları sadece bireysel olarak değil, toplum halinde de bir araya getirir (Vahdet-i ictimâiye). Aynı dini paylaşan kişiler arasında güven, kardeşlik ve dayanışma duyguları oluşur. Bu yüzden iman birliği, doğal olarak toplumsal birlik ve beraberliği gerekli kılar. Nasıl ki aynı taburda bulunan askerler, aynı üniformayı giymeleri ve aynı komutanın emri altında bulunmaları sebebiyle birbirlerine yabancı kalamazlar. Hepsi aynı hedef için hareket ettiklerinden aralarında bir güven ve arkadaşlık bağı oluşur, biri tehlikedeyken diğeri onu yalnız bırakmaz.
Benzer şekilde, Allah’ın birliğine iman eden insanlar da aynı hedefe, yani Allah’ın rızasına yönelmiş olurlar. Aynı peygambere inanmak, aynı kitaba bağlanmak ve aynı kıbleye yönelmek, kalpler arasında güçlü bağlar kurar. Bu bağlamda Bediüzzaman Hazretleri metnin devamında şöyle demektedir:
Meselâ, her ikinizin Hâlik’ınız bir, Mâlik’iniz bir, Ma‘bûd’unuz bir, Râzık’ınız bir, bir bir, bine kadar bir bir. Hem peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir, bir bir yüze kadar bir bir. Sonra köyünüz bir, devletiniz bir, memleketiniz bir, ona kadar bir bir. Bu kadar bir birler vahdet ve tevhîdi, vifâk ve ittifâkı, muhabbet ve uhuvveti iktizâ ettiği...2
Müslümanların bu kadar ortak bağlarının bulunması aralarında yardımlaşmayı, fedakârlığı ve birlik ruhunu doğurması gerekmektedir. Nasıl ki bir orduda birlik bozulursa düzen ve güç kaybolur, iman birliğinin zayıfladığı toplumlarda da huzur ve dayanışma azalır. Bu nedenle tevhid inancı, sadece şahsî kabulle sınırlı kalmayıp kalpleri birleştiren ve toplumu ayakta tutan güçlü bir temeldir.
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 109.
Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 109.

